Allah aşkına durdurun şunu!

Kürşad ZORLU

Onlar için Türklüğün ihmal edilen, bastırılan ve örselenen yüzü dersek sanırım abartmış olmayız... Zira bugün onlar bir yaşam mücadelesi veriyor. Dünya duymuyor, görmüyor ve sıra onlara geldiğinde sanki vicdanlar kör ve sağır oluyor. Ne olursa olsun. Onlar her zaman Türk dünyasının bir parçası ve kabul etseniz de etmeseniz de bu gerçek değişmiyor. Biz öteden beri onlara Doğu Türkistan ya da Uygur Türkleri diyoruz.  Kimileri ise Sincan-Uygur Özerk Bölgesi... Gelin görün ki özgürlük için verdikleri mücadele dört Türkistanlı esir soydaşımızı adım adım idama götürüyor. Çin yetkili makamlarının onayından geçen idam kararı infaza doğru gidiyor. Ayrıca Mısır’da, Tunus’ta ve diğerlerinde başlayan halk ayaklanmalarının bu bölgede de patlak vereceği endişesi internet üzerinde bir karartmaya dönüşüyor. Bu kelimelerin iletişim dünyasında görülmesi, tartışılması yasaklanıyor. Üstelik bunu yapan, dünyaya meydan okuduğunu söylediğimiz Komünist Çin Devletinden başkası değil.


Peki ya biz?..
Biz ne yapıyoruz. Acaba kaçımızın bu süreçten haberi var? Türk dışişlerinin yetkilileri, Libya’dan vatandaşlarını kurtarma konusunda yardımcı olduğumuz Çin yetkili makamlarına bu soruyu sorabiliyor mu? En azından bu iddia doğru mu yoksa değil mi? Araştırma zahmetinde bulunabiliyor mu? Hele ki aynı Çin Devleti PKK’lı teröristlerin katlettiği vatan evlatları karşısında “biz sizin iç işlerinize, örneğin PKK ile mücadelenize karışıyor muyuz?”  diyerek olayları aynı kefeye koyup bir de üzerine örtülü tehdit savurmuyorlar mı... Zaten işin bu yanı insanı daha da kahrediyor.
Diğer yandan her platformda ve hatta Çin Büyükelçisinin gözlerine bakarak bu gerçekleri ortaya koymuş birisi olarak söylemeliyim ki iktidara gelen siyasiler muhalefette ne söylerse söylesin Doğu Türkistan meselesinde genellikle günü kurtarmaya çalışan bir anlayış sergiliyor. Geçmişte nicelerinin ve belki de en güvendiklerimizin bile bu yanlışlığa sessiz kaldığını hatırlayınca, kolaylıkla bu sonuca varılabiliyor. Meseleye Çin’in pek çok açıdan taşıdığı önem çerçevesinde bakıldığında öncelikle sağduyu ve diplomasinin işletilmesinden yana olduğumu söylemeliyim. Fakat bu yaklaşım meselenin başka bir yönüdür. Gazze için dünyaya meydan okuyan ve her fırsatta arabuluculuk için aday gösterilen Türkiye, bir kez olsun Doğu Türkistan’daki soydaşlarına da sahip çıkabilir. Hatırlarsak Başbakan Erdoğan Urumçi’deki olayları BM Güvenlik Konseyine taşıyacağını ifade etmişti. Ayrıca şu an Kazakistan’ın AGİT dönem başkanı olduğunu unutmamak gerekir. O halde barış ve huzur söylemleri tüm dünya için geçerli olacaksa derhal harekete geçilmelidir. Ve eğer herşeye rağmen Doğu Türkistan’ın sesini ve feryadını duyan birileri kalmışsa şu idamları durdurma girişimi ile başlanmalıdır.


Peştun-Türkmen ayrımı yapılıyor mu?
Birkaç gündür Afganistan’ın kuzey bölgesinden mesajlar alıyorum. İnsanlar dertli ve şikayetçi. Konu ise Türkiye’ye oradan davet edilen öğrencilerle ilgili. Türkiye’de üniversite okumak isteyen Özbek, Türkmen asıllı bazı öğrenciler Dış Türkler Başkanlığı’nı kastederek sürekli tercihlerin Peştunlardan yana kullanıldığını ileri sürüyorlar. Bakalım işin iç yüzü gerçekten öyle mi göreceğiz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş