‘Arka bahçe’nin İslamcılığından ‘arka bahçe’nin

Adnan İSLAMOĞULLARI

Bir yılı aşkındır her gün vites büyüterek hız alan ‘açılım süreci’, dağdaki katillerin ellerini kollarını sallayarak kan döktükleri sınırlarımızı terk ediyorlar, üstelik bizzat Başbakan güvencesiyle. Baklava çalan çocukların mahkûm olduğu ülkemizde, yüzlerce insanı katleden PKK’lı katiller devletin boşalttığı sınırlardan geçip gidiyorlar, Askeriyenin, MİT’in, Savcıların, Emniyetin, Valilerin, Kaymakamların gözlerinin önünde.
Tam bir ‘turnusol zamanı’nın içinden geçiyoruz. Bu ‘turnusol zamanı’nın açığa çıkardığı en çarpıcı gerçeklerden birisi de bir zamanların İslâmcılarının Türkiye’ye, Türk kavramına ve Türk ismine karşı içlerinde besledikleri ve bu zamanlarda kustukları kin ve nefret.
Bu nesil Türkiye’de İslâmcılar dediğimiz nesildi.
Hasan el Bennâ’dan Seyyit Kutub’a, Teymiyye’den Abduh’a, Afgâni’den R. Groudy’ye kadar ne kadar düşünür varsa kitaplarını okuyup bu kitaplarla Türkiye’deki İslâmcılık üzerine hayaller kuran, çok hukukluluk kavramlarını tedâvüle sokan, sonra Roger Groudy’nin yazdıklarıyla düşünüp, Groudy İstanbul’a geldiğinde ona fıkhın abdeste dâir teferruat sorularını yönelten, İran’da devrim olduğunda heyecandan tir tir titreyerek ve harıl harıl İran menşei İslâmî yayınları okuyan ve bunları bu ülkeye adapte etmeğe çalışan zavallı bir nesildi o nesil.
‘Arka bahçe’nin çocuklarıydı onlar.
O bahçede, zihinleri, gönülleri, tefekkürleri bu ülkeden, bu topraklardan, bu tarihten, bu dilden, yani Türk olmaktan uzak iklimde büyüdüler. Arjantin’de üç tane Müslüman’ın peşine takılıp gittiler ama bir gün olsun Doğu Türkistan’ı ya da başka bir Türk coğrafyasını görmediler, duymadılar, gözlerini ve gönüllerini o mazlum coğrafyalara çevirmediler. Çünkü o bahçenin siyâsî mimarları ve eğitimcilerinin de Türk kavramıyla ve Türk olmakla derin problemleri vardı.
Üzerinde beyaz fistanı, başında sarığı, ayağında sandaleti, azâd edilmiş sakallarıyla gördükleri her fâniye gıpta ettiler, benzerî her siyâsînin dizinin dibine çöktüler, isminin önünde -el- takısı olan her isme benzeri şekillerde tabasbus ettiler.
Türk’ü tahfif ettiler, tahkir ettiler, telâffuz dahi etmediler.
O ‘arka bahçe’nin çocukları sonunda iktidar oldular. On yıldır ayaklarının basmadığı bu ülkeyi ‘derin stratejiler’le yönetiyorlar.
O ‘arka bahçe’nin İslâmcı çocukları artık ‘arka bahçe’nin Kürtçüleri oldular.
Kırk yıldır “milliyetçilik İslâm’a mugâyirdir” diyen o çocuklar şimdi Kürtçülük yapıyorlar. Kırk yıldır ümmetçilik rüyâsı gören o çocuklar artık Kürtçülük yapıyorlar. Kırk yıldır  “İslâm barış dinidir” diyen o çocuklar şimdi PKK’ya ve Kürtçülüğe medhiyeler düzüyorlar. Çocuklarımızı öldüren dağdaki sırtlan sürüsünün bu cinayetlerine ideolojik kılıflar giydiriyorlar. İslâmcıların Türk milliyetçiliğiyle her zaman bir derdi olduğunun bütün tezâhürlerini sergiledikleri bugünlerde hiç utanmadan, hiç arlanmadan, hiç hâyâ etmeden, hiç yüzleri kızarmadan Türk milliyetçiliğinin İslâm’la her zaman bir derdi olduğunu söylüyorlar. Zenci Musa’nın tırnağındaki kir etmeyenler, kirli ağızlarından Türk’e kin kusuyorlar...
Kırk yılın İslâmcı çocukları, yeni fark ettikleri etnik kimlikleriyle bu ülkeye ihanet ediyorlar.
Ve ağızlarında hep aynı sakızı patlatıyorlar,  “Çanakkale’de biz de savaştık”, denize bir damla işeyince “deniz benim” diyen şeytan gibi... Çanakkale’de savaşan diğer Müslümanların terbiyesinden yoksunlar, asâletinden yoksunlar, imanlarından yoksunlar, edeplerinden yoksunlar, ahlâklarından yoksunlar...
Hayatları boyunca Türk düşünce tarihinden bir tek satır bile okumayan bu ‘arka bahçe’nin İslâmcı çocukları artık mâbâdlarından uydurdukları Kürt tarihinden bahsediyorlar.
Kaddafi’nin çadırında mâruz kaldıkları hakâret karşısında dili tutulan ‘arka bahçe’nin İslâmcı çocuklarının Türk’e hakaret ederken dilleri çözülüyor. Çünkü siyâsî iktidar on yıldır onlara bu zemini sağlıyor, “gün bugündür kusun kininizi” diyor...
Sırası gelmişken bir soru da Genelkurmay Başkanlığı’na soralım:
“Çanakkale’de ölen Kürtlerin tek tek isimleri ve sayıları nedir?”
Bunu açıklayın kamuoyuna da millet olarak diyetimizi toplayıp ödeyelim, kapatalım bu hesabı. Bizim verecek toprağımız yok, ama bedel ödeyebiliriz. Her Türk çocuğu Ömer Seyfettin’in ‘Diyet’ hikayesini okumuştur çünkü.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş