Allah ıslah etsin!

Özcan YENİÇERİ

Ar ve hayâ duygusu insanlara özgüdür. Bu duygu insani olanla hayvani olanı birbirinden ayırır. İnsanın, iman zafiyeti bu hayâ ve ar duygusunun kaybıyla başlar. Anadolu’da “ar damarı çatlamış” sözü bunun için büyük hakaret olarak algılanır.
Üzmez olayı ve sonrasında meydana gelen gelişmeler yalnız malum şahsın değil toplumun da ’ar ve hayâ’duygusu bağlamında büyük bir travma yaşadığını göstermektedir. Ayrıntısı kendisine kalsın ama adam “şuyuu vukuundan beter” bir olayla şöyle ya da böyle karşı karşıya kalmıştır. Adam böyle bir olayla anılmaktan hicap duyup, yerin dibine girecek biçimde üzülüp bir de özür dileyecek yerde işi pişkinliğe vermesi ilginçtir.
Onca söylenti, itham ve iddiadan sonra gazete ve televizyonlara gönüllü malzeme olmaktan çekinmemesi ise bir başka garipliktir. Öyle ki, bir de medyada “şecaat arz ederken sirkatini” söyleyip daha da fazla defoya sebebiyet vermektedir. Bütün bunları sıradan bir zat kimliğiyle değil üzerinden hiç eksik etmediği “İslami” kimliğiyle yapması da bütün Müslümanları rencide etmektedir.
Böylece son zamanlarda “Allah’la Aldatanlar” ya da “Allahsız Müslümanlık” vb. kitapların bu kadar çok satmasının nedeni de anlaşılmaktadır. Yaşanan gerçekler büyük dinlerin küçük müntesipleri eliyle temsil edilemeyeceğini göstermektedir. Bütün işaretler, tarih boyunca toplumların iktidarını, şehvetini ve zevkini din edinenlerden çektiğini düşmanlarından çekmediğini göstermektedir. Bu tür insanlar dinin ve toplumun genel çıkarını kendi vahşi çıkarından ibaret saymaktadırlar. Toplum yeterince kendini savunacak dini, ilmi ve ahlaki mekanizmalarla teçhiz edilmediğinden de rahatlıkla bu tür insanların etkisinde kalabilmektedir. Medeniyetlerin çöküşe geçişi bu şartların ürünü olarak başlar.
Adamın sözlerini gazete manşetten şöyle vermiş: “Benimle yatan fahişe olmaz”. Bu söylemler insanın yalnız yüzünü değil tırnaklarını da kızartacak türdendir.
Ancak bu tür söylemlerin maalesef tarihi kökleri de vardır.

Sana haram olan bana helaldir!
 Osmanlı döneminde Batınilik taşralarda ağırlık kazandıkça, bazı dini kisve içinde bulunan zatlar başkalarından gelen yardımla geçimini asalakça sürdürmenin yanı sıra, kendilerini her türlü ahlaki sınırlamanın üstünde gören bir anlayışla ortaya çıkmışlardır.
Bu anlayış şudur: Fark ve fena basamaklarını sonuna kadar tırmanmayı başaranlar için şeriat yasakları ve külfetleri sakıt (düşer) olmuş sayılır: “Ve derler ki şol vakitte ki fakr ve fena tamam ola; pes gayriyet (ayrılık) ortadan kalka. Talip telifatı şer’iyeden kurtulur” (Ankaravi, Minhac-el Fukara, s.,100).
Nefehat-el Üns’te sofi ulularından biri için anlatılır: “... ve ona ettiler (sordular) insanları zühde ve terk-i dünyaya davet eylersin ve sen gösterişli elbiseler giyersin ve nefis lokmalar yersin, bunun aslı nedir? Etti: Ol vakit ki sizin ahvaliniz Allahü Taala ile şöyle ola ki öyle olmak gerekir camenin (elbisenin) letafeti ve lokmanın nezafeti ziyan etmez”.
Bu ve benzeri sözler ne kadar safiyetle söylenmiş olursa olsun, ham ve haris kafalar evliyanın bu güna sözlerini eğip büküp kendi havalarına uydurmakta gecikmeyeceklerdi. İş ve çalışmanın külfetini tabanın sırtına vurup tarikat derecelerini üste tırmanmayı başaranlar için nasıl bir haz ve nimet kapısının açıldığını yıllar boyu gıpta ve hasetle seyredenlerin bir yolunu bulup kendilerini üste ve yukarıya atmalarından daha tabii bir şey olamazdı.  “Sana haram olan bana helal olur” diyenler bugün de “benimle yatan fahişe olmaz” demektedir. Allah ıslah etsin!!!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş