AKP neydi, ne oldu

A+A-
Ergun KAFTANCI

İKİ bin ikide AKP iktidara geldiğinde nasıl bir partiydi hatırlayın...

   ANAP'ın taklidi şeklindeydi...

    İçinde her görüş ve düşünceden insan vardı...

    Cins cins toplandılar...

    İslamcılara ek olarak liberaller, ılımlılar, milliyetçiler, hatta sosyalist görüşlere sahip olanlar...

    Hepsi bir araya geldi...

    ...........................

    Turgut Özal'ın siyasette reform anlayışıyla kurduğu dört eğilimli partinin bugün yerinde yeller esiyor...

    Olsun...

    ANAP ve Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan'a da esin kaynağı oldu ya, siz ona bakın...

    Sonuçta AKP de dört ayaklı doğdu...

    ...........................

    Partide, bu dört eğilime mensup isimler hâlâ var...

    Ama hepsi susmuş ve bir köşede pısmış durumda...

    Sessiz ve sakin duruyorlar...

    Çünkü parti, kurulduğu günlerdeki geniş hoşgörüden uzaklaşmış halde...

    Kimse, eğilimini ve tercihini belli etmek istemiyor...

    Yine kimse, ses çıkararak ve kafa kaldırarak "Persona Non Grata" yani istenmeyen adam olmak niyetinde değil.

    Aksini yapan, siyaseten "Kıç altı" olacağını biliyor!

    ...........................

    AKP artık salt İslamcı olanların yönetimine girmiş bir partidir...

    Olağanüstü kongreye, bu kesimin ağırlığı altında gidiliyor...

    Mevcut üst düzey kadroya dikkatli bakan herkes, partinin nasıl bir yönetimin eline geçmek üzere olduğunu kolayca görebilir.

    ..........................

    Kişiler gibi kurumların da manevi dünya anlayışı olabilir.

    O anlayışa bağlı olarak yürüyebilirler...

    Ancak bu yürüyüş, başkalarını dışlayarak, ezerek ve görmezden gelerek yapılamaz...

    AKP bugün öyle yürüyen bir siyasal kuruluş haline geldi...

    ...........................

    AKP'ye ilişkin benzetmem de şu...

    Tek kanatlı uçak uçamaz, "Küütt" diye düşer!

    ..........................

       Yabancı gözlemciler ise AKP'nin geldiği noktaya bakarak yaptıkları değerlendirmelerde, iktidar partisinin 2002'den bu yana yaşadığı değişimleri ve partide İslamcılığın ağırlık kazanmasını Erdoğan'ın izlediği iç ve dış politikalara bağlıyor...

     Yanlış ya da doğru...

     El âlemin görüşü de bu!

 

*

 

Galiba ters işler yapıyoruz

       İNSANLARIN hayatında tutkular olabilir...

      Mesela benim yığınla tutkum var...

      Kız torunuma "Tutku" adının verilmesini çok istedim; lakin babası, "Naz" adını seçti, tutkum da şekillenmemiş olarak dilime yapışıp kaldı...

      Bir başka tutkumu ise gerçekleştirmeyi başardım...

      Rahmetli anama bakarak yapımını öğrendiğim her çeşit yemeği, profesyonel bir aşçı kadar hızlı, lezzetli ve herkesin damağına hoş gelecek şekilde üretebiliyorum...

      Böylece çocukluğumdan bu yana tutkularımdan birini gerçekleştirmiş oldum...

      İnsan yemek yaparak da mutlu oluyormuş...

      ..........................

      Bazılarının fıtratında -Yaradılışında- liderlik tutkusu vardır.

      Kalabalıkları yönlendirmek isterler...

      Bunların içindeki toplumu yönetme tutkusu hiç eksilmez, zamanla artabilir de...

      Evini, spor severse spor kulübünü, sosyal hayatı seviyorsa mesela "Bülbül Sevenler Derneği"ni, siyasetçiyse mensubu olduğu partiyi, ya da ülkeyi yönetmek tutkusundan kendilerini alamazlar...

       ..........................

      Başbakan Ahmet Davutoğlu'un da partiyi ve ülkeyi yönetme tutkusu o kadar güçlü değilmiş...

      Bırakıp gitmesinden bu anlaşılıyor...

      Ama Recep Tayyip Erdoğan'da yönetme, hem de bir başına yönetme tutkusunun çok güçlü olduğunu söylemek mümkün...

      ..........................

      Dediğim gibi tutku, fıtratla bağlantılı...

 

*

 

DERKENAR

      KEMAL Kılıçdaroğlu henüz belli etmedi ama Devlet Bahçeli'nin fıtratında da oturulduğu koltuktan kalkmama ve MHP'yi tek başına yönetme tutkusu ağırlıklı olarak mevcut... Evlenmeyip bekâr yaşamakta ısrar etmek de tutku mudur bilemiyorum. Onu da psikologlara soracağım!

 

*

 

Şimdiki sorular bunlar

      21. YÜZYIL'da milletlerin çoğu demokrasiye koşarak gitmek uğruna can veriyor. Biz ise geri vitese takıp tersine gitmeye ve demokratik zeminden uzak kalmaya çalışıyoruz. Yaptığımıza ne denir, bize de hangi isim yakıştırılır...

      İkincisi...

      Son gelişmelere bakarak şunu da cevaplamak lâzım...

      Bu anlayışla çağdaş demokrasiye ulaşabilir miyiz?

 

*

 

Sonunda TIR'lattılar

       YURTTAŞA "Gavat" (*) diyen vali var ya...

       Halen Sakarya'da görev yapıyor...

          ..........................

       Yurttaşa hakaret eden valinin korumaları da acayip...

       Acayip olmayan zaten acayip işler yapmaz!

       Nitekim korumalar, görevde olmadıkları sırada ağır aksak giden ve polis aracına yol vermekte geciken TIR'a mermi yağdırmış...

       Aracın lastiği patlamış; şoför marifetliymiş ki aracını devirmeden durdurabilmiş...

       ..........................

       Hatırlatalım; polis kovboy değildir, sığır çobanı ruhu da taşıyamaz...

       Anlaşılan korumalar validen esinlenmiş, tırlatmış ve silaha sarılmış...

       ..........................

       Orasının Teksas olmadığını, Sakarya olduğunu bunlara kim hatırlatacak acaba!   

 

(*) "Gavat" sözcüğü af buyrun, "Pezevenk" anlamındadır.  

 

*

 

BİR SÖZ

         TAŞ, bin bahar da görse asla yeşermez, filizlenmez...

 

 

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları