Anlaşmakta anlaşamamak!

A+A-

Empati, bireyin aynı anda hem kendi sandalyesinde hem de karşısındaki sandalyede oturabilmeyi becerebilmesidir. Bütün tartışmalarda uzlaşma, verimli ve etkin sonuç alabilmek tartışan üyelerin empati yetenekleri ile doğrudan ilgilidir. “Senin yerinde olsam ben şöyle davranırdım” diyen bir tartışmacının yaptığı empatidir. Görsel ve yazılı basında, siyaset ve sosyal yaşantıda görülen ihtilaf, çatışma, kargaşa ve uyumsuzluğun temel nedenlerinden birisi de taraflardaki empati yokluğudur. Televizyonda karşısındakinin düşüncelerine kulak tıkayan tartışmacı, sokakta polisin varlığını dikkate almayan gösterici, toplu pazarlık görüşmelerinde işgörenlerin isteklerini tartışmaya dahi yanaşmayan işveren velhasıl bütün sosyal duygusuzlukların ve anlaşmazlıkların altında empati yokluğunu görmek mümkündür. Çalmayı beceremediği için hırsıza ya da alma imkânı bulamadığı için rüşvete karşı olmak erdem değildir. Muhalefette iken bol bol vaatlerde bulunmak, iktidara geldiğinde ise muhalefet gibi davranmak; empati falan değil düpedüz sosyal kleptomanlıktır. Halkın duygu, düşünce ve samimiyetinden çalmaktır.
Bir kişinin bir başkasını, bugünkü neslin dünkünü, inananın inanmayanı, solcunun sağcıyı anlayabilmesi empati yeteneğine bağlı olduğu kadar bir o kadar da “stereo” kalıp kullanmamaya bağlıdır.
Stereotip bakış “basmakalıp” yaklaşımlarla, inançları, rakipleri, kavramları ve düşünceleri mahkûm etmek sonucunu doğurur. Stereotip düşünceler, soy, etnik yapı, din, ideoloji, cinsiyet ve sosyal sınıf gibi gruplara ait edinilmiş basma kalıp düşüncelerdir.
Bugün bütün değerlendirme hatalarının, yapılan masum yanlışlıkların ve fikir kusurlarının altında empati eksikliklerinin yanı sıra stereotip (ön fikirlilik) fazlalıklar vardır.
Türkiye’de her gazetenin, televizyonun, ideolojinin ve öğretinin empati kusurunun yanında stereo kalıpları var. Neredeyse her örgüt kendi ahlak alfabesini, değerler amentüsünü ve ilkeler manifestosunu yazmış durumda. Yine her fikir akımının ya da örgütün karşıtları için verilmiş kararları, keskinleşmiş hükümleri ve reddedilmiş görüşleri vardır. Bu yaklaşım bireyleri “bizim kötü tarafımız karşıtlarımızın iyi tarafından iyidir” sonucuna ulaştırmaktadır.
Gruplar, kurumlar ve siyasi figüranlar anlaşmamak için özel bir gayret içine girmiş durumdalar. Anlaşamamakta anlaşmak doğal bir zorunluluk haline gelmiştir. Aslında aynı şeyleri söyleyenler birbirlerini dinledikleri zaman varlık nedenlerinin ortadan kalkacağının telaşını duymaktadırlar. Karşıt olmanın önemli ve etkin olmak anlamına geldiğini zannediyorlar.
Uyum değil itilaf, barış değil çatışma, işbirliği değil itişme örgütlü güç odakları tarafından ödüllendirildiği için; bu yöndeki tutum ve tavırlar artmaktadır. Dünyanın her yerinde işbirliği, dayanışma ve karşılıklı yardımlaşmanın her zaman çatışmadan ve anlaşmazlıklardan daha hayırlı sonuçları olduğu bilinmektedir. Anlaşmazlığın zorunlusu olabilir ama başarısızlığın kutsalı asla olamaz. Güvensizlik ve korku her yerde anlaşmazlığı, anlaşmazlık da başarısızlığı doğurur. Savaşa, kavgaya, çatışmaya ve anlaşmazlıklara verilen moral desteğin barışa verilmesi halinde çözümlenmeyecek hiç bir sorun kalmayacaktır. Geleceğin gerçek kahramanları kavgada ya da savaşta rakiplerini yenenler değil, kavga halindeki rakipleriyle savaşsız yaşayabilecek bir barış ortamını üretebilenler olacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları