Akif, geçmişin hatırı için bugüne sövmez miydi?

İsrafil K.KUMBASAR

Kimileri iddialı bulabilir belki ama, ölümünün 74. yıldönümünde şükranla andığımız Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy bugün yaşıyor olsaydı eğer, ‘geçmişin hatırı’ için kalkıp ‘bugüne’ rahatlıkla sövebilirdi.
O ki, sırtında ‘emanet palto’ ile yaşadığı günlerde, İstiklal Marşı nedeniyle kazandığı 500 lira ödülü, ‘kuruşuna dokunmadan’ Hilal-i Ahmer’e bağışlamış bir yüce kişilikti.
Günümüzdeki talanı görse; ‘Yağma Hasan’ın böreğine ‘kimlerin’ nasıl çöreklendiğini seyretse, ciğerlerini ‘hırs’, ‘ihtiras’, ‘enaniyet’ bürümüş bu güruh karşısında yemin billah gözünü yumar, ağzını açardı.
Evet, kuşkunuz olmasın, o gerçek bir şairdi ve ‘geçmişin hatırı’ için yapardı bunu.
Gelin görün ki, ar damarı çatlayanların ondan çıkaracakları ‘tek ders’, alacakları ‘tek öğüt’ kalmamış. İşi laf kalabalığına vurup, ‘göz boyamaya’ kalkıyorlar.
Dün “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” diyen Akif, keşke bugünü görseydi, kim bilir ‘ne hikmetli sözler’ dökülürdü dudaklarından.

* * *

Bir kere şirazesinden çıktı mı kavramlar/kurumlar, yıkımın önüne geçmek öyle kolay olmaz.
Niyet ‘bağcıyı’ dövmek olunca, hırsız fenerleri elbette ‘görülmek istenilen’ yerleri aydınlatır. Tablonun ‘tamamı’hiçbir şekilde halkın önüne konulmaz. Bir parça oradan, bir parça buradan. Tevatürler, söylenceler, fısıltı gazetesi, şehir efsaneleri.
Nasıl Akif’in ‘görmek istedikleri’ yönünü görüp, diğerlerine ‘kör ve sağır’ kalıyorlarsa, aynı şeyi ‘diğer milli şahsiyetlerimiz’ için de yapıyorlar.
Buyurun ‘demokratik özerklik’ teraneleriyle ortaya atılan iddialara bir göz gezdirin:
- “Efendim, Atatürk Kürtlere özerklik verecekmiş. Bu konuda hazırlanan 18 maddelik bir kanun tasarısı TBMM’nin 10 Şubat 1922 tarihli oturumunda hararetli bir şekilde tartışılmış.”
Kim üfürüyor bu palavraları?
Dönemin İstanbul’da bulunan Britanya Komiseri Sir Horace Rumbold. Hazret memleketine bir rapor gönderip, durumu hükümetiyle paylaşıyor:
- “Kürtlere özerklik verilecek.”
Bir bakıyorsunuz her konuda Atatürk’e diş bileyen bölücü güruh, bir anda onun arkasına sığınıp ‘özerklik’ kotarma peşinde.
Tıpkı kimilerinin Akif üzerinden vatandaşı ‘afyonlamaya’ çalışması gibi.

* * *


Talancıların Akif’i yarım yamalak anlamaları misali, bölücülerde de birden bire ‘Atatürk’e itibar etme’ sevdası peydahlanıyor.
Öyle ya, Mustafa Kemal, özerklik verecekmiş.
Peki işin aslı ne, dayanak, belge, tanık?
Tanık sadece İngiliz Rumbold. Onun raporları. Herhalde biz olacak değildik, öteden beri bu bölücülük işini ‘kim kaşıyor’ ise, şahitliği de o yapacaktı.
İyi de ‘TBMM zabıtları’ ne diyor bu konuda? Elin adamını durduk yerde niye ‘yalancı’ diye yaftalıyoruz. Eğer Meclis’te böyle bir toplantı yapılmışsa ‘gizli ya da açık celsenin tutanakları’ ortaya konulur, durum aydınlığa kavuşur.
İşte film tam bu noktada kopuyor. Zira o toplantının yapıldığı söylenen 10 Şubat 1922 tarihi, Cuma gününe denk geliyor. Malum 1922’de Cuma günleri ‘resmi tatil’ ve Meclis’in ‘toplantı halinde olması’ da mümkün değil.
Görülüyor ki, ortada ne bir görüşme, ne zabıt, ne de ‘özerklik’ konusu var.
Ama bölücülerin kadim dostu İngiliz istedikten sonra, olmayanı ‘olmuş gibi’ göstermek işten bile değil.
Yıllardır, ‘sözde soykırım masalında’ da aynı taktik uygulanmıyor mu?

* * *


Bütün bunları niye mi anlattık?
‘Milli Şairi’ emanet palto ile dolaşan, ‘Milli Kahramanı’ vatanı düşman işgalinden kurtarmak için bin bir badire atlatan bir ülkenin geldiği noktanın görülmesi için.
Sahi, Akif yaşasaydı eğer geçmişin hatırı için ‘bugüne’ söver miydi, sövmez miydi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş