Akıl ile siyaset birleşmeli!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

TBMM’de “açılım”ın ön görüşmeleri aklını kaybetmiş bir Türkiye görüntüsü verdi. Bu görüşmelerde milletvekillerinin takındığı tavır bir kez daha Türkiye’de demagoji, polemik, popülizm, hırs ve ithamın siyaset olarak algılandığını göstermiştir. İçeriği üsluba feda eden, kendini ifade etmekten aciz, yüzeysel ve kabadayı tavır Türkiye’ye yakışmamıştır. Siyasilerin akıl dışı bu tutum ve tavırları için elden “Allah, akıl, izan versin” demekten başka bir şey gelmiyor.
Bu nedenle siyasetin sığ alanından çıkarak bu yazımızda siyasetin değil aklın bütün dünyada nasıl kullandığına yerimiz el verdiğince değineceğiz. Çünkü Türkiye’nin bugün her şeyden daha çok akıl’a, akıllı olmaya ve orta akıla ihtiyacı vardır.


Akıl en büyük sermayedir!
Bugün dünyada toplumlar akıl stokunu kullanma ve değerlendirme yeteneği oranında başarılı olabilmektedir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin insanların akıl stokunu en üst seviyede kullanabilen ülke olmalarının nedeni de budur. Bir ülkenin, toplumun ya da kurumun başarısı için akıldan daha büyük bir sermaye düşünülemez.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nin Başkanı böylesine büyük ve karmaşık bir savaşı yönetmeye kendi aklının yetmediğini, savaşı etkin bir biçimde yönetebilmek için kendisine yardımcı olunmasını istemişti. Başkanın bu isteği doğrultusunda bir “akıl tröstü” oluşturulmuş ve onların belirlediği strateji ve politika başkan tarafından başarılı biçimde uygulanmıştır. Bugün bütün gelişmiş ülkelerde çeşitli “stratejik enstitüler”, “araştırma merkezleri” ya da “danışmanlıklar” vb. ofisler tamamen bu amaca yönelik olarak faaliyet göstermektedirler.


Aklından başka akıl beğenmeyen siyasetçiler!
Dünyada hemen hemen bütün toplumlarının insana yönelik olarak yapmış oldukları yatırımın temelinde de bu düşünce vardır. Aklından başka akıl beğenmeyen siyasetçilerin, çevresindekilerin aklını kullanmasını beceremeyen liderlerin ve kendi aklının önemini kavrayamayan kişilerin başarısızlık için başka hata yapmalarına gerek yoktur.
Örgütlerin uğraştığı her alanda aklını profesyonalize edebilmiş uzmanların kollektif bir biçimde aldıkları kararlarla örgütlerin yönetilmesi anlayışına Galbraith’in isimlendirmesiyle “teknostrüktür” denmektedir.
Bir çeşit akıl şirketi olarak niteleyebileceğimiz bu anlayışı bütün kurumlara ve yapılara uygulamak mümkündür. Aslında bugün örgütlerin yönetiminde kimin olduğundan çok; kurumların kiminle ve nasıl yönetildiği önem arz etmektedir. Bilgiyi, uzmanlığı, deneyimi örgütleyen ve bir akıl stoku oluşturmasını beceren yöneticilerin başarısız olmaları düşünülemez. Örgütleri yönetenler yanlışlara kaynağına göre değer biçmeden “hayır” demesini bilen özgür iradeli, evcilleştirilemeyen kişileri mutlaka yönetimde etkin kılmalıdır. Zira eksiğini ve hatasını düşmanından ya da rakibinden önce fark eden bir yönetimin sırtını yere getirmek mümkün olmayacaktır. Türkiye’deki siyasette eksik olan budur. Akılla ve bilgiyle siyaset birleşince TBMM’deki kötü görüntülerden ülke kurtulacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları