Alevîler ve İdris-î Bitlisî

Arslan TEKİN

“İdris-î Bitlisî-Pierre Loti” başlıklı yazıma “Alevî” vatandaşlarımızın itirazı oldu. Telefon ettiler, sonra bir yazı gönderdiler.
Gerçi ben İstanbul Eyüp’teki mezarlığın en tepesindeki yerin artık “İdris-î Bitlisî” olarak değiştirilmesinin bir “değer” ifade etmeyeceğini belirtmiştim ama “Alevî” vatandaşlarımız İdris-î Bitlisî’nin adının geçmesine bile tahammülleri yok.
Yavuz Sultan Selim’e ne kadar “nefret” duyuyorlarsa, onun “danışman”ı gördükleri Bitlisî’yi de aynı derecede “düşman” bellemişler. Yüzyıllardır bu böyle sürüp gitmiş.
(Ara not: “Yavuz” sıfatı, Eski Anadolu Türkçesinde “kötü, gaddar” demekti. Sonra anlam değişmesine uğrayarak “cesur, atılgan” manasına kullanılmaya başlandı.)
(Bir not daha: Alevîlik üzerine ayrıntılı çalışmam olduğunu belirteyim de burada havadan konuştuğum söylenmesin. “Alevîler ve Bektaşîler Arasında” kitabımın yeni baskısı yakında ekli ve epey kalın çıkacak.)
Alevîler çok acı çekmişlerdir. Çok insan inançlarını sömürdüğü gibi, çok insan da meşreplerinden dolayı üzerlerine gelmiştir.
Alevîler ne kadar “Ali taraftarı” ise, ben de o kadar Ehl-i beyittenim, deyip bana gelen mektuba döneyim.

***


Mektubu gönderen Kemal Koçarslan Bey emekli edebiyat öğretmeni ve araştırıcı. Koçgiri aşiretindenmiş. Yakında Koçgiriler üzerine bir eseri çıkacakmış. Bitlisî’nin nasıl bir tesir bıraktığını göstermesi bakımından mektubun bir bölümünü veriyorum:
“İdris-i Bitlisi; Diyarbakır, Bitlis, Siirt, Hızan, Adilcevaz, Erciş, Hasankeyf, Sason, Cizre, Mardin, Meks ve Çapakçur bölge insanlarını Alevi Türkmenleri üzerine saldırtmıştır. Halkın bu koltuk kavgasında hiçbir beklentisi ve hatası yoktur. Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’in ikisi de Türk ve Müslüman’dır. Anadolu’da Aleviliğin hızla yayılması Yavuz Sultan Selim’in hoşuna gitmemiş, bu nedenle Şah İsmail’in bütün iyi yaklaşımlarını reddetmiştir. Bu post kavgasında İdris-i Bitlisî sürekli tahrik ve kışkırtmalarda bulunmuştur. Eğer bu zat olmasaydı belki de 40 binden fazla Alevi ve Türkmen katledilmeyecekti. İşte bu tahriklerin sonucunda Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı’na giderken Sivas’a yaklaştığında Alevi Türkmenleri için vur emrini verdi. Kaldı ki Bektaşi geleneğine göre yetiştirilen Yeniçeri askerleri, akşam kışlalarında Şah İsmail şiirlerini ve türkülerini okuyorlardı. Çünkü Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla öz Türkçe şiirler yazıyordu.
Bütün bu suçsuz ve günahsız insanları nasıl öldürdüğünü İdris-î Bitlisî Selimnâme adlı kitabında tek tek anlatmıştır. Doğu Anadolu’da Kızılbaşları yok ettim diye övünmüştür. Böyle bir ismin anılması, yaşatılması anlamsız ve yersizdir.
Bu denli muhteris ve zalim insanın takdir edilmesi ya da övülmesi, insanların içini burkar. İnsanlar sadece mezhep gözüyle değil, tarafsız bir bakış açısıyla baktıklarında bu şahsı anmalarının yakışık almadığını çok iyi bir şekilde anlarlar...”

***


Bir de bu yönden bakalım!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş