Anlam, akıl ve insan

Özcan YENİÇERİ

19. yüzyıl pozitivizmin kesin hakimiyetinin kurulduğu bir yüzyıl olmuştu. Pozitivizme dayalı olarak aklın  egemenliği her alanda hakimiyetini göstermişti. Bu durum akıl ile gönül bağının kopmasına neden olmuştur. Başta akıl olmak üzere madde, maddiyat ve fizik her şeyin ölçüsü olmuştur. Bu gelişme sonuçta sosyal ölçü olarak  “her insanın bir fiyatı” nın olduğu anlayışını da devreye sokmuştur.
Binlerce yıldır kilisenin üstlendiği iç huzuru ve rahat yaşamayı sağlama görevini bu defa da teknoloji ve madde üstlenmiştir. Bu durum da insandaki  “anlam” , merhamet ve insaf duygusunun kaybına neden olmuştur. Akıl ile yürek arasındaki bağın kopması insan oğluna daha önce yaşamadığı bir travmayı yaşatmıştır.
 İnsan üzerinde madde ve teknolojinin hakimiyet kurmasının sosyal maliyeti sanılanın da ötesinde yıkıcı olmuştur. Bünyenin semirtilmesi uğruna ruhun ezilmesi insanı ve onun insanlığını tartışılır kılmıştır.
Mühendis, içinden çıkılmaz bir biçimde maddi dünya içinde sıkışıp kalmıştır. Onun yaratıcılığı, bu dünyanın yasalarıyla sınırlanmıştır; sonunda teknik, maddi yasalar çerçevesinde ne yapılabilirse ancak onu yapmıştır.
Maddi alanda meydana gelen değişiklikler ise beklenin aksine manevi alanda ihtilale neden olmuştur. Yüz yıllardır geçerli olan haram ve helaller, doğrular ve yanlışlar, faydalı ve zararlılar birdenbire karşıtlarıyla dengelenmeye çalışıldı. Yalnızca meleği haklı ve kutsal bulanlar artık şeytana da hak vermeye başladılar. Ölenlerin haklılığı öldürenlerin haklılığı ile yer değiştirdi.
Heraklitos bir zamanlar şöyle demişti:  “Deniz hem en temiz hem de en pis sudur: Balıklar onu içebilir ve ondan yaşam bulur; insanlar içemez ve onda ölümü bulur” . Mevlâna’nın suyun geminin içinde olması ile geminin altında bulunmasının meydana getirdiği sonuçlara da dikkat çeken benzer bir benzetmesi vardır. 
Deniz suyuna temiz ve yararlı demeye alıştırılmış olanlar, deniz suyunun kirliliği ile karşı karşıya gelince şaşkına döndüler. Suyun gemiyi yüzdürmesinden dolayı suya yararlı diyenler suyun geminin içini doldurarak geminin batmasına neden olmasıyla geleneksel bilgilerinden kuşkuya kapılmaya başlarlar. Sarsılmaz gerçekler titremeye başlayınca da mutlak iman sahipleri endişeye kapıldılar. Arayış zihinden mideye inince, kesin inançlar da gönülden ayağa düşmüştür. Toplum, yaratılış, dünya ve insan konusundaki gerçekler yaşanılan yere göre anlam kazanmaya başlayınca, saraydakilerin Tanrı anlayışı ile gecekondudakilerin Allah anlayışı yavaş yavaş birbirinden ayrılmıştır.
Bugün insanoğlu kendi eliyle ürettiği devâsa yapıların, içinden çıkılmaz bürokrasilerin ve çözümlenemez siyasi aygıtların pençesi altına düşmüştür. Var oluş amacını kaybetmiş, aşk duygusunu yitirmiş, bilimin kafasını daha da karmakarışık hale getirmesine izin vermiş, kendi gücünü iktidarın emrine tahsis etmiş olan bir insanlık acınacak bir konuma gelmiş demektir.
Anlamını kaybeden bir varlığın kaybedeceği başka bir şey de kalmamıştır.
Bütün sorun akıl ile yürek, madde ile mana arasındaki bağın tamamen koparılmış olmasıdır. Halbuki madde mananın, akıl da yüreğin alternatifi ya da karşıtı değildir aksine tamamlayıcısıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş