Arslan BULUT'UN seçim analizi (1)

Arslan BULUTUN seçim analizi (1)
Arslan BULUT'UN seçim analizi (1)
[B]22 TEMMUZ’u masaya yatırıyoruz[/B][U][B]Seçimin sihirli sloganı: Dindar Cumhurbaşkanı![/B][/U]AKP ve destekçileri, CHP’nin, TSK’nın, Anayasa Mahkemesi’nin ve YÖK’ün, Gül’ün Cumhurbaşkanlığına karşı çıkmasını, “Dindar Cumhurbaşkanı istemiyorlar” mücadelesine dönüştürdü! AKP’yi ve Büyük Ortadoğu Projesi’ni savunan yazarlar, terörün artmasını da derin devletin, dolayısıyla TSK’nın işi olarak gösteriyor ve hedefin AKP’ye seçimi kaybettirmek olduğunu işliyordu[B]Meydanlara taşıdılar[/B]Cumhurbaşkanı seçimine adaylığını koyan Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç miting meydanlarına elele çıkarak mağdur edebiyatı ile halktan oy topladılarErken seçim kararı alındığı halde, AKP bu defa Anayasa değişikliği paketi getirerek “Cumhurbaşkanını halk seçsin” dedi ve hemen ardından ‘Halktan kaçıyorlar’ propagandası yaptı.Erdoğan, bilinçli olarak gerginlik stratejisi takip ediyor, geleneksel olarak CHP karşısında bulunan ve CHP’ye oy vermesi mümkün olmayan yüzde 60’lık sağ kitlelerin tamamına hitap ederek, oylarını artırmaya başlıyordu.AKP, 22 Temmuz seçimlerine bir yıl kala iktidar partisi AKP özellikle ekonomik sebeplerle çok yıpranmış durumdaydı ve yapılan anketlerde 2002 seçimlerindeki oy oranını koruyamayacağı yüzde 30’un altına düşeceği anlaşılıyordu. Yurdun çeşitli illerinde çiftçi mitingleri yapılıyor ve iktidar protesto ediliyordu. Özelleştirmeler büyük tepki çekiyor ve yabancılara toprak satışı ile birlikte yurdun genelinde büyük bir endişeye sebep oluyordu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’ün adaylığı açıklanmadan önce iktidara uyarı niteliğini taşıyan Tandoğan mitingi düzenlendi. Gül’ün adaylığı açıklandıktan sonra ise 367 tartışması Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. İktidar partisi milletvekilleri, daha önceki seçimlerde birinci ve ikinci turda toplantı yeter sayısı olarak 367’nin aranmadığını iddia ediyordu. Oysa Özal ve Demirel’in seçimlerinde birinci ve ikinci turlara 367’den fazla milletvekili katılmıştı. O dönemde diğer partiler, Cumhurbaşkanı seçimine katılmamak gibi bir yönteme başvurmamıştı. [B]‘Sanal Muhtıra’nın etkileri[/B]Anayasa Mahkemesi karar vermeden hemen önce 27 Nisan gecesi, Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde Sanal Muhtıra denilen metin yayınlandı. Genelkurmay, “Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır” diyordu. Muhtıranın bir bölümünde bazı illerde okullarda yapılan Kutlu Doğum Haftası törenlerinde kız öğrencilere giydirilen kıyafetler eleştiriliyordu. Bu durum, halk arasında Hıristiyanların peygamberinin doğum gününde, yani yeni yıl kutlamalarındaki eğlencelerle kıyaslanıyor, sessiz ve derinden bir propaganda bütün yurtta etkili oluyordu. [B]Derin devlet propagandası[/B]Muhtıradan hemen sonra Çağlayan mitingi düzenlendi. Bu arada Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci turda 367 milletvekili katılımının aranacağına karar verdi. Erkan Mumcu liderliğindeki Anavatan grubunun, YÖK Başkanı’na saldırı girişimi diye duyurulan haberden sonra seçime girmemesi, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın da buna destek vermesi sonucu iktidar 367’yi bulamadı. Seçim öncesinden başlayan, Cumhuriyet gazetesine saldırı, Danıştay baskını, Hırant Dink cinayeti gibi olaylar Türkiye’yi zaten germişti. İktidar bu olayların “Derin devlet” tarafından yaptırıldığını söylüyor, ulusalcıları ve milliyetçileri suçluyordu. Olayların perde arkası aydınlanamamakla birlikte, muhafazakar olduğunu iddia eden bütün yayın organlarında, bu olayların derin devlet tarafından düzenlenmiş ve Tayyip Erdoğan veya sonradan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını önlemeye dönük provokasyonlar olduğu iddiası yayılmıştı. Çağlayan ve İzmir mitinglerinin, katılımcılar tarafından solda ve sağda birleşme taleplerinin dile getirilme zemini haline dönüştürülmesi, mitingi düzenleyen tertip komitesindeki Türkan Saylan’ın muhafazakâr kitlelerin hiç tasvip etmediği bir kişi olması, her ne kadar milli tavırlar sergilese de Nur Serter’in üniversite kapısında başörtülü genç kızları ikna odasına alan bir imaj sahibi olması gibi sebepler, mitinge, ABD ve AB emperyalizmine karşı çıkmak için gidenlerin çabalarını da baltaladı. Mitingler, özgürlüklerini tehdit altında hisseden kadınların başkaldırısı olarak nitelendirildi ve şeriat aleyhine sloganlar atıldı. Oysa şeriat, Anadolu’da İslam ile eş anlamlı kabul edilen bir kelimeydi. Bütün bunlar CHP’den ziyade AKP’yi besliyordu. Tayyip Erdoğan, bilinçli olarak gerginlik stratejisi takip ediyor, geleneksel olarak CHP karşısında bulunan ve CHP’ye oy vermesi mümkün olmayan yüzde 60’lık sağ kitlelerin tamamına hitap ederek, oylarını artırmaya başlıyordu. CHP de bu sayede oylarını koruyordu. “Birleşin” sloganlarına uyan Deniz Baykal ve Zeki Sezer, Gündoğdu mitinginde bir türlü biraraya getirilemedi. [B]Gerginlik stratejisi[/B]Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan’ın başlattığı ilk mitingler, sonunda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin katkısıyla Cumhuriyet mitinglerine dönüştü. Fakat bu arada, Nokta dergisinin ortaya çıkardığı andıçların, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı emekli Orgeneral ve Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un görevdeyken AKP’ye yönelik darbe girişiminde bulunduğunu ihtiva etmesi de gerginliği yükseltiyor, bu durum da AKP’nin mağdur psikolojisini kullanmasına, Cumhuriyet mitinglerinin aleyhinde propaganda yapmasına zemin hazırlıyordu. Üç mitingde milyonlarca insan, bir araya gelmişti ama mitingleri düzenleyenler ve katılan sanatçıların tamamının sol kültürden gelmesi, muhafazakâr kitleleri biraz daha biledi. Diğer taraftan MHP, bu üç mitinge kurumsal olarak destek vermedi. Zaten iktidar, TSK, YÖK ve Yüksek mahkemeler ile kavgalı bir görüntü sergiliyor ve türban meselesini bu engeller yüzünden çözemediği fikrini yayıyordu. AKP, son olarak Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci devam ederken Anayasa’ya aykırı olarak erken seçim kararı alıyor, diğer partiler de bu karara ortak oluyordu. Halbuki, Cumhurbaşkanı seçilemediği için Anayasa gereği, mevcut Cumhurbaşkanı’nın TBMM’yi feshederek seçim kararı alması gerekiyordu. Cumhurbaşkanı bu görevini yapmadı. Erken seçim kararı alındığı halde, AKP bu defa Anayasa değişikliği paketi getirerek “Cumhurbaşkanını halk seçsin” dedi. Bu öneriyi son dakikaya kadar savunmuş olan Erkan Mumcu, grubu ile birlikte kendi teklifini reddetmek gibi bir duruma düşmemek için mecburen evet oyu kullanınca yasalar kabul edildi. CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne itirazı reddedildi. AKP’liler, bu defa, “Halktan kaçıyorlar” propagandası yapmaya başladı. Oysa, Abdullah Gül seçilmiş olsaydı, AKP’nin böyle bir yola gitmeyeceği belli iken böyle bir propagandaya girişilmesinin mantığı yoktu ama bu durum halka anlatılmadı. [B]Mağdur edebiyatı[/B]Gül’e karşı TSK, YÖK, Anayasa Mahkemesi ve CHP’nin tavır koymuş olmasını, AKP, “Dindar bir Cumhurbaşkanı istemiyorlar” propagandası ile karşıladı ve Abdullah Gül üzerinden AKP mağdur edebiyatı yapmaya başladı. Dindar Cumhurbaşkanı söylemi Bülent Arınç’a aitti. Derken gazetelerde, Abdullah Gül’ün babasının sakallı fotoğrafı yayınlanıyor, “Dindar Cumhurbaşkanı istemediler” propagandasına medya desteği veriliyordu. [B]DYP-Anavatan birleşmesi sancılı oldu[/B]Mehmet Ağar, ‘Düz ovada siyaset’ demese partisinin bundan hiçbir kaybı olmazdı. CHP-DSP birlikteliği ise zoraki nikah görüntüsü ile sağlanıyorduSiyasi hayat tüm canlılığını korurken yeni gelişmeler de yaşandı. Barajı aşmada sıkıntılı olan DYP ve Anavatan liderleri, Demokrat Parti adı altında bir birleşme yoluna girdi. Fakat taraflar birbirine güvenmiyor, birleşme son anda bozulduğu için iki parti de karışıyor, aday listelerini YSK’ya eksik veriyordu. Bu arada DP adını Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan bir kişinin alması, sonradan bu hakkından vazgeçmesi, Erkan Mumcu-Melih Gökçek görüşmesi, kafaları karıştırıyor, Mehmet Ağar’a ise ulaşılamıyordu. Aynı günlerde CFR’nin dünyayı yönetmeye soyunmuş önde gelen üyeleri Ankara’da ev toplantıları yapıyordu. Mehmet Ağar ise, aylar önce ortaya attığı “Düz ovada siyaset” söylemini telafi etmeye çalışıyordu. ATO Başkanı Sinan Aygün adaylıktan çekiliyor, Erkan Mumcu seçimlere girmeyeceğini açıklıyor, genel başkan olduğu günden beri yurt gezileri ve mitingler yapan Ağar’ın bu emekleri heba oluyordu. Bu fikirler Ağar’ın kendi fikirleri değildi ve bir projenin kendisine sunulup kabul görmesi sonucu ortaya çıkarılmıştı. DYP tabanı, bu projeyi aslında hiç benimsemedi. Ağar da medyanın ilgisinin partinin lehine olduğunu zannetti; fakat Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu. Ağar, düz ovada siyaset demese ve Anavatan partisi ile birleşme görüşmelerine hiç girişmese, partisinin bundan hiçbir kaybı olmazdı. Ağar’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmemiş olması, Demokrat Partisi adını alan DYP’yi AKP karşısındaki sol bloğun içine dahil etti. Dolayısıyla CHP’ye AKP tarafından yüklenen bütün olumsuzluklar DP’ye de yüklendi. [B]Terörün faturası[/B]Seçim kararı alındıktan sonra terör olayları artarak sürünce şehit cenazelerinde AKP protesto ediliyor, Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül İzmir’ de, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Manisa’da cami avlusunda yuhalanıyordu. Tayyip Erdoğan, bu tepkilerde bozkurt işareti kullanılması üzerine ülkücüleri, Türkiye Kamu-Sen’i ve MHP’yi suçluyordu. AKP medyası ve artık histerik bir şekilde AKP’yi ve hatta Tayyip Erdoğan’ın eş başkanı olduğu BOP’u savunan yazarlar, PKK terörünün artmasını da derin devletin, dolayısıyla TSK’nın işi olarak gösteriyordu.[U][B]YARIN: AKP cami ve okulları kullandı[/B][/U]
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş