Anayasa'nın 38. maddesi son fıkrası tuzak mı?

Sadi SOMUNCUOĞLU

Anayasa’nın 38. maddesi son fıkrası,  “Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez”  hükmü, 7.5 2004 tarihinde, “Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez.”  şeklinde değiştirilmiştir. 26.9 2004’de yeni TCK kabul edilirken de, 77. maddesi Uluslar arası Ceza Mahkemesi Statüsünün 6. ve 7. maddelerine göre düzenlenmiştir. Madde şöyle:  “Aşağıdaki fiillerin siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı, bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur. Kasten öldürme-kasten yaralama-işkence eziyet veya köleleştirme-kişi hürriyetinden yoksun kılma-bilimsel deneylere tabi kılma-cinsel saldırıda bulunma-çocukların istismarı-zorla hamile bırakma-zorla fuhşa sevketme.”
Bu iki düzenleme böyle. Bir de üçüncü adım var, o da atılırsa, vatandaşlarımızın BM Uluslararası Ceza Mahkemesi’(UCM)ne teslim edilmesi ve yargılanması mümkün hale gelebilecek. O adım da Sözleşmenin imzalanıp onaylanmasıdır. Burada bazı sorulara cevap verelim. 1. Sessiz-sedasız yapılan bu düzenleme kendi ihtiyacımızdan mı kaynaklanıyor? Hayır, AB’nin ihtiyacından. Bu husus 38. madde gerekçesinde açıkça yazılı. 2. TCK 77. maddede sayılan fiillerden dolayı kişiler yargılanmasın mı? Elbette yargılansın, ama bu Türk yargısı olmalı. 3. Uluslararası yargıya çıkmanın ne sakıncası olabilir? Sakıncalar sayılamayacak kadar çok. Bunun için önce ülkemizin durumuna bakalım, sonra bazı örnekler verelim.
Türkiye 30 yıldır asrımızın en vahşi ve kanlı bölücü terör örgütlerinden biriyle uğraşıyor. Kendi öz kardeşlerini bile gözünü kırpmadan katleden bu teröristler, haçlıların eseri değil mi? Bunları eğiten, besleyen, örgütleyen, yöneten, silahını, bombasını veren kim? İnsanlığa karşı işlenen suçlar grubunda yer alan terörle mücadelede, “Demokrasi-insan hakları-özgürlükler”  kalkanıyla Türkiye’nin elini kolunu bağlayan bunlar değil mi? AB Konseyinin resmi raporlarında, bebek katili ve tüm teröristlerin affı, PKK ile pazarlığa oturulması, vatanımızın ve egemenliğimizin paylaşılması istenmiyor mu? En hassas bölgelerimizde haçlıların konsolosları, ajanları, gazetecileri, milletvekilleri cirit atmıyor mu? Bunların anlamı belli değil mi? Tamam da, bütün bunların UCM ile ilgisi nedir? Eğer yukarıda sayılanlar doğru ise, hiç şüphemiz olmasın, çok ilgisi var. Ellerine bir fırsat düşerse,  terörle mücadele eden ne kadar devlet görevlisi varsa, peşine düşeceklerinden şüphemiz olmamalıdır. Vali, asker, emniyet müdürü, köy korucusu, hasılı kim varsa.
Niçin korkuyoruz ortada suç fiili yoksa ceza da verilemez. İyi de, söz konusu olan Türkiye ise, işler değişiyor. Bunun örneği pek çok. Özetleme yapalım. Mesela; terörle mücadeleden şikayet edenlerin AİHM’de açtıkları hiçbir dava reddedilmemiş. Türkiye hep haksız çıkmış. Yine açtığı davayı 1974’deYargıtay’da kaybeden Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, AİHM’e gidiyor. AİHM, 1987 öncesi için yetkisinin olmadığını ileri sürerek müracaatı reddediyor. Bir süre sonra AİHM, aynı vakıf ve benzer durumda olanların müracaatına bakıyor ve Türkiye’yi mahkum ediyor. Gerekçe kolay bulunuyor. “Devam eden ihlal.”
İşte haklı Kıbrıs davamız ve AİHM’nin kararları. Rum Louziduo, AİHM’de açtığı davayı kazanarak, Türkiye’yi 2 trilyon YTL tazminata mahkum etti. Önceki hükümetler; bu karar hukuka aykırıdır. Çünkü, AİHM’e yargılama yetkisini 1987 sonrası ve sınırlarımız içindeki ihtilaflar için tanıdık. Barış Harekatı 1974’de oldu. Ayrıca, Kıbrıs’taki soruna siyasi bir çözüm bulunmadan, kişilerin davasına bakılamaz itirazını yapmış. Türkiye’nin kararlılığını gören Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dosyayı rafa kaldırmış. Ama bu dönemde, AB’nin hoşuna gitsin diye Abdullah Gül, Louziduo’ya tazminatı ödeyince Rumlar AİHM’ye koştu. Şimdilik açılan dava sayısı 1200’ü buldu. İşte Arestis, işte Yannis Demades davası, Türkiye 2’şer  trilyon tazminata mahkum oldu. Evet, bizim davalarımız, bin yıldır mücadele içinde oluğumuz haçlıların merhametine terk edilemez.
Okurlarımızın Bayramını kutluyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş