Anadolu'nun fethi...

A+A-
Ahmet SEVGİ

1 Ekim 2010 Cuma günü MHP’lilerin Anı Harabeleri’ndeki (Kars) metruk Fethiye Camii’nde cuma namazı kılmaları, Türklere Anadolu kapısını açan Sultan Alparslan’ı ve Malazgirt Meydan Muharebesi’ni hatırlamamıza vesile oldu. Bu vesile ile biz de Anadolu’nun fethi ve Türk vatanı haline gelişi konusu üzerinde tekrar düşünme gereği duyduk.
Romen Diojen komutasındaki
200 bin kişilik Bizans ordusuna karşı 50 bin kişiyle savaşa çıkan Alparslan 26 Ağustos 1071’de Cuma namazını kıldıktan sonra beyaz bir elbise giyerek askerlerine şu tarihî konuşmayı yapmıştı:
“Burada Allah’tan başka bir sultan yoktur, emir ve kader O’nun elindedir. Bu sebeple, benimle birlikte cihat etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz... Askerlerim! Şehit olursam, bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Muzaffer olursak istikbâl bizimdir...”
O gün, akşam geç vakte kadar süren savaş sonunda Bizans ordusu dağılmış böylece de Anadolu coğrafyasının kapısı Türklere açılmıştı. Lakin daha işin başındaydık. Çünkü bir coğrafyayı vatan tutmak onu fethetmekten çok daha zordu.
Bir annenin çocuğunu besleyip büyütmesi ile bir toprak parçasının vatan olması arasında büyük benzerlikler vardır. Bir çocuğun nasıl büyütüldüğünü ve bu uğurda hangi sıkıntılara göğüs gerildiğini evlat sahibi ailelerden özellikle de annelerden sorun... Aynı şekilde, bir toprak parçasının vatan olması da zahmetsiz olmuyor. Öncelikle -şairin dediği gibi-: “Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Ama yetmez. Aynı dili konuşan, aynı ülküyü paylaşan, aynı şeylere sevinen, aynı şeylere üzülen kısacası ortak değerler etrafında toplanan, hiçbir maddî menfaatin fertleri birbirinden -ve tabii yurtlarından- ayıramayacağı mütecanis (homojen) bir topluluk haline gelebilmek lazım. İşte atalarımız bunu başarmışlardı. Ve bize en büyük miras olarak da bu sağlam yapıyı bırakmışlardı... Etrafımızda olup bitenlere bakıp da ne aç gözlü mirasyedi olduğumuza hayıflanmamak elde mi?
Coğrafyanın vatanlaşması söz konusu olunca Remzi Oğuz Arık’ı hatırlamamak olmaz.
: “İnsanlar ne zaman ki bu toprak üstünde sağladıkları menfaate eş, hatta üstün menfaatleri kendilerine vadeden, temin eden yurtlara, kendi topraklarını tercih edecek bir anlayışa kavuşurlar, işte vatan o zaman doğuyor demektir. Kendimize madde olarak menfaat temin etmediği zaman bile yoluna can verilebilecek toprak: İşte vatan budur.
Peki, insanlara fayda temin etmediği zaman bile, yoluna ölebilmeleri için bu toprakta ne gibi unsurlar yaratılmıştır? Yani, menfaatlerin üstünde insanlara kendi yolunda can verdiren bu unsurlar nelerdir?”
Remzi Oğuz Arık “Coğrafyadan Vatana” (Hareket Yayınları, İst. 1967) adlı eserinde bu unsurları tek tek sayar. Özellikle gençlerimize bu eseri okumalarını tavsiye ediyoruz...
Hoca, boşuna nefes tüketme! “Toprak vatanım, nev-’i beşer milletim, insan,//İnsan olur ancak bunu iz’ânla, inandım” fikri bu topraklara saçılalı 100 yıl oldu. Köprünün altından çok sular aktı. “Vatan, millet, mukaddesat, diye kendini boş yere parçalıyorsun” diyeceğinizi biliyorum. Fakat Emevîlerin İspanya’yı fethederek takriben 8 asır orada hüküm sürdüklerini, hatta Avrupa’ya müspet ilmi onların taşıdığını da biliyorum. Oysa bugün İspanya’da Endülüs Emevîleri’nin esâmîsi okunmuyor. Aynı âkıbeti bizlerin de yaşamayacağımızın garantisi var mı?.. Feryadımız bunun için...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları