Alacakaranlıkta dağıtılan adalet

İsrafil K.KUMBASAR

2002’den bu yana ülkede ‘adalet’ ve ‘kalkınma’ atbaşı gidiyor.
Şükür, biri diğerinden geri kalmıyor. Kalkınmanın ‘mesai başlangıcı’ pek net değil. Ama adaletinkini üç aşağı beş yukarı ezberledik.
Sabahın köründe kapı çalınıyor:
- “Aç, polis!”
Yıllarca dinlenildikleri ortaya çıkan şahıslar hikmeti bilinmez, hep ‘sabaha karşı’ götürülüyor. Adaletin, ‘aydınlık’ ile bir problemi olsa gerek, ‘günün ağarmasını’ beklemek ağırına gidiyor. ‘Alacakaranlıkta’ basıyor zile:
- “Haydi gidiyoruz!”
Hadi diyelim ki,  “Erken kalkan yol alır”  deyimine uygun hareket ediyorlar. ‘Bereketine’ inandıkları için gün doğmadan kolları sıvıyorlar. Ama final de ‘karanlıkta’oluyor nedense. Saatler süren sorgular, nedendir bilinmez, ‘gece yarısına’ girilmeden tamamlanamıyor.
Mahkeme kapılarında soğuktan tir tir titreyen muhabirler, canlı yayına bağlanıyor:
- “13 saat süren sorgunun ardından... Nöbetçi mahkeme birazdan kararını
açıklayacak.”
Anonsa nokta konulduğunda saat ya 2.00’dir, ya 4.00...

***


Aslında perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi. Gerine gerine “Avrupa’nın en büyük adalet sarayını yapıyoruz” dediklerinde, kimse ‘suizana’kapılmadı. Yüksek yargıya yerleşmek için ‘bin bir fırıldak’ çevrildiğinde de uyanan olmadı.
Sormadık, “Niye fabrika, okul, tersane değil de, en büyük adliye sarayı”  diye.
İş isteyene “Bana ne’, bilgi almaya kalkışana “Sana ne” diyen zihniyet söz konusu ‘adalet’ olunca bir bonkör, bir bonkör ki, sormayın gitsin. ‘Binalar’ yenileniyor, ‘kadrolar’ şişiriliyor, ‘mevzuat’ sil baştan düzenleniyor.
Sonrası malum, gelsin ‘alacakaranlık’ baskınları ve gelsin ‘keyfi’ uygulamalar.
‘Adalet dağıtmak’ keyifli bir iş olsa gerek, başbakanlık koltuğunda oturan zat bile bir ara ‘savcı’olmaya soyundu. Gerçi sonradan ‘filmin bir kısmını’ görür gibi olup, “Biz hakim de, savcı da değiliz” diyerek kenara çekildi.
İşte tam da bu noktada insanın aklına, yürütülen operasyonlarda ‘rol paylaşımı’ mı yapıldı, biri ‘iyi’ diğeri ‘kötü’ polisi mi oynuyor sorusu gelmiyor değil.

***


Aralık 2010 tarihi itibariyle cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 120 bini bulmuş.
Bunlardan yaklaşık 110 bini adi suçlular. Yani cinayet, gasp, hırsızlık, soygun, yaralama sanıkları. 6 bini aşkın kişi terör suçlusu, 2 bin civarında da suç grubu belirsiz tutuklu ve hükümlü var.
İşin en ilginç yanı, ‘çıkar amaçlı suç örgütü mensubu’ tutuklu ve hükümlülerin sayısı sadece 2 bin 559.
Halk dilinde bu tablonun dökümü şöyledir:
- “Eşe dosta kredi dağıtırsan, memleket malını haraç mezat satarsan, vatandaşı dini duygularını istismar suretiyle malından edersen çok kolay yırtarsın.
Aç kalıp ekmek çalarsan, ev sahibine kirayı vermezsen, kredi kartı borcunu ödemezsen, tarlana, çiftine, çubuğuna haciz gelirse gözlerini kodeste açarsın.
Avrupa’nın en büyük adalet sarayları ve cezaevlerindeki suçlu profiline baktığımızda, memleketin içinde bulunduğu durum böyle bir tablo arz ediyor.
Beri yanda birileri ‘alacakaranlık’ muameleleri ile müthiş bir propaganda yürütüyor: 
- “Demokrasiyi koruyoruz, özgürlükleri genişletiyoruz, statükoyu silkeliyoruz.”
Açlıktan ağzı kokanlar ise o adalet saraylarının ‘aynalı duvarlarına’ bakıp kafalarını kaşıyorlar:
- “Valla böyyük iş yapmışlar.”

***


‘Kalkınmada’ işi batıracaklarını anlayanlar, ‘muhtemel sosyal patlamaların’ önüne geçmek için ‘adalete’ ağırlık vermeyi akıl etmiş olmalılar.
‘Kalkınma’ olmadı, bari ‘adalet’ verelim.
“Tüküreyim böyle tek taraflı adalete” demenin tam zamanı mıdır?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş