Apo belgeseli / Kürt sorununun şifreleri... -II-

A+A-
Altemur KILIÇ

Geçen Pazar, Apo’nun hayat hikayesini, kişiliğini ve psikolojik durumunu anlatmaya çalışmıştık. Bunlar Kürt sorununun şifreleri. Bugün Eruh-Şemdinli terör baskını sonrasında İmralı’da idam hükmü giymesini ve sonraki gelişmeleri hatırlatacağım.


“Partiya Karkari Kürdistan”
Pe Ka Ka veya Kürtlerin dedikleri gibi Pe Ke Ke, Abdullah Öcalan, namı diğer Apo’nun kurduğu bir örgüt. Apo, 1960-1970’lerin cadı kazanından Mahir Çayan’ın ve Deniz Gezmiş’in yoldaşı. Onlardan ilham ve destek almış, 1974 genel affından sonra Urfa, Elazığ, Tunceli, Gaziantep ve Maraş bölgeleri ağırlıklı olmak üzere yeni bir partinin teşkilatlanmasına girişmiş. Bu örgüt önceleri Apocular olarak biliniyor ve Marksist-Leninist olmakla birlikte Kürt milliyetçiliği güdüyor. Birebir çalışmalarla her yörede, özellikle genç taraftarlar topluyordu. Apocular ve PKK’cılar bölgelerinde ağa ve şeyhleri, mesela Urfa’da Bucak’ları hedef alıyorlardı.
PKK, 12 Eylül müdahalesinden sonra bekleyişe geçiyor, sadece bazı askeri noktalara küçük saldırılar düzenliyordu. Bu arada Türkiye hududu dışında Kuzey Irak ve İran’daki Kürt grupları ile temasa geçiyor ve oralarda sığınma üsleri hazırlıyor; Barzani ve KDP ile irtibat kuruyordu. Gerçi devlet artık, PKK’nın mevcudiyetinden haberdardır ama PKK Türk güvenlik kuvvetleriyle 1980-83 askeri idare döneminde direkt temas kurmaktan özellikle kaçınmaktadır. Kır bölgelerinde  “vur kaç” eylemleri yaparken, hudutların dışında hazırlanmakta ve yığınak yapmaktadır.  “Bir avuç teröristten sonra büyük bir ordu çıkaracağını” umuyor ve böylelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’ni,  “Kürdistan”  dediği bölgeden çıkarabileceğini umuyordu.
Şiddetin ve vahşetin dozunu gittikçe artırırken bir zamanlar zımni bir anlaşma yaptığı KDP’den ve Mesut Barzani’den kopuyordu.
İlginç olan bir husus da Türkiye’nin Kürt bölücülere karşı işbirliği teklif ettiği Suriye, Irak ve İran bu işbirliğine yanaşmadıkları gibi PKK’ya yataklık ediyor, silah vs.. yardımı yapıyorlardı. 


SHP’nin yüzünde patlayan ittifak
Acıdır ki devlet-hükümet-muhalefet ve SHP-SODEP Güneydoğu’da oy almak ümidiyle Kürtçü tanınanları bünyelerine alıyor ve hatta CHP’nin yerine kurulan SHP ilk Kürt Partisi HEP (Halkın Emek Partisi) ile seçim ittifakı yapıyordu. Ne var ki bu ittifak SHP’nin yüzüne patlayacaktı. Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana’nın TBMM kürsüsünden PKK renkli giysiler ile Kürtçe konuşması üzerine liderlerin çoğu gene oy veya liberallere hoş görünmek endişesi ile  “Kürt gerçeğini”  tanımak, “Kürt kimliğini” tanımak veya “Türkiye vatandaşlığı kavramı”  gibi şeyler ortaya atıyorlardı. Ve ne yazık ki zamanın Cumhurbaşkanının aklında da  “Federasyon”  gibi ucu nereye varacağı belli olmayan bazı projeler geçiyordu. Kürtçe gazete ve dergi yasağı da onun zamanında kaldırılmıştı.
Liberallerin Kürt partilerine arka çıkmaları ve açıkça Kürtçülük yapan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp hapsedilmelerini tenkit eden liberallerin söylemi  “Eğer TBMM’den kaçırırsak dağa çıkarlar” idi. Oysa HEP’li ve DEP’lilerin gayesi dağı, yani PKK’yı Meclis’e sokmaktı. Zaten Öcalan’ın da maksadı, hele Türkiye’yi dağlardan bölemeyeceğini anlayınca siyasete girmek, legale çıkmaktı. 


İnanç sömürüsü
Öcalan’ın bir taktiği de yavaş yavaş Marksist-Leninist kimliğinden sıyrılmak ve dinî kesimi yanına almaktı. Bunun için, Partiye İslâmi Kürdistan gibi (PİK) İslamcı yan kuruluşlar kurmuştu.
Şurası muhakkak ki, hükümetler ve politikacılar PKK, Kürt ve bölücülük sorunları karşısında, çoğu zaman Güneydoğu oylarını da düşünerek fazla kararlı davranmamışlardı. Muhalefet partileri başta sırasıyla SHP, SODEP, CHP oy kaygılarıyla ve liberal aydınların etkisiyle Kürtlere kimlik tavizleri vermeye çalışıyor ve anlaşılmaz bir aymazlıkla daha sıkı tedbirler alınmasını desteklemek yerine, mesela koruculuğun ve olağanüstü halin kaldırılmasına çalışıyorlardı. 


Eruh-Şemdinli
15 Ağustos 1984’te PKK’nın  “14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı” , Siirt’in Eruh ilçesindeki jandarma karakolunu, diğer terör birliği  “21 Mart Silahlı Propaganda”  takımı da Hakkâri’nin Şemdinli ilçesindeki açık hava subay gazinosunu bastı. İlçe jandarma karakolunu taradı, subay, ast subay ve erlerin tamamını öldürdü... Bir yerde bu PKK saldırılarının açığa vurulması, Apo’nun bir avuç teröristten muntazam bir ordu çıkarmak iddiasının da başlangıcı idi...
O sırada Marmaris’te yazlığında bu haberi alan Cumhurbaşkanı Özal da diğer hükümet mensupları da olayın önemini fark edememişlerdi. 


Apo’nun ve PKK’nın gelişmesi
1993 yılında PKK, Apo’nun Özgür Gündem’de Ali Fırat adı ile yazdığı bir yazıya göre Eruh-Şemdinli baskınlarındaki  “100 örgüt mensubundan veya militandan, 10.000 kişilik bir orduya yükselmişti.” Tahminlere göre, bu  “ordu”  çok geçmeden 50.000 kişiyi bulacaktı. Artık gazeteci Mehmet Ali Kışlalı’nın deyimi ile Güneydoğu’da düşük yoğunluklu bir iç savaş başlayacak ve altı yıl boyunca Türkiye’nin, Kürtlerin ve Türklerin kaderini ipotek altına alacaktı.

KAYNAK: “Bölücülüğün Uzun Tarihi-Akasya Yayınları”

 

ATATÜRK DİYOR Kİ
Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları