Ankara’da milletin vekili kalmadı mı?

İsrafil K.KUMBASAR

Teslimiyet iktidarı, kapalı kapılar arkasında verdiği taahhütler çerçevesinde ileride ülkenin başına çok büyük işler açacağı belli olan bir takım katakullilere imza atıyor.

Sınırlar adeta ‘yolgeçen hanına’ dönüyor, terör örgütleri Suriye’de savaştırmak üzere alenen ‘militan’ topluyor; savaştan kaçanlara kucak açma bahanesiyle vilayetlerin ‘nüfus yapısı’ değiştiriliyor.
40 bin kişinin kanında parmağı olan Bebek Katili, adeta bir ‘kurtarıcı’ muamelesine tabi tutulup ‘pazarlık masasında’ başköşeye oturtuluyor.
Ordunun başındaki memur, “Hükümetin tercihine boynumuz kıldan incedir” mealinde açıklamalar yapıyor.
İstihbaratın başındaki memur, ‘bölünme’ sürecinde alenen arabuluculuğa soyunuyor.
‘Meydanları ayağa kaldırması’ gereken muhalefet partilerinden ses soluk çıkmıyor.
Olup bitenler karşısında ‘acısını yüreğine gömmeyi’ başaramayarak isyan eden bir şehit babası haklı olarak soruyor:
“Ankara’da hiç milletvekili yok mu?”  

***

Politikayı bir ‘ikbâl kapısı’ olarak görenlerin yahut ‘dava’ adına siyasete soyunup da ‘nimetler’karşısında gözleri kamaşanların durumu pek bir vahimdir. 
“Ankara’nın yolunu tutabilmek” öyle kolayından bir çabayla olacak iş değildir. 
Önce geçmişe dair bir ‘temizlik’ harekâtına girişecek, ‘sivri yanlarını’ törpüleyecek, ‘kaba göre şekil alan’ bir mahluka dönüşeceksin. 
‘Önceki sözlerini’ inkâr ederken, olmadı ‘te’vile’ giderken yüzün dahi kızarmayacak. 
Hani  “dana derisi”  veyahut  “poker face”  diye tabir edilen türden bir surat lazım. 
Kalıbın elverişliyse, 20’li yaşlarda bıraktığın ‘sakal’ bir yana, 40’lı yaşlardaki ‘bıyığı’ bile kazıyıp yeni bir görüntü edineceksin. 
‘Eski mahalleden’ fiziken ve ruhen uzaklaşmanın yollarını arayacaksın; onları ne denli ‘aştığını’ ve ‘evrilip, geliştiğini’ kendi kendine tekrarlayacaksın. 
Bunun iki faydası vardır: Birincisi, kamuoyuna ‘yeni bir kişilik’ palavrası sıkmana, ikincisi de ‘eski arkadaşlarının’ etrafından uzaklaşmana.

***

Gün gelecek, sen de ‘değiştiğine’ inanacaksın ama ‘geçmiş’ asla peşini bırakmayacak. 
Bir kenarda tutulan ‘eski defterler’ karıştırılacak; bir ‘okul’ hatırası, bir ‘alem’ fotoğrafı, yahut bir ‘hayırsever vakfın’ makbuzları savrulacak ortalığa.
Evrak-ı metruke ‘kişinin zihniyetine göre’ değişkenlik arz etse de ‘yola çıkış’ ile ‘finale varış’ arasındaki zikzakları ortaya koyma anlamında aynı ehemmiyeti taşır. Kimi ‘bir avuç sarı liraya’, kimi ‘bir beyaz baldıra’ ram olurken enselenir; kiminin ‘dönekliği’ konuşulur, kiminin ‘ihaneti’. 
Ama hiçbir engel ‘Ankara yoluna’ baş koyan zevatın ‘mücadele azmini’ köreltemez. 
Gelin görün ki daha mazbatanın alındığı ilk gün bir göğüs ağrısı peydahlanır:
- “Ya eski hurmalar fark edilirse?”   
Kimi şanslıdır, ‘kapağı’ kalın olduğu için ‘kokusu’ çıkmaz; kimi pişkindir, yüzüne tükürüldüğünde ‘yağmur yağdığını’ beyan eden türden. 
Hepten ‘defolu’ olanları vardır ki sırf bu yönleri bilindiği ve ‘lidere kesin itaatleri’ sağlandığı için listelerde başköşelere kurulurlar.

***

‘Döke saça’ bakanlıklar önündeki ipi göğüsleyip, bir anda ‘süt dökmüş kedi’ pozlarına bürünen nice zevat vardır mebuslar albümünün sayfaları arasında.
‘Geçmişle yüzleşmek’ gibi ağır vazifeler öyle her vekilin, başvekilin harcı değildir.
‘Kıyasıya eleştirmeler’, ‘sövüp saymalar’, ‘isyan bayrağı açmalar’ Ankara’nın o büyülü havasında bir anda kılık değiştiriver.
Kelimelere ‘diplomatik’ misyonlar yüklenir, ‘dudaklar’ bir daha açılmamak üzere kapanır, ‘karından’konuşmalar ön plana çıkar. 
‘Lafı eveleyip geveleme’ egzersizleri Meclis lokantasında ‘kuruşluk hesaplar’ ile kuzu eti çiğnenirken ayyuka çıkar. 
‘Foyan’ meydana çıkmadıysa eğer ve bir yolunu bulup ‘araziye’ uyduysan ne âlâ.
‘Kıyak emeklilik’, eşe dosta ‘lütuflar’ bahşetme ve ‘telefonla iş bitirme’ imkânları bekliyordur seni.
Amma velakin, ‘geçmişte yediğin haltlar’ günün birinde önüne konulursa, vay haline.
Liderinin önünde artık ‘kılçıksız balık’ kıvamına gelirsin. ‘Lop et’de denebilir, çiğnemeden yutulacak cinsten. 

***

“Onur” denilen şeyden nasiplenenler,  “Evet, dün söylediğim ve yaptığım her şeyin bugün de arkasındayım” diye diklenirler.
Yok o büyülü Ankara havası ‘zaten bozuk olduğu bilinen’ mayayı iyice cıvıklaştırmışsa eğer, artık söylenecek herhangi bir söz de kalmaz.
“Bin defa özür dilerim, sayın genel başkanım” nakaratları eşliğinde kişilik röntgenleri sokaklarda saçılıp durur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş