Arpa torbasını boynuna takıp ganimete koşanlar

İsrafil K.KUMBASAR

Yeni bir yılın 6. gününü de geride bırakıyoruz. Dışarıdan biri gelip memleket ahvaline bir göz atsa, “Yahu bunlar Cristmas’ı hayli abartmış. Karnaval hâlâ sürüyor” demekten kendini alamaz.
Başbakan Yardımcılığı postunda oturan Bülent Arınç, 58 yıl aradan sonra, Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret eden ilk ‘üst düzey devlet adamı’ oluyor. Patrik hayli memnun, Arınç’ın şahsında hükümete şükranlarını sunarken, araya sokuşturuyor:
- “Ruhban okulunun kapatılışının 40. yıldönümü. Hükümetimizin bu konuda iyi niyetini bekliyoruz.”
Cumhurun reisi Abdullah Gül hazretleri tarafından sırtı sıvazlanan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, Türkçe-Kürtçe takvim bastırıyor:
- “Sersala wepiroz be”
Koroya, Asuri Süryani Keldani Demokratik İnisiyatifi sözcüsü Jakop Gabriel de katılıyor. Madem memleket karnaval yeri, o da taleplerini sıralıyor:
- “İki dilli süreci destekliyoruz. Devlet okullarında Süryanice eğitim verilsin.”
Devlet ricali emrinize âmâde, sıradaki gelsin.

***

Hükümetin başı, partisinin grup toplantısına katılan bazı roman vatandaşlara, Türkiye’de ‘ne kadar çok etnik grup’ olduğundan dem vuruyor.
Herkesi ‘vahdette’ toplayacaklarından bahisle, “Biz bu ülkede Musevi vatandaşlarımıza da hiçbir siyasinin yapmadığını yaptık. İlk defa gidip hahambaşını ziyaret ettik” diye noktayı koyuyor.
Tabii bilmiyoruz, o roman dostlarımızdan biri, “Bizleri yerimizden yurdumuzdan ettiniz. Şehrin dışında abuk sabuk apartman dairelerine tıktınız. Şimdi o Sulukule’deki binalarda kimler konaklayacak” diye sordu mu bilemiyoruz.
Hasılı, 2011’in ilk haftası nihayetlenirken, ortalık cümbüş, şenlik yeri.
Elbette ki bir ülkenin yöneticileri, bütün vatandaşlarına ‘aynı ilgi ve duyarlılığı’ göstermekle mükelleftir. Bunun aksini iddia etmek mümkün değildir.
Ama ne var ki, bizde işin rengi biraz farklı. Zoraki bir kaşıma, zoraki bir “Evet, evet sen ayrısın, farklısın” diye altını çizme çabasıdır almış başını gidiyor.
Sonra da dönüp, “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” diye maval okuyorlar.

***

İş öyle bir noktaya varıyor ki, artık kimse ‘ne dediğini’ bilemez hale gelebiliyor.
Çiçeği burnunda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, bir gazeteye güya tarihi ‘özeleştiriler’ yapıyor. Gazete hatalı yazmadıysa eğer, ifade aynen Diyanet İşleri Başkanı’na ait, buyurun:
- “Yüz bini aşan görevlimizin Alevi öğretileri hakkında doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayabilirdik.”
Hani ‘alevi açılımı’ yapılacak ya, bir ucundan da o tutuyor aklınca. Ama şu sarf ettiği sözlere bakınca insanın, “Aman bırakın açmayın” diyesi geliyor.
Eğer Diyanet teşkilatının yüz bin görevlisi Alevilik konusunda ‘doğru bilgi sahibi’ değilse hâlâ, bu kimlerin ayıbıdır?
Bu topraklarda yaşayanlar birbirlerinin inançlarını az ya da çok bilirler. Bilmeseler bile ‘saygı duymakta’ kusur etmezler.
Yoksa bu coğrafyada bin yıl boyunca bu milleti kim birbirine kenetleyebilirdi?
Elinizde kazma kürek, böyle açarak saçarak nereye varmak istiyorsunuz?

***

Ne zaman bir ‘açılım’ hikayesi başlasa, ‘fitne’ hortluyor. Ahali birbirine karşı ‘diş biler’hale geliyor.
Yapılmak istenen ‘böl-yönet’ taktiği ise gördünüz işte, tutmuyor. Kimse itibar etmiyor.
Yok eğer ‘kendi Alevinizi’, ‘kendi Kürdünüzü’, ‘kendi romanınızı’ türetme gayreti içindeyseniz, ona kimsenin bir diyeceği olmaz.
‘Arpa’torbasını boynuna geçiren, peşinize takılıp gider.
Bakın o tutar. Tutuyor da netekim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş