Ankara’da herkes birbirine sopa gösteriyor...

A+A-
Ahmet TAKAN

İçeride ve dışarıda meydana gelen son gelişmeler üzerine başkent Ankara kulislerinden yeni bilgi ve haberlerle sizlere farklı kareler aktaracağım. Ama, bu karelerin size büyük fotoğrafın önemli bir bölümünü de görmene imkanı sağlayacağı düşüncesindeyim. Lafı fazla uzatmayalım. Dış gelişmelerden başlayalım.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu iyi tanırım. Davutoğlu, aynen göründüğü gibi sakin bir kişiliktir. Çok zor sinirlenir. Sinirlendiği anı da pek fark etmeyebilirsiniz. En sinirli anında bile oldukça sakin bir ses tonu ile konuşur ve hatta bıyık altından ince bir tebessüm atar. Kolay kolay da ağız dalaşına girmez.
Ama neydi Davutoğlu’nun Perşembe günü TBMM Genel Kurulu’ndaki hali?
 “Suriye” konusunda milletvekillerine bilgi verirken, “Yeni Orta Doğu’nun sahibi biziz, değişim dalgasını biz yöneteceğiz” dedi. Fakat ben onu izlerken, “herhalde kürsüden birinin kafasına bir şey fırlatacak” dedim. Davutoğlu, çok asabiydi, neredeyse sinirden tir tir titriyordu. Konuşması sırasında her genel kurul toplantısında yapılan olağan sataşmaların dışında kendisine pek müdahale eden de olmadı. Dışişleri Bakanı, “kanlı elleri sıkmayız” dedi. Muhalefetten biri çıkıp da “Peki o zaman niye her gün ABD’lilerin, Fransızların, İngilizlerin elini sıkıyorsunuz” diye de soramadı. Çok sinirli ve gergindi Dışişleri Bakanı. Meclis’te bu konuşmayı dinlerken, kulağımıza, “Suriye sınırımızdaki kamplar boşalıyor. Geri dönüşler başladı” diye bir fısıltı geldi. Hemen bölgeye çok yakın kaynaklara başvurduk. Dediler ki:
 “Yayladağı’ndaki kamptan her gün en az 5-10 kişi ayrılarak Suriye’ye dönüyor. Aldığımız duyum şu yönde: Kitlesel geri dönüşlere kamp yetkilileri izin vermiyor. Kitlesel geri dönüş görüntüsü hükümetin politikalarına ters. Gelişler tamamen durdu. Orada konuştuğumuz Türkçe bilen bir Suriyeli, ‘Bir sürü vaatle geldiklerini, ancak yanlış yaptıklarını, kendi hükümetlerinden davet beklediklerini’ söylüyor. Bu tavır bana yaramazlık yapan küçük çocukların anne ve babalarından’Hadi gel affettim seni’ demesini bekler gibi geldi. Yayladağı’ndaki kampta yaklaşık bin 500 kişi var. Bunları Kilis, Gaziantep ve Şanlıurfa’daki kamplara kaydırmak istemişler, buradakiler gitmek istememiş.”
Ahmet Davutoğlu, TBMM’de konuşurken Fransız Dışişleri Bakanı Alain Juppe de Esad’a 5 Mayıs’a kadar süre verdi. Bu tarihi duyunca aklıma, Ankara Haber Merkezimizden muhabir arkadaşlarımın Çarşamba gecesi Anayasa Mahkemesi kokteylinden aktardıkları not geldi;
“TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ile sohbet ediyordu. Yanlarına ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone geldi. Sohbet 5 dakika kadar sürdü ama oldukça hararetliydi. Korumaların, gazetecileri itip kakması yüzünden ancak Büyükelçinin, ‘2 Mayıs’ta Türkiye açısından da dünya açısından da aslında güzel gelişmeler olacak’ dediğini duyabildik”.
Fransız ile Amerikalının verdiği tarihler birbirine çok yakın. Belki de birbirleriyle çok alakasız şeyler ama aktarmakta fayda var diye
düşündüm.
Gelelim dışarıdan iç politikaya...
Almanya’nın eski Sosyal Demokrat Başbakanı Gerhard Schröder, “Türkiye’deki sosyal demokratlar ve CHP’nin giderek daha sağa dönük milliyetçi eğilimler gösterdiğini gözlüyorum” demiş. Schröder, CHP’nin seçim kaybetmesini de buna bağlamış. Türk soluna uzaklardan gelen bu uyarıyı bir tarafa koyalım. CHP koridorlarında yeni alevlenen iç kavgaya geçmeden önce, son günlerdeki bir fotoğrafı da tazelemekte fayda var.
Tayyip Erdoğan çıkıyor, CHP’yi, başörtüsü, İmam Hatipler ve camiler üzerinden vurmaya çalışıyor. Kemal Kılıçdaroğlu da bilindik CHP politikalarının aksine tam tersi bir duruş sergilemeye çalışıyor. Merkez sağ ile sol arasındaki laiklik kavgası bu sefer farklı bir düzlemde seyrediyor.
Kayıkçı kavgası ile birlikte şu son fotoğrafa da dikkat ediniz lütfen!..
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bosna ziyaretine. Bu ziyaret, CHP içinde, dışarıda dillendirilmeyen tepkilere sebep oldu.
“Ne var bunda?.. Bosna’ya gitmiş, mevlit bile okutmuş” demeyin sakın.
Bekleyin... Sakin olun!
CHP içinde bu gezi, “Kılıçdaroğlu’nun Hükümeti destekleyen bir topluluğa gittikçe yakınlaşması” olarak yorumlandı. Geziyi protesto eden kurmaylar da oldu. İsmini yazmamaya söz verdiğim bir CHP yöneticisinin yorumunu aktarayım:
 “Cemaat ile AKP arasında kavga görüntüsü var evet, ama bu ittifak rant ittifakı olduğu için dışarıya karşı birleşeceklerdir. Bu nedenle muhalefet yaparken ’Aralarındaki kavgadan biz de pay kapalım’mantığıyla hareket etmek sonuç vermez. Onların sahasına girerek muhalefet yapılmamalı”.
Aynı yönetici ile CHP’nin Cumhurbaşkanlığının görev süresini düzenleyen yasanın Anayasa Mahkemesi’ndeki iptal sürecini de konuştuk. Dediklerini özetliyorum:
 “Anayasa Mahkemesi Başkanı,’Mayıs ayında görüşeceğiz’açıklamasını mecburen yaptı. Çünkü seçim takvimi işleyeceği için bir an önce karar vermek zorunda. Bizim itirazımız kabul edilirse Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Son atanan isimler Abdullah Gül’e çok yakın. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin kararında Gül ağırlığı etkili olabilir.”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yakınlaşma” siyaseti CHP’nin içini yeniden hararetlendirdi. Bosna dönüşü, “partiye yeni program şart” demesi de buna tuz biber oldu.
Kılıçdaroğlu’nun yakınlaşmasının Tayyip Erdoğan’da yarattığı acıyı, sözcüsü Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın dünkü köşe yazısında gördük. Akdoğan’ın, The New York Times’ta çıkan bir yazıyı bahane ederek, “Dini tehlike paranoyası, tutmaz” başlığını verdiği yazısından alıntılar yapmak için yerim kalmadı. Akdoğan’ın son satırlarını aktarayım da anlayın hallerini:
 “Adı açıklanmayan ABD’li yetkilinin şunu bilmesi gerekiyor: Türkiye’de ’laikliğe meydan okuma’ veya ’laiklik tehlikede’gibi laflara artık herkesin karnı tok. Laiklik tartışmaları üzerinden ulusal zeminde güç devşirmenin miadı dolduğu gibi, uluslararası alanda da bu çabalar tutmaz.”
Tayyip Erdoğan’dan uzanan CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu değişikliklerini bir de bu pencereden izleyin.Bana hak verecek misiniz? Bilemiyorum!..
Son bir kulis notu da MHP’den.Genel Başkan Devlet Bahçeli 8’li gruplar halinde milletvekilleri ile “özel” akşam yemeklerinde buluşuyor. İç ve dış gelişmeler üzerinde adeta bir beyin fırtınası halinde geçen toplantılarda her konu masaya yatırılıyor. Bahçeli, demokrat tavrını büyük kongre öncesinde devam eden il kongreleri sürecinde de gösterdi. Devlet Bahçeli kurultay sürecini değerlendirirken milletvekillerine, “Bu Kurultay da demokratik kurultay olacak. Herkes aday olabilir. Aday çıkmazsa ben kendim aday çıkarırım . Aday çıkması lazım, Büyük Kurultay muhakkak demokratik bir şekilde olacak, herkes buna göre gerekli çalışmasını yapsın” dedi. Ankara’nın sinir barometresine dikkat!..

Yazarın Diğer Yazıları