Arslan BULUT'UN seçim analizi (2)

Arslan BULUTUN seçim analizi (2)
Arslan BULUT'UN seçim analizi (2)
[U][B]AKP hükümeti camileri ve okulları da kullandı[/B][/U]Kayserili Ülkücüler, Hürriyet’ten Yalçın Doğan’a “AKP, köylerde, ‘Bu seçim Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında’ diye yayıyor”diye sitemde bulunuyorduOkul müdürleri, veli toplantılarını, AKP toplantısına dönüştürüyor, belediye başkanlarını davet ederek propaganda zemini oluşturuyordu.AKP sayesinde Türkiye ekonomisi, Hristo-Yahudi sermayesi tarafından işgal edilmiş, sıra vatan topraklarını satmaya gelmişti! Ama CHP, MHP ve DP bu verileri mitinglerde kullanmıyor; AB’cilikten, ABD ile stratejik ortaklıktan bahsediyorlardı.siyasi partiler, klasik propaganda yöntemleri ile meydanlarda halka hitap ederek sonuç alacaklarını zannetti! AKP’li belediyeler ise büyük şehirlerde adeta siyasi propagandanın merkezi rolüyle seçmeni etkiliyorlardıKamuoyu araştırma şirketlerinden SONAR, AKP’nin yüzde 40.05, CHP’nin yüzde 20.03, MHP’nin yüzde 12.20, Genç Parti’nin yüzde 11.06, Demokrat Parti’nin yüzde 11.02 oy alabileceği sonucunu çıkarıyordu. Bu sırada yurt çapında gazetecilerle yurt turuna çıkan Sky Türk televizyonu adına Serdar Akinan ve Nihat Genç, Orta ve Doğu Karadeniz gezisinden sonra AKP’nin oylarının köylerde yüzde 40-45 seviyesinde olduğunu üzülerek anlatıyordu. Her ikisi de, “Dindar bir kişiyi Cumhurbaşkanı seçtirmediler” propagandasının tuttuğunu ve Genelkurmay Başkanlığı’nın internet açıklamasının da tepkiye sebep olduğunu belirtiyordu. [B]Asıl sorun![/B] Diğer partiler AKP’nin programının küresel sermayenin yönetici kuruluşu CFR’nin gizli memorandumundan alındığını, AKP’nin, “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmak” diye kendilerinin açıkladığı bir anlayışla hareket ettiğini anlatamadılar. 1 Mart tezkeresi ile Irak’ın işgaline yardımcı olmak şöyle dursun, Türkiye topraklarını bile Amerikan ordusuna işgal ettirmek istediğini, Erdoğan ve Gül’ün, Haçlı Seferlerinin kışkırtıcısı, Türk düşmanı bir Papa’nın heykeli altında, Avrupa Anayasası’na imza attığını, Hristo-Yahudi medeniyetinin bütün baskılarına boyun eğdiğini, dış politikada taviz üstüne taviz verdiğini, sıcak para politikasının faturasının sonuçta yine halka çıkacağını anlatmak yerine basit konularla meşgul oluyorlardı. Bu da AKP’ye yarıyordu. AKP, Türkiye’nin döviz mevduatını küresel sermayenin bankalarına yatırmış, sonra, bu parayı aynı bankalardan borç olarak almış, üstüne faiz ödemişti. Yabancı şirketler faiz gelirleriyle, Türkiye’nin stratejik bütün kuruluşlarını satın almıştı. AKP iktidarı sayesinde Türkiye ekonomisi, Hristo-Yahudi sermayesi tarafından işgal edilmiş, sıra vatan topraklarını satmaya gelmişti! Ama CHP, MHP ve DP bu verileri seçim konuşmalarında kullanmıyor; AB’cilikten, ABD ile stratejik ortaklıktan bahsediyorlardı.AKP ‘Dindar Cumhurbaşkanı seçtirmediler’ diyedin istismarına devam ederken yardımlar büyüyor, medyayı kullanıyor ve oylarını artırıyordu.[B]Satışlar dile getirilmedi[/B]CHP, MHP ve DP, iktidarın Petkim’i, Ermeni diasporasının önemli bir ismi ve Ermenistan devletinin resmi ekonomi danışmanı bir Ermeni ile Yahudi konsorsiyumuna satmasını bile değerlendirmiyor, bunları geri alacaklarını bile söyleyemiyordu. Türkiye bir taraftan toprak bütünlüğünü korumak için Irak’a müdahale etmeyi, tezkere çıkarmayı tartışıyor, diğer taraftan iktidar milletin malını mülkünü, Türkiye topraklarında gözü olan Ermeni diasporasına devrediyordu. Beşinci seneye doğru AKP iktidarında öyle yasalar çıkarılmıştı ki, küresel sermaye dediğimiz, Yahudi, Rum ve Ermeni sermayesi, Türkiye’nin elindeki bütün stratejik kurumları satın almıştı. [B]Köy propagandası[/B]Muhalefet liderleri mitinglerde bu konulara pek girmiyordu. Oysa, Türk halkının büyük bir bölümü, asıl bu satışlar ve borç-faiz döngüsü yüzünden, işsizliğe ve açlığa hatta köleliğe mahkum edilmişti. Bu konuları Saadet Partisi adına anlatan Necmettin Erbakan’ın sözleri ise artık ciddiye alınmıyordu! Kayserili ülkücüler, Hürriyet’ten Yalçın Doğan’a “AKP, köylerde, ‘bu seçim Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında’ diye yayıyor. Hıristiyanlara biz dahiliz, CHP, YÖK, Anayasa Mahkemesi, asker dahil, tek Müslüman kendileri. Bunlardan her şey beklenir” diye yakınıyordu. İşte AKP bu kadar ağır iddialarla propaganda yapıyor ama diğer partiler köylere uğramıyordu! Trabzon-Maçka’nın bir köyünde ilkokul mezunu bile olmayan bir vatandaş, AKP propagandası yapabilmek için şöyle diyordu: “ABD, Irak’ı işgal etti, Türkiye’ye da aynısını yapacak. ABD ile arası en iyi olan parti AKP’dir. Dolayısıyla bizi bu badireden ancak AKP kurtarabilir. Oyunuzu AKP’ye verin!” Bu propaganda öyle bir Karadenizlinin ters mantığının ürünü değil, AKP’nin yurt çapında giriştiği sistemli, planlı bir stratejinin ürünü idi. Bu vatandaş, söz konusu propaganda cümlesini kendisi üretmemiş, köy imamından almıştı. Biraz değiştirerek kullanıyordu. Bu propaganda, AKP’nin milli duyarlılığı yüksek olan bölgelerde, bir yıl öncesinden köy imamları ve köy öğretmenleri üzerinden giriştiği genel propagandanın bir cümlesi idi sadece. Köylere uğrayan olmadığı için kimse durumun farkında değildi. AKP’nin elde ettiği birçok köy imamı ve köy öğretmen, Karadeniz’de, Irak’ı ele alarak, “Irak’ta Saddam döneminde ahlaksızlık yayıldı, sonuçta başına bombalar yağdı, Türkiye de Cumhuriyetin ilk yıllarından beri tam bir ahlaksızlık batağına düştü. Eğer AKP’ye oy vermezseniz, başımıza tıpkı Irak’ta olduğu gibi Amerikan bombaları yağacak!” dedi! Demek ki Tayyip Erdoğan’ın durup dururken, babasının anlattığı ekmeğin karneye bağlandığı 2. Dünya Savaşı dönemini gündeme getirmesi ve CHP’yi suçlaması aynı propagandanın içinde bir unsur imiş! AKP, bu seçim döneminde camiyi ve okulu siyasi propagandanın merkez üsleri olarak kullandı. Diğer siyasi partilerin aklına bile gelmeyecek olan bu yöntem, ne yazık ki seçimlerin belirleyici unsurlarından biri oldu. [B]Toplantıların içeriği siyasi[/B]AKP’nin, rant dağıtamadığı köylülerden de yüksek oranda oy almasının sebebi buydu. Gerçi büyük şehirlerde de cami ve okulların, özellikle AKP’li belediyeler üzerinden kullanıldığını bilmeyen yoktur. İcat ettikleri fason öğretmenlik sistemi ve değiştirdikleri 15 bin okul müdürü üzerinden, velilere yönelik öyle bir propagandaya giriştiler ki halkın bundan etkilenmemesi mümkün değildi. Okul müdürleri, veli toplantılarını, AKP toplantısına dönüştürüyor, belediye başkanlarını davet ederek propaganda zemini oluşturuyordu. Diğer partiler, klasik propaganda yöntemleri ile meydanlarda halka hitap ederek sonuç alacaklarını zannetti! Seçmenin nasıl bir ruh hali içinde olduğunu anlatması bakımından ilginç bir örnek verelim: “Muhafazakâr” bir yazarımız, “Patrikhane’ye ekümenik statü tanınıp Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması karşısında başörtüsü serbest kalacaksa, ben buna razıyım!” diyordu. İşte AKP, böyle bir siyasi iklimden besleniyordu! Yine, ABD’nin Irak’ı işgali sürecinde bir milyon Müslümanı katlettiğini, AKP’nin de buna yardımcı olduğunu, hatta Erdoğan’ın Amerikan askerleri için dua ettiğini hatırlattığınızda da cevap hazırdı: “Bu Araplar bizi arkadan vurdu! Şimdi cezasını çekiyorlar!” [B]Siyasi vaazlar verildi[/B]“Aziz cemaat, Cumhuru seçeceğiz, Cenabı Allah, Müslüman bir Cumhur seçmemizi bize nasip eylesin“Murat Bodur adlı vatandaş, AKP’nin camilerde nasıl propaganda yaptığını anlatıyor: “Ben İstanbul’da Eminönü’nde çalışıyorum, seçim kararı alındıktan bir hafta sonra Mimar Sinan’ın eserlerinden Rüstem Paşa Camii’nde Cuma namazına gittim. Cuma’dan önce cami görevlisi olmayan bir vaiz, ‘Aziz cemaat, bir dakikanızı alacağım, biraz siyasi olacak ama seçim sürecine girmiş bulunuyoruz, Cumhuru seçeceğiz, Cenabı Allah, Müslüman bir Cumhur seçmemizi bize nasip eylesin, ülkemizde Kur’an’dan rahatsız olmayan, Kur’an ile barışık, Kur’an’ı seven bir hükümeti başımıza getirsin’ dedi ve bu minvalde birkaç söz daha söyledi. Ben namazdan sonra Ankara’ya Diyanet İşleri Başkanlığı’na telefon açtım, caminin ismini vererek rahatsızlığımı ve nerdeyse Abdullah Gül ile Erdoğan’ın isimlerini söylemediğini belirterek durumu bildirdim. Onlar da üzüntülerini belirterek gerekli girişimlerde bulunacaklarını, istiyorsam müfettişle görüşebileceğimi söylediler. Gerek olmadığını, bu sözün bana kafi geleceğini belirterek telefonu kapattım. Seçimden önceki Cuma da aynı vaiz yine camimizdeydi, yine aynı şekilde cemaata dua ettirdi. İstanbul’un göbeğinde bu işler oluyorsa, Anadolu’nun ücra köşelerindeki insanımızın dini inançları kullanılarak nasıl beyinlerinin yıkandığını siz de yazdınız zaten.” [B]İşbirlikçi zihniyet[/B]2005 yılı başında Türkiye Günlüğü’nde Mustafa Çalık konuyu şöyle incelemişti: “Muhafazakâr çoğunluğun 28 Şubat sürecinde süratle AB taraftarı haline gelivermesi, bugün yaşadığımız topraklarda da ‘sevimsiz’ bir siyasi-sosyolojik tepkinin gelişmeye başladığını gösteriyor. O siyasi-sosyolojik tepkinin açık ifadesi şudur: Bir toplum mukaddeslerine saygısız ve ekmeğine hor bakan yöneticilerine karşı yabancı güçlerle ittifak etmekte artık pek fazla beis görmemektedir, yani ‘işbirlikçi’liği bile göze almaktadır. ‘Turuncu devrim’ denilen şey budur! Milli istiklâliyetine en düşkün millet olan Türkler, hangi siyasi-kültürel’ cinayet’lere maruz kaldı ki, Brüksel’in egemenliğini Ankara’nın egemenliğine çoğunlukla tercih eder derekeye düştü?” Biz seçimden önce, “Bu mantığa karşı hiçbir akıl işe yaramaz!.. Çünkü bu mantıkta hiçbir milli veya manevi duygu yoktur. Bu mantık, AKP iktidarı sayesinde sahip olduğu menfaatleri kaybetmemek için geliştirilen iğrenç bir savunma mekanizmasının ürünü değilse, gerçekten akıl tutulmasının ürünüdür!” değerlendirmesini yaptık. [B]YARIN:[/B] [U]Bahçeli medyayı neden kullanmadı[/U]
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.