Arabulucu Türkiye!

Özcan YENİÇERİ

Türkiye’nin üzerinde yaşadığı jeopolitikte dış politika, her zaman iç politikaların uzantısı olmuştur. Bir başka deyişle bölgede iç sorunlar, ilgili hükümetler tarafından çoğu kez ihraç edilmekte; aynı şekilde de dış sorunlar da içselleştirilebilmektedir. Kuşkusuz bu duruma, iç ve dış sorunların birbirinden kesin sınırlarla ayrılamaması kadar iç içe olması da neden olmaktadır. Türkiye’nin de üzerinde yaşadığı jeopolitikte ‘birden fazla ülkeyi ilgilendirmeyen hiçbir sorun yoktur’ denilse yeridir. Bütün sorunlar bu coğrafyada sınır aşar sorun niteliğindedir. Bu günlerde İstanbul’da uluslararası bir konferansın konusu olan ‘Su’ böyle bir sorundur. ‘Filistin Sorunu’ bütün bölgenin hatta bütün İslam Dünyasının sorunudur. İran’ın nükleer programı ya da  “Kürt Sorunu” da öyledir.
Türkiye’nin bölgedeki sorunların çözümü konusunda inisiyatif alması coğrafi, dini ve tarihi sorumluluklarının gereğidir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Ancak bölgedeki sorunların karmaşıklığının, içiçeliğinin, tarihi, coğrafi ve dini boyutlarının bulunması, son derece dikkatli olmayı da gerektirmektedir. Bölgedeki sorunlara ‘iğneyle kuyu eşer’ gibi sabırlı ve dikkatli bir biçimde yaklaşılması gerekir. Aksi takdirde ‘kaş yapayım derken göz çıkarmak’ara yapmaya çalışırken ara bozmak gibi bir durumla karşı karşıya kalmak da mümkündür. Türkiye, bölgedeki sorunlarla ilişkisini tanımlarken bu anlamda yeterli dikkati ve itinayı göstermemektedir. Türkiye’de dış politikayı yönetenlerin, bölge ülkeleri arasındaki sorunlara müdahil olma konusunda aşırı istekli olmaları, sorunlara taraf ülkelerden rol kapar bir hava içine girmeleri sorunların çözümünde kolaylaştırıcı etki yapmayı önlemektedir. 

“One Minute” bir başarısızlık itirafıydı!
Türkiye’nin kendisine bölgesel sorunların çözümünde yalnızca  “arabulucu” ya da  “kolaylaştırıcı”  bir misyon biçmiş olması da doğru değildir. Zira arabuluculuk ancak taraf ülkelerin ihtiyaç ve talep duymalarının sonucu olarak üstlenilebilecek bir roldür. Olgunlaşmamış durumlar, çözüm ihtiyacı duyulmayan sorunlar ve birbirlerini oyalama amacı içinde olan tarafların bulunduğu yerde arabulucuya ihtiyaç yoktur. Kendi gerek ve gerçeklerinden muaf tutulan bir arabuluculuk olmaz.
Başbakanın meşhur “One Minute” çıkışı bunun kanıtıdır. Başbakanın bütün Türk/İslam aleminin takdirini kazanan “One Minute” çıkışı gerçekte büyük bir arabuluculuk başarısızlığını kapatma girişimiydi. “One Minute”, gerek İsrail ile Filistin; gerek İsrail ile Suriye ve gerekse de El Fetih ile Hamas arasında arabuluculuk çabalarının başarısızlığının itirafıdır. “One Minute” çıkışı sonrası hiç kimsenin aklına Türkiye Başbakanına arabuluculuk çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığının hesabını sormak gelmedi. İsrail’in bir yandan İstanbul’da Türkiye’nin yardımıyla görüşmeler yaparken, diğer yandan Gazze’ye saldırı için her türlü hazırlığını yapmasının Türkiye Başbakanından nasıl sakladığını da kimse tartışmadı. Başbakan Erdoğan’ın, Gazze saldırısı öncesinde beşbuçuk saat görüştüğü İsrail Başbakanı Olmert’in kendisini durumdan haberdar etmemekle suçlaması da ilginçti. Demek ki birileri bir takım ilişkileri iyi okuyamıyor bu nedenle kendisine yanlış rol biçiyor ve proaktif olamıyor. Olgunun ortaya koyduğu gerçek budur.
Cumhurbaşkanı Gül’ün Tahran ziyaretini  “Obama’nın ‘barışçıl öncü kuvveti’olarak Tahran’da”  türünden yorumlamak, yanlışta ısrar edildiğinin göstergesidir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı da arabuluculuk arzularını  “Hakkaniyet ve saygı olursa, arabuluculuğa gerek yok”  diyerek nazik bir biçimde geri çevirmiştir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş