Ana Kraliçe, cumhurun gülünü neden kokladı?

İsrafil K.KUMBASAR

Cumhurumuzun başı Abdullah Gül, uluslararası ‘uzlaşma’ kültürüne katkı amacıyla göstermiş olduğu üstün çabalardan dolayı İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in mübarek ellerinden bir ‘ödül’ daha aldı.
Bu, Kraliçe’nin Gül’e verdiği ‘ikinci’ ödül.
Bir anlamda ‘çabalar’ perçinlenmiş oldu.
Bazıları “Yahu nereden çıktı şimdi bu? Kraliçe niye durup durup bizim cumhurbaşkanına ödül veriyor?”  gibi garip (!) sorular sorsa da, Londra’daki o ‘muhteşem’ geceyi gölgelemeye çalışsa da, kabul etmek gerekiyor ki Sayın Gül o ödülü çoktan hak etmişti.
Gazete sayfalarını geriye doğru taradığımızda, Köşk’ün ‘uzlaşmacı’ tavrının ipuçlarını rahatlıkla bulabiliriz.
Öyle fazla geriye gitmeye de gerek yok. Londra’ya uçarken gazetecilere yaptığı açıklamalar bile Gül’e kara çalmaya (!) kalkışanları perişan edecek niteliktedir.
Mesela atamalar. Açıklamalardan anlıyoruz ki Gül, tayinleri ‘hiçbir şüphe ve eleştiriye’ yer bırakmayacak bir gönül rahatlığı içinde gerçekleştiriyor:
- “Bir tane de Alevi rektör atadım.”

* * *

Bakınız Sayın Gül, ödül heyecanı içinde bile Londra’ya uçmadan yine hem ‘ulusal’ hem de ‘uluslararası’ boyutu olan bir meseleye daha hal çaresi buldu.
İçi rahat olarak İngiltere’nin yolunu tuttu.
Yani sırf bu son çabası bile başlı başına bir ‘ödül vesilesi’ sayılabilir.
Biliyorsunuz ABD, bizde bir ‘eksen kayması’ var mı yok mu test için, ‘İran’a karşı’ topraklarımıza ‘füze kalkanı’ yerleştirmeye karar verdi.
“Olur, buyurun kurun” deseniz bir türlü, “Hayır, istemiyoruz” deseniz başka türlü.
Düne kadar hamiliğine soyunduğumuz İran’ı karşımıza almak, izahı çok zor bir konu.
Aksi takdirde ABD’yi karşınıza alacaksınız.
Hükümet sus-pus. ‘One minute’kahramanı ‘sakal’ ile ‘bıyık’arasına sıkışıp kalmış.
Allah’tan Gül var. Üstelik ‘oy kaygısı’ da yok. Hemen topu aldı ve durumu netleştirdi:
- “İran’ın adı geçmemek şartıyla füze kalkanı topraklarımıza kurulabilir. Herhangi bir ülke hedef alınmayacak. Bunu kesinlikle kabullenmeyiz.”
Zaten füze kalkanı da Mars’tan gelecek ‘uzaylılara’ karşı kurulacak. Bunu Tahran yönetimi de bildiği için (!) maraza çıkmaz.

* * *

Hükümetin başını ağrıtan konulardan biri de yine Londra gezisinde muhatap buldu.
Başörtüsüne çözüm aranırken, birdenbire ‘ilköğretim’ tartışmaları patlak vermişti.
Hükümet, tıpkı ‘füze’ olayında olduğu gibi, bu mevzuda da topu taca atıp duruyordu.
Aslen ‘muhafazakar’ değil de, ‘demokrat’ geçinenler sürüldü yine cepheye.
Tabii ağızdan çıkacak yanlış bir kelime, yarın seçim sandığında ‘sıkıntı’ oluşturabilirdi.
Her konuda ahkam kesenler, bu konuda ‘kekeme’ kesildiler.
Neyse ki, Hayrunnisa Hanım, hazır Londra’dayken bu konuya da el attı ve hükümeti rahatlattı.
Zira, onun da ne ‘seçim’, ne ‘sandık’ ne de ‘seçmen’ derdi var. Dolayısıyla rahat.
Bayan Gül, “İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir”  diyerek, tartışmaya son noktayı koymuş oldu.
Bir anlamda o da ‘uzlaşma çabalarına’ omuz vermiş oldu.
Elbette böyle bir açıklamayı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Hanım’dan duyamazdık.
Durum vuzuha kavuşmuş oldu.

* * *


Örneklerden de görüldüğü üzere, Mr. Abdullah Gül her alanda uzlaşma için elinden gelen çabayı harcıyor.
Dolayısıyla bize göre, ‘2010 Chatham House Ödülü’nü fazlasıyla hak etmiştir.
Kimse suyu bulandırmasın sakın, ‘gül’ gibi yaşayıp gidiyoruz işte.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş