AKP'nin hukukla imtihanı!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

AKP için  “kapatma” istemiyle dava açılmasının arkasından Başbakan Erdoğan ve partililerin söylemleri, bu partinin anayasal demokrasiyi sindirmekten ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Kapatma davasıyla ilgili olarak “Hedef AKP değil, millet iradesidir”, “Ergenekon’un intikamı”, “Türkiye’nin ileriye gitmesini istemeyen kişilerin işi”,  “kin ve garaz iddianamesi” türünden garip ve devlet sorumluluğundan uzak ifadeler kullanılması bunun kanıtıdır. AKP cenahı, başta Başbakan olmak üzere iktidarlarının her türlü hatadan münezzeh olduğunu düşünüyorlar. Bir an bile  “nerede hata yapmıştık”  sorusunu kendilerine sorma cesaretini gösteremiyorlar. Sorunu  “Ergenekon operasyonu” na bağlamak da topu taca atmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.
İktidar için oy ile birlikte siyasi meşruiyet de gereklidir. İktidarların hukukun temel ilkelerine, anayasal düzene ve demokratik ilkelere uygun icraatlarda bulunması da esastır. Savcının iddianamesi karşısında AKP yetkililerinin gösterdiği davranış, suçüstü yakalanmış insan telaşına benzemektedir.

Öfkeyi  “hitabetin” , hakareti  “siyasetin” , meydan okumayı “iktidar” olmanın gereği sananların elinde Türkiye’nin nerelere sürükleneceğini düşünmeye bile gerek yoktur.  “Baş koymak” ,  “beyaz çarşafla yola çıkmak” ,  “Bu dava, misyon için gerekirse canımızı vermeye hazırız”  sözleri demokratik kültüre sahip insan üslubu değildir. Hırçın, öfkeli ve saldırgan üslupla ülke yönetilemez, ancak savaş yapılır! Siyasi iktidarın kaynağı millettir. Milletin iradesine saygı ne kadar önemli ise hukuka, yasalara ve kurallara saygı da o kadar önemlidir.

Anayasal demokratik sistemlerde hiçbir kurum ya da kuruluş, yasal denetim dışında değildir. Hiç kimsenin yasalardan almadığı hakkı kullanması da söz konusu değildir. Hele hele kimse milletten aldığı yetkiyi milletin ve hukukun aleyhine kullanmaz. Ayrıca milletin iradesinin, kişisel ya da art niyetli emellerin aracı olarak kullanılması da suçtur. Demokratik hak ve özgürlükler ise nihayetinde demokrasi ve özgürlükleri kısıtlamaya neden olacak biçimde düşünülemez. İktidarın bütün icraatlarını anayasal düzeni korumakla görevli kurumlar denetler. Yargı bu kurumların başında gelir. Demokratik hukuk devletinde ’kuvvetlerin ayrılığı’ ilkesinin doğal sonucu olarak yargı bağımsızdır. Hiç kimse yargıya emir veremez, meydan okuyamaz, kendisini yargının ve hukukun üstünde göremez!

Kaldı ki iktidarın Türkiye’yi  “kayıtsız şartsız” , paldır/küldür sözde sokmaya çalıştığı AB de bu tür davaların açılabileceğini öngörüyor. Örneğin:  “Demokratik rejimi tehlikeye sokacak siyasi projesi bulunan ve/veya siyasi amaçlar için gerektiğinde şiddete başvurmayı amaçlayan siyasi parti için kapatma yaptırımı”  İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı değildir. Hatta bir partinin  “ırkçılığı, terörü, yabancı düşmanlığını, şiddeti, şiddet çağrısını teşvik etmesi veya hoşgörüsüzlüğe dayanması”  halinde bile İHAS’ın 11. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasındaki düzenlemeler gereği parti kapatılması söz konusu olabilmektedir.

Elbette parti kapatmak sorun çözmez. Halkın getirdiğini halkın götürmesi, çok daha demokratik bir süreçtir. Ancak her türlü mücadelenin de hukuki zeminde verilmesi esas olmalıdır. Bu aşamada  “Başsavcı’yı By-Pass Planı”  hukuku By-Pass anlamına gelir. Böyle bir gelişmenin sonuçlarını tahmin etmek bile ürperticidir. Hukukla kavga olmaz! AKP, ya hukukla olan imtihanını kazanacak ya da tarih olacaktır!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları