Ankara'da gazetecilik günlerim... 2

A+A-
Altemur KILIÇ

Geçen haftadan kalan Ankara’daki gazetecilik günlerimi anlatmaya devam ediyorum:
Yabancı ajanslar da, iç politikayla ilgilenmeye başlamışlardı. Agence France Presse’in bir bürosu vardı. AP’den sonra United Press (UP) de Ankara’ya bir temsilci tayin etti. Sınıf arkadaşım 147 Cüneyt Dosdoğru rakibim olacaktı. Dostluğumuza ve hatta bir aralık aynı evde oturmamıza rağmen kıran kırana haber rekabeti yapıyor ve birbirimizi atlatıyorduk.
Bir gün bir uçak kazası haberini ben daha önce aldım ve Ankara Palas’tan Vatan’a ve ajansa vermek üzere santraldeki kızdan İstanbul’u “Yıldırım” olarak aramasını istedim. O zaman şehirlerarası bağlantılarda, böyle zaman ve ücret kategorileri vardı, ama “Yıldırım” ararsanız bile, telefonunuz bazen saatlerce sonra bağlanırdı. Ben bekleye durayım, meğer Cüneyt, santraldeki kızı tavlamış ve telefonu daha evvel bağlatmış.
Rekabet ve atlatma sadece Cüneyt’le de değildi... Diğer arkadaşlarla da bu oyunu oynardık.

O zamanın Ankara’sı
Bir seferinde, ben Batman’da petrol bulunduğu haberini herkesten önce almış, gazete ve ajansa geçtikten sonra, Ankara’nın o zamanki lokallerinden Kulüp 47’ye gitmiştim. Rakip gazeteciler de oradaydılar... Onlara cebimdeki kâğıtları göstererek nispet verdim. Meğer, ben dans ederken haberi cebimden çekip almışlar ve kendi gazetelerine geçtikten sonra, Vatan’a telefon edip, haberi benim ağzımdan iptal etmişler.
1946’da göreve başladığımda, Ankara büyük bir metropol olmamış nüfusu, milyonu bulmamış, alanı da genişlememişti. Şehrin sosyal ekseni Atatürk Bulvarı’ydı.
Öncelikle Bulvar üzerindeki Özen ve Kutlu Pastanelerine uğranırdı. Pazarları Bulvar’da piyasa yapılırdı ve herkes birbirini tanırdı.
Gazeteciler binbir müşkülatla birbirimizi atlatarak haberi gazetelerimize yazdırdıktan sonra, Ankara’nın en başta gelen restoran ve lokallerinde toplanırdık. Bunlar Ulus’ta Baba Karpiç’in lokantası ve gene bir Beyaz Rus’un Süreyya’nın işlettiği Kızılay’da bir apartman bodrumundaki Süreyya Restaurant’dı. Ve tabii bir de Ankara Palas’ın pavyonu. İkisinin de mönüleri, borç, kievski, böf strogonof vb. Rus ağırlıklı idi. Dans edilirdi... Ankara’nın bütün hatırı sayılır kişileri- milletvekilleri ve bakanlar, diplomatlar geceleri bu lokallere yemek yemeye, dans etmeye gelirler, biz de onları izlemek bahanesiyle, oralara giderdik.
Karpiç’te Çingene kökenli kemancı Darvaş ve orkestrası çalardı. Süreyya’da saatlerce durmadan tek başına ve fasılasız nefis piyanoda dans müziği çalardı Saşa... Sonra Brezilya’ya göçtü, Rio de Janeiro’da kendi adına bir lokal açtı ve meşhur oldu.
“Baba” Karpiç başlı başına bir müessese idi. Beyaz ipekli Rus gömleğiyle masaları dolaşır, konuklarıyla ayrı ayrı meşgul olurdu. Gazetecilere ayrı zaafi vardı. Bizlere özel tenzilat yapar, kredi açardı.
Gözüne kestirdiği bazı masalara -güzel hanımlara- havyar ve meyve ikram ederdi. Bir defasında bir-iki kaşık havyar ikram etmek için gitmiş, masadaki zat, büyük havyar çanağına kaşık atmaya başlayınca, Karpiç “Mecbur değilsiniz hepsini bitirmeye” diye ikaz etmek zorunda kalmış...
Haber kovalamaktan ve kovuşturmaktan vakit bulduğumuz zamanlarda gönül maceralarına girişmeye çalışıyorduk. Başlıca “avlarımız” Ankara’ya gelmeye başlayan Amerikalı sekreterlerdi... Güzel olmaları da pek önemli değildi!
Ama güzel olmayan hanımlar Baba Karpiç’i rahatsız ediyordu çirkin bir Amerikalı hanım lokantaya gelirse, “Lazım bir kanun çıkarmak ve bunlara vize vermemek!” derdi...
Ankara muhabirleri olarak görevimiz DP liderlerinin yurt gezilerine katılmaktı.
Zaten bu liderlerle adeta senli benli olmuştuk. Atatürk Bulvarı’nda kol kola yürür, arkadaş meclislerine katılırdık. Çünkü itiraf etmeli, hem gazetemiz, hem de biz, zamanın iktidarına karşı idik ve adeta DP’nin basın elemanları olarak çalışıyorduk!
Ne var ki DP, 1950’de iktidara geldikten sonra sen-ben kalmamış ve o liderlerin yanlarına güç yaklaşır olmuştuk!

***

Boynuzsuz koç!
Divan şiiri tarzında yazan en başarılı kadın şairlerimizden Fitnat Hanım ile Koca Ragıp Paşa ve Şair Haşmet arasında bazı diyaloglar onun hazır cevap ve kıvrak zeka sahibi bir şahsiyet olduğunu göstermektedir. Aralarında şöyle bir diyalog geçtiği rivayet edilir:
Bir kurban bayramı arefesinde, şâir Fitnat Hanım kurbanlık almak için Beyazıt Meydanı’nda dolaşıyormuş.
Şâir Haşmet de
oradaymış. Şâir Haşmet, fırsat buldukça, Fitnat Hanım’a takılır, onun iğneli sözlerine muhatab olurmuş. Fıtnat Hanım’a ne aradığını sormuş. Fıtnat Hanım da:
- Kurbanlık koç alacağım, demiş.
Şâir Haşmet:
- Bu bayram kulunuzu kurban etseniz olmaz mı? deyince.
Fıtnat Hanım sözünü esirgemeden cevap vermiş:
- Olmaz, bu bayram boynuzsuz bir koç kurban edeceğim...


Koca Ragıp Paşa; Sultan Üçüncü Osman ve Sultan Üçüncü Mustafa zamanında (11 Ocak 1757-8 Nisan 1763 tarihleri arasında) sadrazamlık yapmıştır.  “Merd-i kıpti şecaatin arzederken sirkatin söyler. (Çingene erkeği yiğitliğini anlatırken hırsızlığını söyler)” beyti darb-ı mesel olmuştur.

***

ÖZDEYİŞ
Sevgili okuyucularımın Kurban Bayramlarını tebrik ederim. Silivri’deki “Ergenekon Kurbanı” dostlarımın bayramlarını kutlamak içimden gelmiyor. İnşallah gelecek Cumhuriyet Bayramı’na...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları