Ankara, Atatürkçüsüne sahip çıkacak mı?

Hulki CEVİZOĞLU

Bugün 1 Mayıs.
Benim doğum günüm.
53. yaşımı bitirmeye iki gün kala birdenbire “Ergenekon şüphelisi” sıfatıyla sorgulandım.
Brüt 5 saatlik sorgunun sonunda -şimdilik- hakkımda bir tutuklanma istemi olmadı, adli takibat, yurt dışı yasağı ve benzeri önlemler istenmedi.
Çıkarken, yeni Ergenekon Savcısı Cihan Kansız’a sordum:
“Buraya gelirken ’şüpheli’idim. Şimdi giderken neyim? Yine şüpheli miyim? Son sözünüz nedir?”
“Evet” dedi, “Ben son sözümü iddianamede söyleyeceğim. İki şık var. Ya Ergenekon Terör Örgütü Üyesi sıfatıyla iddianamede yer alarak yargılanacaksınız, ya da suçsuzluğunuza kanaat getirirsem iddianamede yer almayacaksınız.”
Cümleler tam böyle olmayabilir ama mealen
böyleydi.

Gerçekler..
Yeni Ergenekon Savcısı Cihan Kansız, bana ve iki avukatıma çay ve su ikramını eksik etmedi.
Bir kere 10 dakikalık mola verildi, ama 20 dakika civarında sürdü.
Biraz Ceviz Kabuğu programı gibiydi.
Ama roller değişmiş, ben soran değil, sorgulanan idim.
Heyecanlı mıydım?
Hayır.
Korkuyor muydum?
Hayır.
Ama dışarıda bekleyen eşim, yakınlarım ve dostlarım adına rahatsız oldum. Onları çok beklettiğim için.
Savcının odasından çıkarken imzaladığımız ifade tutanağı 37,5 sayfa idi.
Ama bu sayfaların çoğu, soruların uzunluğundan kaynaklanıyordu. Benim toplam yanıtlarımı alt alta yazsak belki birkaç sayfa ancak
tutar.
Çıkışta gazeteci meslektaşlarımın sorularını yanıtlarken bu konuya değinilince, “Benim yanıtlarım çok kısaydı. Çünkü gerçekler kısa, açık ve net olur” dedim.
Sonra televizyonda bu sözlerimi izleyince de, açık söyleyeyim, çok beğendim!!
Mola sırasında balkona çıktım. Meslektaşlarım el sallamamı istedi, salladım. Arka cepheye baktığınızda müthiş bir boğaz manzarası görülüyordu. Yan tarafta ise, ünlü Four Seasons oteli yer alıyordu.
Bu Ergenekon sorgulamasıyla ilgili yorum ve görüşlerimi burada paylaşmayacağım.
Ancak şunu belirtmeliyim.
Sorgulanmam tümüyle televizyon programlarım (özellikle misyonerlik konulu) ve bu konudaki kitaplarımla ilgiliydi.
Yani gazeteciliğim sorgulanıyordu.
Başbakanının kulakları çınlasın.

Önemli bir espri!..
Kendimi esprili bulduğumu da (!) ifade etmeliyim.
Savcı Cihan Kansız’ın odasından çıkarken, çaylar için teşekkür ettim.
Ama devamını da
getirdim.
Yargılama masraflarını devlet mi karşılayacaktı, yargılanan mı?.. Ankara’dan iki avukatım da geldiği için bunu sorayım dedim, sordum:
“Şimdi uçak ve otel masraflarını da karşılayacak mısınız?”
Savcı gülümsedi, avukatlarım tedirgin oldu.
“Biz sizi uçakla da getirtip masraflarınızı karşılardık. Ama bunun ne demek olduğunuzu avukatınıza sorun... Üç gün de Emniyet’te misafir ederdik”
dedi.
Ben gülümsedim. Avukatlarım da “Aman Hulki Bey neler söylüyorsun? Ya, Savcı birden fikrini değiştirirse” tedirginliği oldu.
Aslında ikinci bir notu da yazmalıyım. Belki bu da espri kapsamına girer!
Geçenlerde Beyaz TV’de Latif Şimşek’in Dinamit adlı programına çıkmıştım. (Latif, bak dikkat et!! Bir yanda Ergenekon, bir yanda Dinamit kelimesi!!)
Programdan ayrılırken, daimi konuşmacı Rasim Ozan Kütahyalı, “Abi, ya senin adın hiçbir iddianame geçmiyor” demişti.
Şimdi Rasim’e diyecek sözüm yok ama, onun gazetesi Taraf’ın yöneticilerinden Marker Eseyan’a bir sözüm var.
Eseyan, son aylarda köşe yazısında benim misyonerlik programlarımı diline dolamış, haksız eleştiriler yapıyordu.
Meğer hedef gösteriyormuş, onu anladım.
Şimdi avukatlarıma gereken talimatı vereceğim.
Taraf’ın müdürlerinden Eseyan gibi bu işe  “at gözlüğü”  ile bakarsak, benim misyonerlik programlarımın yanında şu programlarım gözden kaçar ve art niyet-kasıt aranır:
Ben 2000’li yıllarda Georges Marovitch (Vatikan İstanbul Kilisesi Türkiye Sözcüsü, Katolik Ruhani Reisler Kurulu Sözcüsü, İslam Hıristiyan Diyalog Komisyonu Sözcüsü), Turgay Üçal (Türk Dünyası Presbiteryan Kiliseleri Ruhani Kurul Başkanı), Attilio Constantino Cedolini (İstanbul St.Antuan Kilisesi Cemaati Üyesi), Kirkor Ağabaloğlu (Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Pastörü ve Başkanı), İsa Karataş (İstanbul Katolik Cemaati Sözcüsü) ve benzerleri ile de İnanç Turizmini savunanlarla da programlar yaptım.

Şimdi halk (seçmen) sahip çıkmalı ki...
Ergenekon sorgusundan çıktıktan sonra izleyicilerim de yanıma yaklaştı. Bir hanım, “Hulki Bey, bundan sonra susacak mısınız? Susmayın sesimiz olun” dedi.
Ona verdiğim yanıtı, bağımsız milletvekili adayı olduğum Ankara 1.Bölgedeki seçmenlerime de söylüyorum:
“Susmamı istemiyorsanız, gür sesiniz ve vekiliniz olmamı istiyorsanız; bunu resmileştirin Meclise gönderin. Susmamamız için halkın sahip çıkması gerekiyor.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş