Alparslan Türkeş ve Necip Fazıl’ın Türk milletine beyannâmeleri...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bundan 36 yıl önce, Mayıs ayının ilk haftasında rahmetli Alparslan Türkeş ve Necip Fazıl, Türk milletine birer “beyannâme” yayınlamışlardı. Siyaset ve fikir hayatımızın bu iki mümtaz şahsiyeti artık aramızda yok. 36 yıl önce, dört gün arayla kamuoyuna sunulan bu beyannâmelerin geçirmekte olduğumuz şu sıkıntılı günlerde hatırlanması sanırım faydalı olacaktır.
Beyannâmelerden ilki merhum Alparslan Türkeş’e âitti ve 3 Mayıs 1977 tarihli Hergün gazetesinde çıkmıştı. Türkeş adı geçen beyannâmede şunları söylüyordu:
“-Alparslan Türkeş ve partisinin dünya görüşü, rûhî muhtevâya bağlı milliyetçilik olarak matbûluğu (bağlı olunan) rûha ve tâbîliği milliyete veren bir anlayış içinde tek kelimeyle İslâm imanıdır.
-Alparslan Türkeş ve partisi, milliyetçiliği, içi kevserle dolu bir kâse şeklinde görür ama kıymeti kâsede değil, kevserde bulur ve o kevserin nûrunu ışıldattığı nispette kâseye değer verir.
-Alparslan Türkeş ve partisi, bugün en keskin bunalımını yaşayan insanlığa yol gösterici istikâmet oklarını, Kâinâtın Efendisi’nce getirilmiş rûh ve ahlâk ölçüleri olarak ilan eder ve tasarılarını, hasretlerini her şeyini bu inanç mihrakında toplar.”
7 Mayıs 1977’de Hergün’de çıkan ve Türkeş’e cevap niteliği taşıyan Necip Fazıl’ın “beyannâme”sinde de şu ifadeler yer alıyordu:
“-Pılı-pırtı odalarının raflarında dizili, kapağı arkasına devrik ve içi boş hatta süprüntü dolu teneke konserve kutuları halindeki partiler arasında bugünden itibaren MHP, nazarımda bambaşka bir mânâ ve hüviyet sahibidir. Onu Müslümanlık ve Türklüğün gerçek hakkını vermeye namzet bir topluluk olarak anıyor ve canımın içinden selamlıyorum.
-Ne mebus, ne senatör, ne bakan, ne şu, ne bu!.. Allah’ın bana biçtiği mânevî makam ve memuriyeti bunlardan hiçbiri tercüme edemez. Bu bakımdan en canhıraş ihlâs ve hasbîlik kürsüsünden haykırıyorum: 40 yıllık mücadele ve yepyeni bir gençlik inşâsı hayatımda, bugün, bu beyannâmenin sahibine ve partisine taktığı şeref ve mesuliyet bâzubendinden sonra, artık emin olmaya yakın bir ümit nefesi alabilirim.
-150 yıldır her gün biraz daha artıcı bir hasretle kurtarıcısını bekleyen Türk milletine “beklediğin geliyor!” müjdesini vermenin ilk ümit günü bu tarihî ândır.
-İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hâkim, dışı içine köle, yeni Türk neslinin maya çanağı olmak ehliyeti hangi topluluktaysa ben oradayım.”
Unutmadan Necip Fazıl’ın mürşidi Seyyid Abdülhakim Arvâsî’nin (1865-1943) Türklük ile ilgili şu sözlerini de hatırlatıp sonra yorumumuza geçelim:
“Ben bir “seyyid”im. Yani bu demektir ki Türk değilim. Ama yeryüzünde bütün Türkler silinse, üç Türk kalsa biri ben olurdum. İki Türk kalsa yine biri ben olurdum. Son Türk kalsa da yine ben olurdum. Çünkü Türkler olmasa bugünkü mânâda İslâmiyet de olmazdı.”
Bir tarafta bu gerçekler, diğer tarafta Necip Fazıl’ın talebeleri olduklarını iddia eden fakat anayasadan Türklüğü çıkarmaya çalışan, resmî dairelerden T.C.’yi indirten ve nihayet Türk milliyetçiliğini ayakları altına alan bir iktidar... Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!
Sözün özü; bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyâmete... Allah encâmımızı hayır eylesin...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları