AKP’de herkes var Türk’ün adı bile yok

A+A-
Arslan BULUT

Gerek Tayyip Erdoğan, gerekse Ahmet Davutoğlu, AKP’nin olağanüstü kongresinde, tarihe sığınarak kendilerine bir misyon biçtiler. Dikkat edilirse, devletin tarihini 1071’den başlatıyor ve Alparslan’ın ordusundaki etnik grupları veya 23 Nisan 1920’deki Büyük Millet Meclisi’ndeki etnik unsurları zikrederek, bunların Türk adı altında toparlanmasına karşı çıktıklarını beyan ediyorlar. 

Mesela Tayyip Erdoğan, “İlk Meclis’teki muhteva tam anlamıyla bir Türkiye manzarasıydı. Orada Türkler vardı, Kürtler vardı, Araplar vardı, Çerkezler vardı, Arnavut vardı, Boşnak vardı, Sünniler vardı, Aleviler de vardı. Milletin bütün unsurları, kurtuluş savaşını sevk etmek için gönül birliği yapmışlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin mayası işte orada atılmıştı” dedi. Atatürk’ün  “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Milleti denilir”  tanımını kabul etmediğini ise şöyle belirtti: 
“Sonraki yıllarda devlet,vatandaşın her şeyine karışmaya, her şeyini düzenlemeye, hatta kılık kıyafetini, müziğini dahi şekillendirmeye çalıştı. Tek tip bir millet oluşturulmak istendi. Adeta tornadan çıkmış gibi, şeklen, fikren her biri birbirine benzeyen fertler imal edilmek istendi. O kadar ki bütün farklılıklar reddedildi. Etnik kökenler, diller, inançlar, değerler reddedildi. Farklı olana tahammül edilemedi. Farklı kıyafete, farklı düşünceye, değerlerin, inançların yaşatılmasına müsaade edilmedi. Bu neyi getirdi? Devlet ile millet arasındaki mesafe açıldı. Devlet milletinden uzaklaştı; millet de devletinden uzaklaşmak zorunda bırakıldı. Ret, inkar ve asimilasyon; bu tür politikalar geliştirildi, 780 bin kilometrekare üzerinde hemen her fert için bir zulme dönüştü bu.” 
Bugün Abdullah Öcalan’ın  “redçi, inkârcı politikalar”  diyerek teröre gerekçe gösterdiği sebepler de işte bunlardan ibarettir.
HHH
Erdoğan, “Başbakan olarak son günümde, AK Parti’nin Genel Başkanı olarak son dakikalarımda, buradan, bizi sevsin ya da sevmesin 77 milyonun her bir ferdine bir kez daha ben musafaha için elimi uzatıyorum”  dedi. Davutoğlu da  “Bizim iktidar olduğumuz Türkiye’de hiç kimse şu veya bu gerekçeyle bir daha ötekileştirilemeyecek. Tarihdaşlığımız, kaderdaşlığımız korunacak. Eşit vatandaşlık hukuku daima önde ve temel ilke olarak benimsenecek” dedi ama muhalif basının bu arada Yeniçağ’ın da kongreye davet edilmemesi ile el uzatma konusunda samimi olmadıklarını gösterdiler. 
Erdoğan,  “Kutuplaşma ile muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Sokaktan medet umarak, Türkiye düşmanı hainlerle iş birliği yaparak muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Muhalefet partileri, gerilimi tırmandırmak suretiyle bugün oy toplayabiliyor olabilirler ama bu tarz, Türkiye’ye zarar veren, sürdürülmesi de mümkün olmayan bir tarzdır” derken bugüne kadar kendi yaptıklarını özetlemiş oldu. 
“Müslüman Cumhurbaşkanı seçiyoruz” kutuplaştırma değil miydi? 12 Eylül 2010 referandumunda  “Alevi hakimler gidecek, Müslüman hakimler gelecek” sloganı hem tekfir hem kutuplaştırma değil miydi? Alevi hakimleri gönderdiniz, cemaatçi hakimler geldi, işler arapsaçına döndü değil mi? 
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç,  “Bir
Cumhurbaşkanının bir siyasi parti kongresinde, o partinin genel başkanıymış gibi konuşması, kongreyi açması, yönlendirmesi hukuka meydan okumaktır, hukuk tanımazlıktır. Onun için bugün yapılan AKP kongresi yasal dayanaktan yoksundur”  dedi. 
Bu hukuk dışı kongre, ileride başlarına çok iş açacak, bu kesin ama daha da önemlisi Rıfat Serdaroğlu’nun, Ahmet Davutoğlu’nun etnik kökeni hakkında öne sürdüğü iddialardır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları