AKP ve MHP: İradelerin mücadelesi

A+A-
Özcan YENİÇERİ

AKP ve MHP iki siyasi görüş ya da partiden daha çok aslında iki ayrı zihniyettir. Dünyaya, tarihe, coğrafyaya, eşyaya ve hayata iki ayrı bakıştır. Her iki siyasi anlayışın arasındaki fark siyasi olmaktan daha çok kültüreldir.
Doğrusu vatan, millet, egemenlik, bağımsızlık ve tarih bilincine sahip olmayan neoliberal odaklar için bu iki zihniyet temelde  “değişme ve statüko”, küresel gelişmeleri anlamak ya da anlayamamak noktasında düğümlenmektedir. Bu anlayışlardan birisi  “bizim için sınırlar değil insanlar önemlidir!”. “Bizi kimin yönettiği önemli değil nasıl yönettiği önemlidir”, “Vatan dediğin de nedir...”  ile başlayan cümleler kuran anlayıştır. Bu anlayış ölçü olarak parayı, gücü ve sahip olmayı alır. Bu anlayışa sahip olanlar her şeyi ticaretin ve kârın konusu olarak görürler. 


Evrensel (!) irade
Siyasi görünen bu iki zihniyetin arasındaki farkı, değerler konusundaki git-geller arasındaki farklara indirgemek mümkündür. Bunlar süreklilik ile geçicilik, aşırı güven ile aşırı ihtiyat, yabancılık ile yerlilik, kendisi olmak ile yabancıya tabi olmak, karar vermekle verilen kararlara uymak arasındaki fark gibidir.
Zihniyetin bu yanında, yerine göre kimlik edinen bir anlayış vardır. Bu hem karşıt hem yandaş hem o, hem bu olabilen bir anlayıştır. Bu anlayışta ABD’nin küresel ihtiyaçları için Orta Doğu’yu dizayn etmeyi amaçlayan BOP’un eş başkanlığı da üstlenilebilir; yerine göre İsrail Cumhurbaşkanı’na “One Minüte” de denilebilir. Yine bu yaklaşımda referandumda “evet” oyu verenler hem “darbeci”dir, hem de “saygıya değerdir”. Devamla bu anlayışta “Bu böyle biline!” söylemiyle demokrasi savunusu da yapılabilir. Savunulanlar ise gerçekte evrensel (!) iradedir.


İradenin millisi!
Anlayışın diğer yanında ise milletin varlığını, ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini öncelikli tutan bir zihniyet vardır. Burada  “her insanın bir bedeli” yoktur, aksine insan burada fiyatı olmayan varlıktır. Ülke ve vatan gibi kavramlar burada ticaretin konusu hiç değildir. Yine burada önem “sahip olmaya” değil “olmaya” verilir. Bu nedenle burada ülke pazarlanmasından söz edilmez. İnsanlar hem kendilerini kimin yönettiğini hem de nasıl yönettiğini önemserler. İnsan “kâinatın özü” olarak kabul edilir ama kendi insanını yabancının umuduna bırakmamak için burada sınır da önemsenir.
Zihniyetin bu yakasında kimlik önemsenir. İnsanlar büyük babalarına ad bulmak gibi bir gayret içine girmezler. Devlet ile millet, din ile devlet, insan haklarıyla insan, demokrasi ile güvenlik, Türk’le Kürt burada birbirinin alternatifi ya da karşıtı olarak algılanmaz. Bu anlayışta hiçbir surette araçların amaç, parçaların bütün yerine konulmasına izin verilmez.
Sonuçta kendi kararlarını vermeye gücü yeten, başkaları tarafından ihraç edilen kararlara yüz vermeyen, kendi varlığında muhtaç olduğu kudreti bulan, yabancıların ihtiyaçları ve çıkarları için bağırıp çağırmayan irade sahibi millidir. Bu tür bir iradeye karşı oluşmuş bir yabancılaşmış yerli iradesi de vardır. Görüntüsü başka gerçeği başka, söylemi başka, eylemi başka olan bu irade dış destekli, dışarıdan yönlendirmeli bir iradedir. Mücadele bu iki irade arasında vuku bulmaktadır. Halk ise bu irade mücadelesini parti mücadelesi olarak izlemektedir. Sonuç alabilmek için, halka iradelerin mücadelesi doğru anlatılmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları