Anadolu'nun kapısı; Türkiye'nin tapusu, Ahlat!

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Sevgili okuyucum; gerçekten Van Gölü'ne bakan, Tarihçiler tarafından "Oğuz Taifesi Şehri" diye adlandırılan Ortaçağ Türk İslâm dünyasının en önemli kültür ve sanat merkezlerinden biri de Ahlat'tır!

Ahlat, bu özelliğinden dolayı "Kubbe-tül İslâm" adı ile de anılmıştır.

Bugün ise geçmişteki bu parlak döneminden dolayı Türkiye'nin "Tapu Senedi" olarak tanımlanan Ahlat, dünü günümüze bağlayan bir köprü görevi de görmektedir.

Bu görkemli ve kahraman şehri sizlere özellikle tanıtmak istiyorum.

Ahlat, Doğu Anadolu'da Van Gölü'nün kuzeybatı kıyısında Bitlis İli'ne bağlı 25.000 nüfuslu (nüfusu gittikçe büyümektedir) tarihi bir kenttir. Yüzölçümü 1044 km. karedir. Eski adı Hilat olan Ahlat'ın  eski kent merkezi, 4,5 km. eninde, 11 km. boyunda, yaklaşık 49,5 km. karelik bir alan üzerinde kurulmuş 9 mahalleden oluşmaktadır.

Roma, Med, Pers, Bizans gibi devletlerin hakimiyetinin yaşandığı, İslamiyet'in doğuşunu takip eden yıllarda bu yüce dini yaymak için at koşturan Müslümanların fethetmek için kan döktüğü Ahlat, 1071 yılında büyük kumandan Alparslan'ın Bizanslıları bozguna uğratmasıyla, Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerinde çok önemli rol oynamıştır.

Alparslan, Anadolu kapılarını Türklere açarken savaşa Ahlat'ta hazırlanmış, Bizans kuvvetleri ile ilk çarpışmalar yine Ahlat'ın kuzey sırtlarındaki  'Sütey Yaylası' mevkiinde başlamıştır.

Büyük kumandan Alparslan, burada Cuma namazını kılmış, atının kuyruğunu bağlamış, ordusunun moral ve motivasyonunu sağladığı etkili konuşmasını yapıp düşman üzerine yürümüştür.

Türklerin Anadolu'ya ilk geldikleri yıllardan itibaren sürekli yurt edindikleri bu merkezde

Roma ve Bizans dönemleri de dahil olmak üzere her dönemden kalma değişik tarihi kalıntılara rastlanmaktadır. Bu kalıntılardan en önemlileri kuşkusuz Müslüman Türklere ait olanlarıdır.

Ahlat'ta değişik zamanlarda üç ayrı kale inşa edilmiştir. Birinci ve ikinci kalelerin kalıntıları dururken, üçüncü ve sonuncu kale, bütün ihtişamıyla günümüze dek ayakta kalmayı başarmıştır. Van Gölü'nün hemen kıyısında yapılmış olan bu kalenin  yapımına Kanuni Sultan Süleyman zamanında başlanmış olup II. Selim zamanında bitirilmiştir.(1568) Kalenin yapımında büyük sanatkâr Mimar Sinan ve Zal Paşa'nın görevlendirildikleri belirtilmektedir.

Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Kalenin içinde İskender Paşa ve Kadı Mahmut adlarında iki büyük cami vardır. İskender Paşa Camii (1564-1565) yıllarında, Kadı Mahmut Camii ise (1584-1597)  yılları arasında tamamen Osmanlı mimarisi tarzında inşa edilmişlerdir.

Ahlat'taki kümbetlerin en büyüğü Usta Şakirt Kümbeti'dir. Kare biçimli bir kaide üzerinde yükselen bu kümbetin tezyini, işleme ve dekorasyonu son derece göz alıcıdır. 1275 tarihinde yapılan Mahmut oğlu Hasan Aka Kümbeti şekil bakımından aynı özelliği taşımaktadır. Bunlardan başka Boğatay Aka Kümbeti 1281, Hüseyin Timur Kümbeti 1279, Mimar Kasım tarafından yapılan ve mevcut kümbetler içinde en zengin bezemeleriyle dikkatleri çeken Erzen Hatun Kümbeti 1377, Türk türbe  mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan ve gövdesindeki kısa sütunlarıyla hareketli bir görünüme sahip olan Emir Bayındır Kümbeti 1481, özel şekliyle diğerlerinden farklı bir yapıya sahip olan kümbet mimarisinin çeşitlemesi konusunda iyi bir örnek teşkil eden Emir Ali Kümbeti en önemli örneklerdendir.

Bunlardan başka değişik adlar verilen, bazılarının adı ve yapıldığı tarihi bilinmeyen 15'den fazla kümbet daha vardır Ahlat'ta.

Çevreye mistik bir görünüm ve eşsiz bir manzara veren bu kümbetlerin dışında, üzerlerinde ejder kabartmaları, geometrik ve bitkisel bezemeler bulunan, ait olduğu kişinin şahsiyeti ile ilgili bilgiler içeren, boyları 4 metreyi aşan binlerce mezar taşının bulunduğu mezarlıklar da vardır Ahlat'ta.

Bu mezarlıklardan en önemlisi ve en büyüğü Meydanlık Mezarlığı'dır. Bu mezarlıkta mezar taşlarından başka, mezar yapıları olduğu anlaşılan ve halk tarafından "akıt" adı verilen mezar odaları mevcuttur. Kümbetlerin mumyalık kısımlarını anımsatan ve çoğu toprak altında olan bu yapılar "Tümülüs" mezarlarını andırmaktadırlar. Mezar taşlarının çoğunun üzerinde "Bütün nefisler ölümü tadıcıdır." ibaresi yer almaktadır. Bazılarında ise büyük ozan Yunus Emre'den deyişler bulunmaktadır.

"Yeryüzünde gezer idim; Uğradım mirkatlar yatur; Kimi ulu kimi kiçi; Kimi yiğit kimi koca, Kimi vezir kimi hoca, Ançılayın çoklar yatur."

Bu dizelerden Koca Yunus'un Ahlat'ta da bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bunların dışında Bayındır Köprüsü ve Darphane olduğu anlaşılan yapının kalıntıları, 13. yy'da dünyanın en büyük camilerinden biri olduğu anlaşılan "Ulu Camii"nin kalıntıları, "Taşdirek" olarak adlandırılan "Bayındır Padişah"ın yazlık köşkü olduğu belirlenen yapının kalıntıları, "Çifte Hamam" Ahlat'ta bulunan eserlerden bazılarıdır.

Ahlat'taki tarihi dokunun bu derece tahribata uğramasının bir başka nedeni de burasının deprem kuşağı üzerinde bulunmasıdır. Çeşitli zamanlarda meydana gelen şiddetli depremler, bu eserlerin büyük bir kısmını yerle bir etmiştir. Hatta bir keresinde meydana gelen büyük bir deprem sonrası binlerce kişi yaşamını yitirmiş, birçok eser yıkılmış bunun üzerine depremlerden bunalan 12.000 ailenin Kahire'ye göç ettiği, halen Kahire'de "Ahlat Mahallesi" olarak bilinen bir semtin olduğu bilinmektedir. Buradan hareketle Ahlat'ın nüfusunun 300.000 civarında olduğu, dönem itibariyle dünyanın en büyük kentleri arasında yer aldığı anlaşılmaktadır.

Ahlat, günümüzde tarihi geçmişi ile geleceğe ışık tutan, doğal ve turistik güzelliğiyle özellikle son yıllarda "Doğu'nun Bodrum'u" olarak tanımlanan bir kent haline gelmiştir.

Bu özellikleriyle geçmişte başta "Kubbet-ül İslam" olmak üzere  "Ata Yadigarı Şehir", "Oğuz Taifesi Şehri", "Kadim Şehir", "Tapu Senedimiz", "Anadolu'da Türk Mührü" "Doğu'nun Bodrum'u" gibi isimlerle taltif edilen Ahlat, "Anadolu'nun Kapısı, Türkiye'nin Tapusu" tanımlamasını da yukarıda sayılan diğer unvanları gibi fazlasıyla hak etmektedir.

Bu sebeple bu değerleri bünyesinde barındıran Ahlat'ın daha fazla yıpranmaması için onu daha iyi bir biçimde korumanın en başta gelen görevlerimizden biri olduğunu asla unutmamamız gerekmektedir.

Türk milletine bu görkemli çalışmayı yapan, Sayın İlhami Nalbantoğlu'nu saygıyla, sevgiyle alkışlıyorum.

Ve.. Kitap!

Sevgili okuyucum; Sayın Erdoğan Aslıyüce'nin Yesevî Dostları konulu 5. Kitabı Yesevî Yayıncılık'tan topluma sunuldu.

Esen kalın efendim.

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları