AKP’nin kaseti satmadı

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

MHP Genel Başkan Yardımcısı, Prof. Dr. Semih Yalçın kasetli komplonun ardından yaşanan istifalarla zor bir sürece girdiklerini kabul ediyor, ancak “En iyi hakem millet oldu. Şer odaklarının kaset tezgahı satmadı. Hak batıla üstün geldi” diyor.

Olağan koşullarda bu röportajın konuğunu  “MHP Genel Başkan Yardımcısı, Gaziantep Milletvekili Adayı Prof. Dr. Edip Semih Yalçın” diye okkalı bir unvanlar dizisiyle tanıtmam gerekiyor size. Ama ben  “Semih Hoca”  demek istiyorum özetle. Çünkü partili-partisiz, genç-yaşlı, siyasi veya gazeteci hemen herkes öyle hitap ediyor kendisine.
Kasetti, komploydu, istifalardı derken; MHP’nin 16 kişilik Başkanlık Divanı’ndan geriye kalan 6 isimden biri  “Semih Hoca” . Haftalardır bir ayağı seçim bölgesi olan Gaziantep’te, diğer ayağı ise partisine dönük saldırılarla mücadele etmek, MHP Genel Başkanı’na destek verebilmek üzere Ankara’da.
Haliyle biz de buradan başlıyoruz konuşmaya; art arda yaşatılan onca travma sonrasında nasıl bir ruh haliyle indi MHP meydanlara?


Korku imparatorluğuna geçit yok
Semih Yalçın kasetli komplonun ardından yaşanan istifalarla parti olarak zor bir sürece girdiklerini kabul ediyor.  “Hiç paniğe kapılmadan, yılgınlığa düşmeden derhal millete müracaat etmişler”  anlattığına göre.  MHP Genel Başkanı’nın “Devlet yok, millete gidiyorum” vurgusunda gönderme yaptığı gibi  “En iyi hakem millet” olmuş MHP için bu süreçte.  “Millet bu zor dönemde yanımızda oldu” derken, bunun sağlanmasında en büyük payın Devlet Bahçeli’ye ait olduğunu ifade ediyor Yalçın:
 “Devlet Bahçeli, kararlı ve tavizsiz duruşuyla milletimizin gönlünde bir kez daha taht kurdu. Sabırla ve ısrarla haklılığımızı ve partimize saldırıların asıl sebeplerini anlattı. Bunda başarılı da oldu. AKP’nin ve tezgâh peşindeki şer odaklarının kasetleri satmadı.”


Hak batıla üstün geldi
MHP Genel Başkanı Bahçeli  “Kasetler MHP’nin oyunu arttırdı” söylemini hakaret sayıyor ama bu yaşananlardan sonra hem parti tabanında bir kenetlenmenin, hem de MHP dışındaki kesimlerden partisine dönük bir sahiplenmenin oluştuğunu da inkar etmiyor.
Haftalardır sahada olan Yalçın’ın gözlemini merak ediyorum. Hakikaten de MHP etrafında milletçe yaratılan bir koruyucu hale mi var son zamanlarda?
Yalçın “Yurdun dört bir yanında yükselen ’İnadına MHP’ sesleri” ne işaret ediyor önce;
 “Gaziantep’te de bu yönde ciddi izlenimler edindim. Halk MHP’nin mağdur edilmek istenmesinin arkasındaki sebepleri ciddiye alarak partimize yönelecek. Çağrı Merkezi’mize, halkın kirli oyunları gördüğü, MHP’ye sempati duymayanların bile bu defa oylarını partimize vereceği yönünde birçok mesaj geliyor. Sağduyu, şer odaklarının kötü niyetlerini boşa çıkarmış, Hak, bâtıla üstün gelmiştir.”
 “Kişisel dokunulmazlığın çiğnenmediği bir Türkiye için mücadelemiz sürecektir”  diyen MHP Genel Başkan Yardımcısı kararlı:
 “Türkiye’de adaletin, hakkaniyetin hükümran olması için ne gerekiyorsa yapacağız. Hukuk devletinin kâmilen tesisine çalışacağız. Türkiye’nin bir korku imparatorluğu hâline gelmesine, çıkar elitleri ve diktatörler tarafından yönetilmesine izin vermeyeceğiz.”


MHP’nin ilhamı Atatürk’ten
Önce referandum, ardından da genel seçimler. Cumhuriyet tarihinin iki kritik eşiğinde de MHP vardı hem iktidarın hem de medyanın hedefinde. Bunu, MHP’nin,  “Millî devlet anlayışına karşı örülen siyasi duvarı yıkabilecek yegâne parti”  olmasına bağlıyor Yalçın.
 “ MHP özü unutturulmak istenen Türk milletinin hafızasını koruyan bir partidir”  deyip Atatürk’ün milliyetçiliği devletin temel felsefesi hâline getirdiğini hatırlatıyor ve ekliyor:
 “Bundan geriye dönüş mümkün değildir. Atatürk, ilerici, modernisttir; onun milliyetçiliği de çağımızın gereklerine uygundur. Bize azınlık hakları, etnik kimlikler gibi ayrıştırıcı anlayışları dayatan Batı dünyası ve onun yerli işbirlikçileri, milletimizin gözünden önemli bir ayrıntıyı kaçırmaya çalışmaktadır. O da şudur: Millî devlet kavramı, gelişmiş Batılı ülkelerde de genellikle rejimin belirleyici karakteri olarak yerleşmiştir. Fransa’da hangi kökenden olursa olsun, herkes Fransız’dır. Bu Almanya’da, İtalya’da ve İngiltere’de de böyledir.”


AKP’nin hayali Türk’süz Türkiye
 “MHP dönüştürülüyor”  iddiaları  “safsatadan ibaret”  Semih Yalçın’a göre. Ancak “MHP’siz Meclis” senaryosunun ciddiye alınmasından yana:
 “İktidardaki AKP, küresel güçlerin emrine girenlerce kurulduğu için, gayri millî fikir ve eylemlerin odağı hâline gelmiştir. AKP, 12 Haziran seçimlerinden sonra Meclis’te yeterli çoğunluğu sağladığı takdirde, Türk devletini Türk’süz bir Türkiye’ye dönüştürmeyi, ekseninden kaydırmayı deneyecektir. Bunun yolu da postmodern sivil darbeden, bir anayasa değişikliğinden geçmektedir. MHP, Meclis’e güçlü bir şekilde girerse AKP bu ham hayalini gerçekleştirme imkânı bulamayacaktır. Bütün mesele budur.”
 “Millî devletten vazgeçmek için ya deli olmak lâzımdır, ya da hain” diyen Yalçın,  “sömürge tipi aydınlar” ın tarihi hatalarını tekerrür yolunda oldukları uyarısında bulunuyor:
 “Osmanlıdan günümüze uzanan zararlı fikir akımlarının kırıntılarıyla beslenen sömürge tipi aydınlar, Cemil Meriç’in deyimiyle ’itibarları menşelerinden gelen’Avrupalı izm’lerin dayanılmaz hafifliğine ve çekiciliğine kendilerini kaptırmıştır. Bazıları Türkiye’nin girift sorunlarına çözümü, denenmiş ve zararı anlaşılmış rejim ve fikirlerde aramaktadır. Hâlbuki Cevdet Paşa’nın dediği gibi,” mücerrebi tecrübe eden nâdim olur “, yani denenmişi deneyen pişman olur.”


İstanbul hükümetinden farksızlar
 “MHP’siz bir Meclis”  siyasi lügate girdi de net olarak bunun karşılığı ne sorumuzu?
 “MHP’siz Meclis iktidar sahiplerine devleti ve milleti tehlikeli mecralara sürükleme yolunu açacaktır”  diye cevaplıyor Yalçın;
 “Türkiye, Cumhuriyet kurulalı beri en ciddi bölünme ve ayrışma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bazı aymazlar hâlâ meselenin ciddiyetinin farkında değildir. Bazı kesimlerse bilerek buna çanak tutmaktadır. Bilinmelidir ki zehri teneke kupayla sunmazlar. Ama bir kere içtikten sonra zehir kana karışır ve iş işten geçer. MHP Türkiye’ye kast eden şer odaklarınca damarlarımıza akıtılmak istenen kirli karışımların panzehiridir. Bu millet kendi ölüm fermanını imzalamayacaktır. Bir tarihçi olarak, vaktiyle Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da bağımsızlık meşalesini tutuşturduğu zaman, kendisine ve dava arkadaşlarına da kuvvacı, milliyetçi, maceraperest, hattâ hain damgası vurulduğunu hatırlatırım. Millî Mücadele kurmayları için idam fermanları çıkarılmıştır. Dönemin İstanbul Hükümeti de bugünküne benzer şekilde vatanın kurtuluşunu düşmanın tavsiye ve projelerinde aramıştır. Durum maalesef bugün de aynıdır.”

KİMDİR?

1958 yılında Sivas’ta doğan Edip Semih Yalçın ODTÜ’de başlayan yüksek öğrenimini  “darbe yılları”  dolayısıyla aralıklarla Gazi ve Ankara Üniversiteleri’nde sürdürdü. Gazi Üniversitesi’nde Tarih Bölüm Başkanlığı görevini yürüten Yalçın, MHP MYK üyeliğine seçildiği 1998 yılından bu yana aktif siyasetin içinde. MHP Başkanlık Divanı üyesi olan Yalçın partisinin Gaziantep 1. sıradan milletvekili adayı. Üniversite yıllarında tanıştığı ve kendisi gibi ülkücü mücadelenin içinden gelen Mükerrem Hanım ile evli olan Yalçın dört çocuk babası.

Erdoğan’a ‘Siyaseti bırak ABD’de dinlenmeye çekil’ çağrısı:

Seni Okyanus ötesi paklar!

Çokça tartışılan Diyarbakır mitingini konuşmamak olmaz.  “Siyasî tarihimiz, bu mitingin ulvî mesajını ve MHP’nin siyasette icra ettiği yapıcı, birleştirici fonksiyonu övgüyle yazacaktır”  oluyor Yalçın’ın ilk sözleri. Sadece siyasetçi kimliği ile değil, bir tarihçi olarak da ele alıyor meseleyi:
 “Diyarbakır, bizim için Bursa’dan, Erzurum’dan farksızdır. Bölücülerin ona biçmeye çalıştıkları elbise dar gelir. Biz bu elbisenin terzilerini iyi biliriz. Batılılar, Mütareke Dönemi’nde de aynı bölgelerde bir Ermeni devleti kurmak için terzi dükkânını faaliyete geçirmiş, ancak Türk milleti ellerini kırmıştır. Bugün de, bölünmez bütünlüğe yönelen saldırıların arkasında aynı makası tutanların, aynı fason kumaşı biçenlerin torunları vardır. Milletimizin ayrılmaz bir parçası olan Kürt kökenli vatandaşlarımızı azınlık olarak göstermeye çalışan Batılı devletlere ve onun yerli işbirlikçilerine bir tarihçi olarak Lozan Barış Antlaşması’nı hatırlatıyorum. Lozan’da azınlık tabiri, gayrimüslim unsurlar için kullanılmıştır. Uluslararası hukuk, Lozan’a uymayı gerektirmektedir. Türkiye’de sahte azınlık üretmeye çalışmak, zorlamadır. Nasrettin Hoca’nın tabiriyle göle maya çalmaktır...”
 “Her gün evlatlarını teröre şehit veren milletimizin sesine kulak vermenin neresi terörden nemalanmaktır”  diyen Yalçın  “MHP’nin Güneydoğu’ya dönük politikası yok”  eleştirilerini de cevaplıyor:
 “Caddeler ve sokaklar güvenli hâle getirilmeden, bölücü eylemlere son verilmeden hiçbir sosyal ve ekonomik projenin hayata geçirilme şansı yok. Terörle mücadele hukuk devleti yöntemleriyle sürdürülecektir. Milliyetçi Hareket Partisi, terörle müzakere yerine teröristle kararlı bir mücadeleye ağırlık verecektir. İkinci aşamada da geniş kapsamlı bir ” Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Programı “ uygulanacaktır. Bölge halkı geçim endişesinden kurtulduğu ve yarınından emin olduğu sürece bölücü teröre asla prim vermeyecektir.”
Miting meydanlarında MHP’yi PKK ve BDP ile yan yana anan Erdoğan  “tam bir hezeyan içinde”  Semih Yalçın’a göre.
 “Erdoğan, MHP’nin gümbür gümbür geldiğini anladığı için telaşa düşmüştür. En çılgın projesi olan açılımı hayata geçiremeyeceğini, anayasayı keyfince değiştiremeyeceğini görmüştür” diyor ve ekliyor:
 “Bu yüzden sağlıklı düşünememektedir. Başbakana tavsiyem, siyaseti bırakıp Amerika Birleşik Devletleri’nde dinlenmeye çekilmesidir. Okyanus ötesinin havası kendisine iyi gelecektir.”
12 Eylül referandumuna “darbecilerle hesaplaşacağız”  propagandasıyla gidildikten sonra seçime günler kala darbeci paşalar Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ifadelerine başvurulması karşısında “Buna kargalar bile güler” yorumunu yapıyor Yalçın.
Gaziantep Ülkü Ocakları’nda görev aldığı günden bu yana 40 yıl ülkücü mücadele vermiş biri olarak Yalçın hayli dolu bu konuda:
 “AKP’nin, Mustafa Pehlivanoğlu’nu şehit eden darbecilerden hesap sormak gibi bir niyeti yoktur. Seçimlere birkaç gün kala dönemin paşalarını göstermelik bir şekilde sorguya almalarına kargalar bile gülmüştür. Gerçekler, dünya kadar ordu mensubunun hapislerde tutulduğu Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmaların arkasına gizlenmiştir. 12 Eylül’ün asıl sorumluları, bilhassa Mamak’ta Ülküdaşlarımıza ve sol grupların mensuplarına işkence yapan vicdansızlar, aramızda dolaşmaktadır. 12 Eylül’ün hesabı, pir-i fani olmuş bir iki paşayla birlikte, bu insanlıktan nasibini almamış işkenceciler ortaya çıkarılarak, hak ettikleri cezaya çarptırılarak sorulur. Milleti ahmak sananların 12 Haziran sonrasında milletten alacağı cevabı görür gibiyim.”

Ziya Paşa’yı da oku!

Erdoğan’ın ileri demokrasi tezine Ziya Paşa’yla karşılık veren MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” diyor:
 “AKP iktidarının 9 yılında işsizlik alıp başını gitmiştir. Çalışanlar geçim derdine düşürülmüştür. İnsanımızı yarınından endişe duyar hâle getirmiştir. Herkeste, evine gizli kamera konulacağı, telefonlarının dinleneceği, kirli bir tezgâha gelerek tutuklanacağı, hakkında düzmece belge hazırlanacağı endişesi hâkimdir. Masum vatandaşlarımız, evlerinden, iş yerlerinden alınıp bilmedikleri bir nedenden ötürü hapse tıkılmıştır. El yordamıyla hukuk devleti aranır olmuştur. İleri demokrasi bu tablonun neresinde?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş