Amerika'dan önce, Amerika'dan sonra

A+A-
Altemur KILIÇ

Başbakan Ramazan Bayramı’nın ikinci günü(bugün) Amerika’ya gidiyor... BM Genel Kurulu’nda konuşma yapacak, G-20 zirvesine katılacak
Bu yazımın başlığı, “Milattan Önce” (M.Ö.), “Milattan Sonra” (M.S.) deyimlerinden mülhem, “Açılımdan Önce” - “Açılımdan sonra” olabilirdi... Ama, “Amerika’dan Önce” - “Amerika’dan Sonra”, aynı kapıya çıkıyor, onu yazmak istedim. Her ikisi de, zaten sonunda, biri birine bağlı; “Kürt ve Ermeni Açılımlarının” sonu, büyük ölçüde  “A.S” den sonra (Amerikadan sonra) aydınlanacak.


Birleşmiş Milletler
Başbakanın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda uluslararası kamuoyuna yapacağı konuşma çok önemli. Bakacağız; Başbakan “Danışman” Dışişleri Bakanı Davudoğlu’nın yazdığı konuşmasında dünyaya ne mesajlar verecek? Bu konuşmada, eğer “sıfır problem teması” işlenmişse, bu,üyeleri nasıl etkileyecek?


Washington
Erdoğan “Açılımlar” konusunda, Obama’ya brifing verdikten sonra  bakalım, Washington’dan hangi talimatlarla dönecek?
Hemen dönüşünde, TSK’ya sınır ötesi için TBMM’den tezkere çıkarılması gerekiyor. Bakalım ABD, bu sefer“icazet” verecek mi? İnsanın aklına ister istemez “Birinci Tezkere” ve “çuval olayı” geliyor!
Ve tam şu sırada, Türkiye’nin bir dönem Terörle Mücadele Özel Temsilcisi olarak görev yapan emekli Orgeneral Edip Başer’in, önceki  gün, CNNTÜRK’de, açık seçik söyledikleri! Konuyu yakından -içeriden- bilen Edip Başer, ABD askerlerinin PKK kamplarına, lojistik yardım yaptığının tespit edilmiş olduğunu açıkladı... Bu zaten “açık bir sırdı!”  Rahmetli Orgeneral Eşref Bitlis de, bunu uçaklarla tespit etmişti ve herhalde bunun için de suikasta kurban gitti! Bunları AKP hükümeti bilmez, hatırlamazsa, herhalde Genelkurmay hatırlar.
Erdoğan’ın özellikle basına verdiği iftar yemeğindeki, “30 yıldır silahla biz bu işi çözebildik mi; çözemedik. Bunu silahlı kuvvetlerimiz de kabul ediyor. Şimdi bizlere düşen görevleri yapmaya çalışıyoruz. Bu işin psikolojik, siyasi diplomatik, ekonomik boyutu var. Sadece bu iş içeride değil, bu işin dışarıdaki bağlantıları var. Birileri bayrağa sarılı tabutlar gelsin, her hafta üç beş şehit verelim ne olur diyor. Bunlar mühimmat mı ki veriyoruz, onlar benim evlâdım. Dönen dönsün ben dönmem yolumdan” diye konuşması, büyük sözler! Şehitler herhalde sarf malzemesi,  mühimmat değil ama daha önce söylediği gibi, “kelleler”  de değil...
Ancak gene tam bu sırada, Başbakanın Siyasi Danışmanı Ömer Çelik’in başlangıçtaki hataları kabul ederek, özellikle Baykal’la arayı düzeltme çabalarıyla bu meydan okumayı, nasıl bağdaştırmalı?
 Kamuoyu araştırmalarına göre halkın çoğunluğu “Açılımlara” taraftar, %16 kadarı da, aleyhtarmış!
Bu kesif “Açılımlar baskısı” karşısında bazen düşünüyorum; acaba bu açılımların Türkiye’nin hayrına olacağına inanlarının aksine, zararına olacağını iddia eden bizler mi, hata ediyoruz diye! Öyle ya, “Halkın sesi Hakkın -Allahın sesi-” derler! Fakat -hatırlatayım- eğer Kurtuluş Savaşı esnasında kamuoyu araştırmaları yapılsaydı, Mustafa Kemal ve arkadaşları halktan %16 kadar bile destek alamazlardı!
Fransız İhtilali döneminde, Dışişleri Bakanı Talleyrand, Burbon Hanedanı için “Hiçbir şey öğrenmediler, hiçbir şey unutmadılar” demiş. Türkler için de, “Çok şey bilirler. Ama çok şeyi de unuturlar” demek yerinde olur! “Büyüklüğün şanındandır!”
Keşke ben de bir çokları gibi hafıza kaybına uğramayıp, Kürt sorununun -bölücülüğün-  “uzun tarihini” bilmesem, 19’uncu yüzyıldan bugüne, tedavülde tutulan “BOP haritalarını” hatırlamasam, “budalalar cennetinde” ne kadar rahat olurdum! Bayram sonrası Türkiye çok hareketlenecek...


Başbakanın iftar sofrası 
Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe Sarayı’nda ’bazı’ basın yayın kuruluşlarının genel yayın yönetmenlerine iftar verdi. Bunu ve ayrıntılarını Selcan Taşçı kızımızın dediği gibi; yemeğe kimlerin katıldığını ‘iade-i teşekkür’ haberlerinden (!) öğrendik.
Anlaşılan, o iftar sofrasına herkes çağrılmış... Allahın günü Türk Ordusuna saldıran, PKK organı TARAF, cemaat organları temsilcileri, hatta  “şeriatın”  kalesi VAKİT temsilcileri vardı... Bilmiyorum; bu gazetede Hüseyin Üzmez’in refiki, geçen akşam televizyonda  “Şeriat isterük” diyen Abdurrahman Dilipak davetli miydi?
Ama milliyetçi YENİÇAĞ’dan, Hayri Köklü, Ahmet Yabuloğlu, Arslan Bulut özenle çağrılmamışlardı. Tabii bendeniz de! Ezkaza,  çağrılsaydık gider miydik o başka. Erdoğan bizi tanımıyorsa, biz de onu hiç  “tanımayoruz!” 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları