Alparslan Türkeş: Ağca bizden değildi

A+A-
Behiç KILIÇ
Gazeteci yazar Hulusi Turgut’un ’Şahinlerin Dansı’ kitabında (ABC yayınları) Alparslan Türkeş anlatılır.. Hulusi Turgut, rahmetli Türkeş’le uzun görüşmelerden sonra bu önemli kitabı yazmıştı...
Alparslan Türkeş, Turgut’a  “İpekçi cinayeti ve Ağca”  ile ilgili önemli bilgiler vermişti..
Başbuğ, Abdi İpekçi cinayetine karışan Mehmet Ali Ağca’nın hiçbir zaman ülkücü olmadığını, ancak bir takım çevreler tarafından ülkücülerin arasına sokulduğunu söylemiş, İpekçi’yi, Ağca’nın öldürmediği de anlaşıldı demişti.. Türkeş, Ağca’nın bir devlet örgütü tarafından kaçırıldığını da belirtmişti..
Turgut’un kitabındaki satırlara baktığımızda, Türkeş’in şu açıklamalarını görüyoruz..
 “İpekçi’nin, 1975’ten itibaren bizim aleyhimizde başyazıları çıkmaya başladı. O tarihte, CHP’yi ve Ecevit’i destekliyordu.
Zaman zaman ben de kendisine mektuplar gönderip, yazılarına cevap veriyordum. Cevaplarımı yayınlıyordu. İlişkilerimiz normal devam ediyordu. MHP topluluğu ve ülkücü topluluk içinde kendisi solcu bir yazar görünüşündeydi. Bundan dolayı da, MHP topluluğu ve ülkücü topluluk içinde kendisine antipati duyuluyordu. Bu sırada, Abdi İpekçi cinayeti işlendi. O zaman CHP’li İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, iş başındaydı. Onlar, bu cinayeti MHP işledi, hatta Türkeş’in emriyle yapıldı. Ülkücüler yaptı dediler.
Biz, yaptığımız basın toplantılarında bu işlerle ilgimiz olmadığını söyledik. Bu arada Mehmet Ali Ağca da, bu cinayetin faili gibi kendisini sattı, yahut öyle göründü. Bu görüntüyle de ülkücü gençler arasında sempatiyle karşılandı, bir kahraman gibi karşılandı derken, yakalanıp tutuklandı.
Emniyette, İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in baskısıyla cinayeti MHP’den aldığı emirle işlediğini itirafa zorlanmaya çalışıldı.
Tabii ben, olay duyulunca derin bir araştırmaya giriştim. Ve çok üzüntü duydum.
Üzüntümün bir sebebi, Abdi İpekçi ile olan dostluğumdur. Hatta vurulmasından bir iki ay önce Milliyet Gazetesi’ni ziyaret edip, onun misafiri oldum. Konuyu derinliğine araştırdım. Ağca’nın ülkücü olmadığını kesin olarak tespit ettim. Ülkücü arkadaşı da yokmuş. Bunları tekrar tekrar ifade ediyordum, fakat kimseye dinletemiyordum.
Bu arada, Ağca tutuklanmadan önce birtakım çevreler, onu ülkücülerin içine itmiş, ben bunu öğrenince bütün Teşkilat Başkanlarını topladım, kendilerine bu işi izah ettim. Abdi İpekçi’nin öldürülmesi hadisesinden bizim haberimiz olmadığını, eğer bizim tarafımızdan öldürülmesi gerekseydi, bunun emrini benim vermiş olacağımı, ben emir vermediğime göre, Mehmet Ali Ağca’nın tetiği çekme emrini kimden aldığının belli olmadığını söyledim. Şunları da söyledim:
‘Bu adamın, bizimle ilgisi yoktur. Ama tetiği çekmek için, bu bir yerden emir almıştır. Bu adam bizden değildir, buna dikkat edin!’
Ağca’yı Ülkü Ocaklarının bazı binalarına sokup, oralarda yatırmışlar ve saklamışlar. Bunu duyduktan sonra, teşkilatı ikaz ettim. Aradan bir müddet geçtikten sonra Ağca ortaya çıktı, tutuklandı, yargılandı. Abdi İpekçi’yi vuran da bu değilmiş. Ama buna rağmen Ağca’yı, asıl cinayeti işleyen kişi diye ele alıyorlar, tutukluyorlar, mahkemeye veriyorlar. Cezaevi’nden kaçırılması da bir sır perdesi arkasında. Yani bunu oradan kaçıran bir devlet örgütü.”
Yazarın Diğer Yazıları