APO gene sahnede (2)

Altemur KILIÇ

Sevgili okuyucularım, geçtiğimiz hafta mutad göz ameliyatımı olduğum için, günlük yazılarımı yazamadım. Pazarlık yazısına kaldığımız yerden devam ediyorum.
APO’nun eski avukatı Hüseyin Yıldırım   “Kesire konuşursa yer yerinden oynar... Apo’nun tüm bağlantıları, kimlerle bağlantıları varsa hepsi ortaya çıkar. Ve Apo’nun söyleyecek bir şeyi kalmaz. Açıklananlardan sonra da Öcalan, Kürtlerin gözünde sıfıra iner”  demiş.
Öcalan’ın tek meşru eşi, Pilot Necati adlı ve MİT ajanı olduğu söylenen kişinin kızı Kesire hakkındaki sır perdesi bugüne kadar aralanamadı.  Hüseyin Yıldırım, Kesire’nin ajan olmadığını söylüyor!
Kesire hayatta mı? Nerde? Bilinmiyor. Ama bu konuda bilinenleri söyleyeyim.
Tuzluçayır toplantısının önemi, bu toplantıya Apo’nun sonra evleneceği, bir MİT mensubunun kızı olduğu söylenen Kesire Yıldırım’ın katılması. Gene MİT mensubu olduğu söylenen, Türkkuşu’nda çalıştığı için  “Pilot”  namı ile maruf  Necati’nin de bu toplantılarda bulunması, bazılarının hatta eski bazı PKK’cılar tarafından da desteklenen Apo’nun da başlangıçta MİT’e hizmet ettiği şayialarına yol açacaktır. Uğur Mumcu da PKK hakkındaki kitabında bu şayiaya yer vermiştir. Eğer bu bir dönem için doğru olmuş olsa bile Apo’nun sonraları kontrolden tamamıyla çıktığı muhakkaktır. Bu liderlik Şam’dan çıkarılana, Avrupa’daki maceralarına ve Kenya’da yakalanışına kadar devam edecektir.
Apo’nun doğduğu Ömerli Köyü, kendisine göre Ermeniler’den kalma, içinde Türkçe konuşulan bir köydür. Anası Üveyş de Apo’nun yakalandıktan sonra hep tekrarladığı gibi Türk’tür. Ne var ki, bu köyde bazı Ermeni’den dönmelerin bulunması, Üveyş’in de Ermeni kökenli olup olmadığı şüphesine yol açmıştır. Ama gerçekse, gerek Üveyş’in Türk olması, gerekse evde babası Ömer’den daha fazla otoriter ve kavgacı olması, Apo’nun benliğinde psikolojik bakımdan araştırılmaya muhtaç bir ikilem yaratmıştır. Apo ile birkaç defa yüz yüze konuşmuş olan ve PKK hakkındaki en kapsamlı kitaplardan birinin yazarı ve sonra her nasılsa PKK davasına yurtdışından da hizmet eden İsmet İmset, Abdullah Öcalan’ın sola ve Kürtçülüğe kaymadan ve daha sola katılmadan önce dindarlıkla Türk milliyetçiliği ve Kürtçülükle solculuk arasında bocaladığını; dönem dönem hem Maltepe Camii’nde Cuma namazı kılacak derecede dindar olduğunu ve sonra da 197l’e kadar milliyetçi muhafazakar çizgide yer aldığını söyler. Gene rivayete göre Apo o arada askeri okula gitmeyi istemiş fakat her nedense belki de yaşı küçük olduğu için alınmamıştır. Bunun yerine Ankara’daki Tapu Kadastro Meslek Lisesi’ne giriyor ve bu okulu 1969’da bitiriyor. Tayin edildiği İstanbul’da 1971’de Hukuk Fakültesi’ne, sonradan Ankara’da Siyasal Bilgiler Okulu’na burslu olarak devam ediyor.
Apo’nun savunmasında kendi kişisel durumunu anlatırken şu sözlerine göre, 1960 sonrası solculuk furyası içinde solcu oluyor. Sonra bu solculuğuna Ankara Hukuk Fakültesi’nde devam edecektir. Mahir Çayan ve diğerleri ile arkadaşlığı da burada başlayacak. Mahir Çayan’ın öldürülmesinden sonra protestolara katılacak ve Mamak Cezaevi’nde yatacaktır. Apo 1972’den sonra Türk kimliğinden sıyrılmış, Kürt kimliğine ve Kürtçülük, bölücülük davasına kaymıştır. Polis ve adaletle başı belaya, Mahir Çayan’ın Kızıldere’de öldürülmesinden sonra Ankara’da katıldığı bir gösteride TİKP (Türkiye İşçi ve Köylü Partisi) adına bildiri dağıttığı için girmiş ve 1972’de Askeri Savcı, Baki Tuğ’un karşısına çıkarılmıştır.

Çubuk ve Tuzluçayır
1973’teki Çubuk Barajı, 1974’teki Tuzluçayır toplantıları PKK’nın kurulmasına giden önemli kilometre taşlarıdır. Bu gerek Apo için, gerekse Kürtçülük hareketi için önemli bir dönüm noktasıdır. Ne var ki, Türk solu Apo’yu ve hareketini desteklemeye devam edecektir. 1974’te PKK daha kurulmadan önce Kürtçülük hareketlerinin odağı veya nüvesi olan Ankara Demokratik ve Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) kapatıldıktan sonra hareket, daha PKK adını almadan Güneydoğu’da teşkilatlanma çalışmalarına başlıyor.

Nihayet 1978 ve PKK
Abdullah Öcalan bütün bu olaylar arasında PKK’nın bölücülük hareketinin 198 sayfalık manifestosunu ve PKK’nın programını hazırlıyor. PKK da resmen kuruluyor.
Manifesto’da şöyle bir bölüm var:
 “Kürdistan devriminin birincil ittifakları iki halkadan oluşur; gençlik-aydın hareketleri birinci halkayı oluşturup, özellikle devrimin başlangıç aşamasında, devrimin başarıya ulaşmasında büyük rol oynayacaktır... Kent, küçük burjuvazi ve diğer milli güçler ikinci halkayı oluşturup, özellikle devrimin geliştiği dönemde mücadeleye katılırlar...
Kürdistan Devriminin ikincil ittifakları ise üç halkadan oluşur. Birinci halka Kürdistan’ın diğer parçalarındaki yurtsever ittifakı, ikinci halka, Kürdistan’ı sömürgeleştiren ülkelerin hareketleriyle devrimci ittifakı, üçüncü halka ise sosyalist ülkeler, ulusal kurtuluş hareketleri, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketi ve tüm ilerici insanlıkla ittifakları içerir.”
Programa daha doğrusu Öcalan’ın hazırladığı Taslak’a gelince bunun da mesajı şöyle özetleniyor:
 “Kürdistan, sömürgeci dört devlet (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) tarafından dörde bölünmüştür... En büyük parça Türkiye Kürdistan’ıdır... Burada yarı feodal ilişkiler geçerlidir. Devrimde Türkiye Kürdistan’ı önderlik yapacaktır. Devrimin niteliği ulusun demokratik devrimidir. Asgari hedef sömürgeciliği yıkarak bağımsız, demokratik ve birleşik bir Kürdistan Devleti kurmaktır. Azami hedef; Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Devlet kurmaktır. Devrime öncü güç proleteryadır. Devrimde temel güç köylüdür. Temel ittifak da işçi-köylü-aydın ittifakıdır. Müttefikler, yurtsever kesimler, Türkiye devrimci hareketi, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki devrimci yurtsever hareketler, sosyalist ülkeler, kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketi ve ulusal kurtuluş hareketleridir.”
Bunları “Apo” nun “açılımı” ile eş zamanda hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var! (Bu konuya devam edeceğiz.)

 


BYEGM’nin ilk ve son genel müdürleri Alanya’da buluştu

Eski Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü (BYEGM) Altemur Kılıç, kurumun arşivinin 1960 ihtilalinde yakılmasının kendisini çok üzdüğünü bildirdi.
Basın Kartı Komisyonu toplantısı dolayısıyla Alanya’da bulunan BYEGM Genel Müdürü Murat Karakaya ile Alanya’da yaşayan gazeteci-yazar Altemur Kılıç, Alanya Gazeteciler Cemiyetinin yemeğinde buluştu.
Altemur Kılıç’ın elini öpen Karakaya, kurumun bugünkü durumu hakkında Kılıç’a bilgi verdi.
Altemur Kılıç da genç bir genel müdürün görev almasından memnuniyet
duyduğunu belirterek, kendisinin de 35 yaşında BYEGM genel müdürlüğü yaptığını ve bu görevi iki kez üstlendiğini söyledi.
BYEGM’nin bugün kullanılmakta olan logosunu da kendisinin yaptırdığını anlatan Kılıç, 37 yaşındaki Karakaya’ya, “İnşallah senin sonun benim gibi olmaz” diyerek 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından Yassıada’da hapis yattığını dile getirdi.
Kılıç, “Kurumun arşivinin 1960 ihtilalinde yakılması beni çok üzdü” dedi.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş