Anadolu F. Devleti ilk kurucu başkanı

İsrafil K.KUMBASAR

Çamlıca tepesine cami.
Okullarda kıyafet serbestisi.
Tarihi çarpıtan diziye hücum.
Yetmedi, bir cami de Taksim’e.
Partisine oy veren kitlelerin ağzına ‘bir parmak bal çalma’ babındaki bu tür çıkışların aslında ‘perde arkasındaki’ çok önemli bir hazırlığın işaretleri olduğu belliydi.
Nitekim, kamuoyu bu tartışmalar ile meşgul olurken hükümet, ‘Başkanlık Sistemi’ ile ilgili yasa tasarısını sessiz sedasız TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sundu.
Tasarıda, müstakbel ‘Bay Başkan’a verilmesi öngörülen yetkilerden bazıları şöyle:
* TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.
* Bakanlık kurmak, bakanları atamak, görevden almak.
* Meclis’ten bağımsız Başkanlık kararnamesi çıkarmak.
* Kanunların uygulanması için yönetmelikler çıkarmak.
* Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar vermek.
* YÖK, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, HSYK üyelerinin yarısını, üniversite rektörlerini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı seçmek.
Yani yok, yok.

 

***

 


Oysa ne de ulvi gaye ile yola çıkmıştı.
Türk siyasi hayatında ‘köklü değişiklikler’ yapacak ‘yeniliklere’ imza atacaktı.
‘Demokrasi’ diye yutturulan bozuk sistemi yeniden yapılandırıp, ‘millet iradesinin’ ülke yönetimine yansımasında öncü bir rol oynayacaktı.
Ortaya koyacağı ‘yönetim’ anlayışı ile mevcut siyasi partilere egemen olan ‘lider’ terörüne son verecek, ‘parti içi demokrasiyi’ bütün kurumları ile işleterek ‘tek adam’ zihniyetinin tamamen ortadan kalkmasına katkı sağlayacaktı.
Milletvekillerinin tamamını ‘ön seçim’ ile belirleyecek; bürokrasideki bütün atamalarda ‘ehliyet’ ve ‘liyakati’ esas alacaktı.
İktidarın icraatlarının şekillenmesinde, ‘parti tabanının’ sesine kulak verecekti.
‘Güçlünün’ değil, ‘haklının’, ‘mazlumun’, ‘garibin’ yanında olacaktı.
Heyhaaat!..

 

***

 


Lord C. Acton’un meşhur sözüdür:
 “Güç insanı yoldan çıkartır; mutlak güç ise insanı tamamen sapıttırır.” 
İktidar koltuğuna oturur oturmaz, ‘gücün’ cezbedici ağırlığı altında ezilmeye başladı.
‘Parti içi demokrasiyi’ sırtında yük görüp, düzenlenen ilk kongrede yaptığı ilk iş ‘parti tüzüğünü’ değiştirerek bütün yetkileri elinde toplamak oldu.
‘Milli irade’ kavramının içini boşaltıp, ‘tek adam’ zihniyetine rahmet okutacak, hatta ‘istibdat’ dönemlerini aratmayacak icraatlara imza atmaya başladı.
Adeta bir ‘saltanat’ sistemi kurdu:
Şimdi sıra, aslında 6 yıldan beri ‘de facto’ olarak devam eden o sistemi, ‘ete kemiğe’ büründürmeye geldi.
‘Fincancı katırları’ fazla ürkmesin diye, adını şimdilik tam telaffuz edemiyor.
“Başkanlık sistemi”  diyor.

 

***

 


‘Yasamada’ tek söz sahibi kendisi.
İstediği kişileri ‘milletvekili’ olarak tayin ediyor; ‘sözünü’ dinlemeyenlerin, ‘peşin imza’vermeyenlerin anında üzerini çiziyor.
‘Yürütmede’ tek söz sahibi kendisi.
‘En tepedeki’ bakanından, ‘en alt kademedeki’ memuruna varıncaya kadar bütün atamalar kendisinin onayından geçiyor.
‘Yargıyı’ da kısmen kendine bağladı.
‘Tekelci sermayenin’ sofralarında boy gösterip, fakir fukaraya ‘fazlalık’ gözü ile bakıyor; cesaret edip de karşısına çıkanları,  “Ağzına ben mi ekmek koyayım”, “Gözünü toprak doyursun”, “Ananı da al git” diye azarlıyor.
Haksızlıkları, hukuksuzlukları eleştirmeye yeltenenleri ‘Ergenekon’ sopasını kullanarak susturuyor.
Asıyor, kesiyor.

 

***

 


‘Başkanlık’ ile yönetilen ülkelere şöyle bir bakın, hemen hepsine hakim olan ortak bir yönetim yapısı olduğunu göreceksiniz:
- “Federasyon/eyalet sistemi.” 
‘Merkezi’ idari yapıya neden karşı çıktığını, ‘yerel yönetimlere’ daha fazla yetki verilmesini neden istediğini şimdi daha iyi anlayabiliyor musunuz?
Önünde aşamadığı bir tek engel kaldı:
- “Türkiye’nin üniter devlet yapısı.”
Bu yapıyı savunan ‘orduyu’ hallaç pamuğu gibi attı, ‘yargıya’ çekidüzen verdi.
Son Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın ve Danıştay’ın yapılarını değiştirip, icraatlarını ‘denetleyecek’ mekanizmayı tamamen bertaraf etti.
Şimdi sıra ‘üniter yapının’ canına okumaya da geldi evelallah.
Çoğu gitti azı kaldı.

 

***

 


Onun artık kilitlendiği tek bir hedef var:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile başlayan ‘parlamenter demokrasi’ rejiminin üzerine kocaman bir çarpı koyup, adını “Anadolu Federe Devleti’nin ilk kurucu başkanı”  olarak tarihe yazdırmak.
Durmak yok, yola devam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş