Apo/PKK'nın ilk eylemleri

A+A-
Altemur KILIÇ

Geçen hafta başladığım APO’nun öyküsüne devam ediyorum...    1973’teki Çubuk Barajı, 1974’teki Tuzluçayır toplantıları PKK’nın kurulmasına giden önemli kilometre taşlarıdır.
1974’te PKK daha kurulmadan önce Kürtçülük hareketlerinin odağı veya nüvesi olan Ankara Demokratik ve Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) kapatıldıktan sonra hareket, daha PKK adını almadan Güneydoğu’da teşkilatlanma çalışmalarına başlıyor.

Nihayet 1978 ve PKK
Abdullah Öcalan bütün bu olaylar arasında PKK’nın bölücülük hareketinin 198 sayfalık manifestosunu ve PKK’nın programını hazırlıyor. PKK da resmen kuruluyor.
Manifesto’da şöyle bir bölüm var:
“Kürdistan devriminin birincil ittifakları iki halkadan oluşur; gençlik-aydın hareketleri birinci halkayı oluşturup, özellikle devrimin başlangıç aşamasında, devrimin başarıya ulaşmasında büyük rol oynayacaktır... Kent, küçük burjuvazi ve diğer milli güçler ikinci halkayı oluşturup, özellikle devrimin geliştiği dönemde mücadeleye katılırlar...
Kürdistan Devriminin ikincil ittifakları ise üç halkadan oluşur. Birinci halka Kürdistan’ın diğer parçalarındaki yurtsever ittifakı, ikinci halka, Kürdistan’ı sömürgeleştiren ülkelerin hareketleriyle devrimci ittifakı, üçüncü halka ise sosyalist ülkeler, ulusal kurtuluş hareketleri, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketi ve tüm ilerici insanlıkla ittifakları içerir.”

Program
Programa daha doğrusu Öcalan’ın hazırladığı Taslak’a gelince bunun da mesajı şöyle özetleniyor:
“Kürdistan, sömürgeci dört devlet (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) tarafından dörde bölünmüştür... En büyük parça Türkiye Kürdistanıdır... Burada yarı feodal ilişkiler geçerlidir. Devrimde Türkiye Kürdistanı önderlik yapacaktır. Devrimin niteliği ulusun demokratik devrimidir. Asgari hedef sömürgeciliği yıkarak bağımsız, demokratik ve birleşik bir Kürdistan Devleti kurmaktır. Azami hedef; Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Devlet kurmaktır. Devrime öncü güç proleteryadır. Devrimde temel güç köylüdür. Temel ittifak da işçi-köylü-aydın ittifakıdır. Müttefikler, yurtsever kesimler, Türkiye devrimci hareketi, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki devrimci yurtsever hareketler, sosyalist ülkeler, kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketi ve ulusal kurtuluş hareketleridir.”
Bunları “Apo”nun “açılımı” ile eş zamanda hatırlamakta ve hatırlatmakta
yarar var!

Apo’nun sonu: İmralı
On beş küsur yıl Bekaa vadisindeki ve sonra da Şam’daki karargahından yönettiği PKK’nın kır ve kent terör hareketleriyle Türkiye’nin başına bela kesilen Apo (Abdullah Öcalan), Türk Silahlı Kuvvetleri’nin inisiyatifi ve güç gösterisi sayesinde, kendisini yıllardan beri barındıran ve her türlü destek olan Suriye’deki (Şam’daki) karargahından 11 Ekim 1998 tarihinde çıkarıldı. Bir süre İtalya’da Avrupalı odaklarca barındırıldıktan sonra Yunan hükümetinin bilgisi ve Yunan gizli servislerinin marifeti ile Kenya’ya götürüldü. Oradan da muhtemelen CIA’nın verdiği destekle, Türk gizli servislerinin, mahirane bir operasyonuyla 16 Şubat 1999’da yakalanarak yurda getirildi. İmralı Cezaevi’ne konuldu ve 23 Şubat 1999’da tutuklandı.

Sorgulama ve itiraflar
Tarihi duruşma 2 Mayıs 1999’da İmralı’da başladı. Bundan evvel sorgulanırken de ilginç açıklamalar yaptı. PKK’nın kurucusu olduğunu, önderliğini yaptığını, Türk toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığını itiraf etti. Başlangıçta amacının  “Bağımsız bir Kürt Devleti kurmak olduğunu”  ve fakat sonra  “Gelişen süre içinde müstakil bir Kürt Devleti kurmak değil, Kürtlerin de cumhuriyetin kuruluş sürecinde rol almış bir halk olarak, özgürlük ortamı içerisinde (Türklerle) birleştirilmesi (gerektiği) sonucuna vardım” diyordu. Yani mealen bugünkü söylemleri!
O günlerde yazmıştım,  “Ben öyle tahmin ediyorum ki, Apo yakalandıktan sonraki sorgulamalarında devlete PKK’nın operasyonları, Avrupa bağlantıları ve içimizdeki hainler konusunda çok önemli bilgiler vermiştir ve bunlar yeri geldiğinde kullanılacaktır”  diye...
Apo, İmralı’daki cam kafesinden yaptığı itiraflar, söylediği sözlerle kendi taraftarları dahil herkesi şaşırttı. O şimdiye kadar dağlardan kükreyen, T.C. ve ordusuna “On beş militandan bir ordu çıkardık” diye meydan okuyan ve bunca kanlı eylemi yöneten lider,  “Pişmanım, devlete hizmete hazırım. Bana kanal imkanını verin. PKK’yı dağdan indireyim. Artık kan dökülmesine engel olayım”  diye yalvaran adam, aynı adam mıydı? Ne var ki, 1973’ten yakalanana kadar söyledikleri tetkik edilirse, şartlara göre taktik ve üslup farklarına rağmen asıl ve değişmez düşüncelerinin ve emelinin ne olduğu anlaşılıyor:
 “Bağımsız ve Büyük Kürdistan.” Ancak Apo sıktığı için,
 “Anam Türk’tü... Pişmanım... Devlete hizmete hazırım... Bana kanal açın PKK’yı üç ayda dağdan indireyim...”  diyordu.
Ve Apo daha 1999’da dil özgürlüğü, bu özgürlüğe Radyo-TV yayınlarına ve muhtemelen Kürtçe eğitime imkân verilmesini istiyordu!
Türkiye’den ayrılmamak ve Türk-Kürt kardeşliğinden de bahsederken istediği, gerçekten de Profesör Bedii Feyzioğlu’nun 1993’te yazdığı bir yazıda belirttiği gibi  “ayrılıkçılık” , Türkiye’den ayrılmak değildir... Çelişkili görünüyor ama;  “Türkiye’de kalmak, nüfusça artmak, aralarındaki dayanışma ile ekonomik ve mali açıdan güçlenmek, ekonomiye, siyasete egemen olup fiilen Türkiye’nin tümünün sevk ve yönetimini ele geçirmektir... Kısacası Türkiye’yi Büyük Kürdistan yapmaktır.” Bugün zaman zemin buna, daha müsait!
Gelecek Pazar:
“Öcalan’la pazarlığın” yol haritasının nerede başladığını yazacağım!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları