Albay’ın vedası

Yavuz Selim DEMİRAĞ

“Biz gelinceye kadar teröristler dört köylüyü öldürmüşlerdi. Üç aylık bir de bebek vardı. O’nu elime aldım, beyaz kundağı kızıla boyanmıştı...” sözlerini duyanlar boğazlarına hapsettikleri hıçkırıkları serbest bıraktılar... Sanıkların oturmaya yer bulamadığı koca salonda sineğin kanat sesi duyuluyor, adeta insanlar nefes almadan kürsüde konuşan “Albay”ı dinliyorlardı...
“Maalesef yetişememiştik. Köyde yaşananların yanı sıra, evler ve cami ateşe verilmişti. Ve seninle birlikte camiyi söndürmek için su almış ve söndürmüştük. Nereden bilecektik o gün, cami yakanlarla daha düne kadar müzakere yapanların; beni cami bombalamakla suçlayacaklarını ve seni benden ayıracaklarını...”
Beton duvar gibi kirpiklerin arkasında toplanmış gözyaşları yıkıp geçti bendi... Önce izleyici bölümünden dökülen yaşlar, sanık sandalyelerine, oradan avukat sıralarına ve nihayet not almak için kalem tüketen basın mensuplarına kadar sel oldu.
“1.85 boyundaki silah arkadaşınızı 80 santim olarak tabuta koymanın ne menem bir şey olduğunu bilir misiniz ? Evinize roketatarla saldırdılar mı, eviniz tarandı mı hiç ? Silahla sabaha kadar nöbet tutan ve tedirginlikle eşini bekleyen bir kadın tanıyor musunuz ?” sorularının cevabından yargı kürsüsündekilerin haberi yoktu. Her biri dağlara sığmazken, mahkeme salonunda tespih tanesi gibi sıralanmış sanıkların daha çok soracak soruları vardı... Ama yüzlerce Dreyfus’un bulunduğu salonda bir tek Emile Zola yoktu ki...
“12 Eylül ve 28 Şubat’ın arkasında kim varsa, bugünkinin arkasında da aynı güç var. 12 Eylül’de kim zarar görmedi ? Çok açıktır ki şu anda hukuk dışı uygulama yapanların damarı. Peki 28 Şubat post - modern darbesinin amacı neydi ? Bu günleri düzenlemek ve Türk halkı ile Türk ordusunun arasını açmak. Sonuca bakınca oldukça başarılı olduğu söylenebilir. 12 Eylül’ler, 28 Şubat’lar olmasa bugünler olmazdı...”
Davudi ses tonuyla kürsüde konuşan “Albay”ı dinlerken başımın belada olduğu tansiyon tavan yapmış... Gözlerim karardı.
587 sanıklı davanın bir numaralı sanığı bin 300 sayfalık iddianameyi kürsüye vurarak ; “Bizi bununla yargılayamazsınız!.. Tarih sizi yargılayacak!..” diye kükrüyordu...
Feleğin çemberinden kırk kez geçmiş emekli Kurmay Albay Alparslan Türkeş, Mamak Mahkemeleri’nde, kafaları tıraş edilmiş, insanlık dışı işkencelere maruz kalan ülkücü gençlerle birlikte idam ile yargılanırken susmamıştı... İhtilalin “Kudretli” Albayı Türkeş’in emrinde bulunan generaller, O’nun Mamak’ta yargılanması sırasında çaresizdiler. İtlerin yalnızlığına güldüğü günlerde “Albay Türkeş’in emrinde olmaktan gurur duyuyoruz” diyen emekli generallerle yeniden yürüyüşe geçen Başbuğ’un tarihi muhteşem cenazesi ardında da milletiyle bütünleşmiş askerler vardı...
Salondaki alkış ve uğultu ile kendime geldim. Kürsüdeki “Albay” ; “Asker lafı eğmeden bükmeden söyler. Sorulduğunda, ’Var da diyemem, yok da diyemem’ diyen sevgili komutanım şimdi rahat uyuyor musun?” dediğinde Silivri’de yaprak kımıldamaktan vazgeçti. “Ya sen, durup dururken saçma Nisan bildirisi yayınlayarak siyasete şekil vermeye çalışan, pek sevgili komutanım; biz cezaevinde mağdur iken zırhlı aracınla gezmekten mutlu oluyor musun ? Sahi, şu Dolmabahçe’de baş yetkili ile sen ne konuştun? Hangi konuda ikna edildin? Yoksa bizlere yapılacak operasyonlara yeşil ışık orada mı yakıldı? Ne verdin, ne aldın? Sana da mı kaset gösterdiler yoksa?”
Her biri hedefini tam ortadan vuran mermi gibi sorular art arda gelirken rüzgarın ıslığı ile beraber yılların feryadı yükseldi Silivri’de. Ceplerden çıkan beyaz mendiller ıslanıp avuçların arasında sıkılırken?
“Herkes, ama herkes, tarih babanın yanılmaz tanıklığında, şimdiden savunmasını hazırlamaya başlasın! Geleceğinden umutlu insanların yaşadığı bir ülke ve bir dünya ümidiyle... Sana en kalbi duygularımla elveda diyorum sevgili üniformam elveda!.. Dünya durdukça sen var ol! Ben artık yokum!..” cümleleriyle konuşmasını tamamlayan “Sanık Albay”ı esas duruşta tebrik etmek için en kıdemli generaller sıraya girdiler...
“Emperyalizme karşı durmak hiç kolay değil!” sözleri akustiği ustaca yapılmış salonda yankı yapıyordu... Üniformasına veda eden Albay için dökülen yaşların gözlerinde “Mustafa Kemal”i arayanların umut ışığını gördüm. Doğudan doğan ışığın batmaması dileğiyle... Ülkü ile kalın...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş