Alacakaranlıktaki Türkiye

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Memleketin gerçek durumunu, geçtiğimiz yazıda ifade eden Enis Öksüz, alacakaranlıktaki Türkiye ile ilgili ilginç tespitleri, rakamlarıyla belirtiyor. Ağustos 2008 itibariyle tüketicilerin banka kredi kartlarına borçlarının 112 milyar YTL’ye yükseldiğini vurgulayan Öksüz, kapıda ikinci kredi kartı faciasının olduğunu söylüyor.
Enis Hoca, devlet işlerini tüm ayrıntılarıyla bilen, donanımlı bir devlet adamıdır. Anlattıklarından doğrusu ben ürktüm. Sonra bakın neler diyor?
“Memurlara ayda 10 lira bile bulamayan hükümetimiz yılda yaklaşık 55 milyar dolar faiz ödemeye devam edebiliyor. Beş yıl önce yaklaşık 220 milyar dolar olan borç stoku 530 milyar dolara yükselmiştir. Özel sektör borçları giderek işletmelerin yabancılaştırılmasını hızlandırmıştır. Özel sektör bile tehlike sahasına girmiş bulunuyor. Borsanın yüzde 75’i yabancıların eline geçmiştir. Maazallah (Allah korusun) Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halk Bankası da yabancılaştırılırsa Türklerin fakirleşmesi artacak, yabancıların sömürüsü şiddetlenecek, bir avuç işbirlikçi de biraz daha nemalanmaya devam edecektir. Karalarda bankaları, denizlerde ticaret gemileri yabancıların eline geçen ülkelerin hür ve güçlü olmaları imkânsızdır. Türk cumhuriyetleri arasında dilde, işte ve fikirde birlik daha fazla geciktirilemez. Gaspıralı İsmail nur içinde yatsın, O’nu unutmayalım, eserlerini okuyalım.
ATO’nun tespitlerine göre, son beş yılda cana ve mala karşı işlenen suçlar yüzde 200 artmıştır. 2000 yılında yaklaşık 30 bin çift boşanmışken, 2005 yılı sonunda boşanan çift sayısı 90 bin olmuştur. Ekonomik şartların ağırlaşması, aile yuvalarını dağıtan çok önemli faktörlerden birisi olmuştur. Hastalık ve aile geçimsizliğinden sonra üçüncü sıradadır. İntiharların yüzde 8’i geçim zorluğundan oluyor. İslam dinine ve törelerine büyük çapta bağlı olan bir halkta bu rakam yüksektir.
İş arayanların iş bulma ümidi gittikçe azalmaktadır. Resmi rakamlar işsizlik oranını yüzde 9 olarak verirken, gerçek işsizlik oranının yüzde 20 civarında olduğu artık bilinmektedir. Gençlerin, özellikle diplomalı olanların yüzde 30’u işsizdir. Bu gerçek çok düşüncürüdür. Avrupa Birliği’ne ümit bağlanamaz, onların hali de iyi değildir. Oralarda da işsizlik artıyor. Zaten bizi aralarına almak istemiyorlar. Parçalamadan aralarına almak istemiyorlar. Bir milyonu aşan tarım işçisinin bulundukları yerlerden göç etmiş olmasının şehirlerdeki sefaleti her yıl daha çekilmez hale getireceği iyi hesaplanmalıdır.
Vergi, teşvik ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler, yolsuzluk ve büyük çapta buna bağlı yoksulluk büyümektedir. 1974 yılında yüzde 32 olan orta tabaka 2006 yılında yüzde 8’e gerilemiştir. Türkiye Avrupa’nın gelir dağılımı en bozuk ülkesi haline gelmiştir. Bu nasıl Avrupalı olmaktır! Rusya, Portekiz ve Yunanistan bile bizden daha sağlam duruyor. Brezilya, Çin ve Meksika’ya bakarak rahatlamak, uyumak demektir. En zengin yüzde 5’lik kesimle en yoksul yüzde 5’lik kesim arasında 23 kat gelir farkı vardır. Bu adaletsizlik geri kalmış olmanın çok önemli bir frenidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları