Arslan BULUT'UN seçim analizi (4)

Arslan BULUTUN seçim analizi (4)
Arslan BULUT'UN seçim analizi (4)
CHP ve basında AKP’yi laiklik adına eleştirenler AKP’yi “İslam devleti kurmak istiyorlar, şeriatı getirmek istiyorlar” diye suçluyordu! Onlar bu eleştiriyi yaptıkça AKP kaybettiği puanları geri alıyorduCHP, AKP’nin İslam devleti kurmaya değil, Hıristiyan-Yahudi irticasına hizmet ettiğini görmüyor veya göstermek istemiyordu. Bazı CHP’liler, Erdoğan’a “Baş imam” dedikçe daha fazla oy alacağını sandıCHP lideri Deniz Baykal 2002’de Kemal Derviş’i aday göstermesinde olduğu gibi 2007 seçimi öncesinde de farklı bir tablo çiziyor; bir taraftan Petkim özelleştirmesinin yanlışlığını anlatıyor, diğer taraftan küresel ekonominin bir parçası olmaktan başka bir yol olmadığını özelleştirmelerin süreceğini söylüyordu! CHP veya basında AKP’yi laiklik adına eleştirenler AKP’yi “İslam devleti kurmak istiyorlar, şeriatı getirmek istiyorlar” diye suçluyordu! Onlar bu eleştiriyi yaptıkça AKP kaybettiği puanlarını yeniden toplamaya başlıyordu. Çünkü AKP’ye oy veren kitleler, İslami duyarlılıkla hareket ediyor, başörtüsü ve imam-hatip meselesi yüzünden devlet kadrolarına soğuk bakmaya devam ediyordu. CHP’nin gazetelere verdiği reklamlar da AKP propagandası idi! CHP, AKP’nin İslam devleti kurmaya değil, Hıristiyan ve Yahudi irticasına hizmet ettiğini hâlâ görmüyor veya göstermek istemiyordu. Bazı CHP’liler, Erdoğan’a “Baş imam” dedikçe daha fazla oy alacağını görmeyecek kadar gözleri bağlı hareket ediyordu. AKP, İslam’a değil Evangelistlerin küreselleşme ideolojisine hizmet ettiği halde, CHP’liler Erdoğan ve kadrosunun İslam’a hizmet ettiğini iddia ederek AKP propagandası yapıyordu! [B]Projesiz partiler vardı[/B]Dış destekle Türkiye’nin temelleriyle oynamaya kalkışan AKP karşısında hiçbir parti tek başına güven vermiyordu! Baykal ve Bahçeli, olgunlaşan şartlar üzerinde politika yapmayı benimsediklerini söylüyordu! Halbuki, şartları değiştirmek, oyunu yeniden kurmak, bunu nasıl yapacaklarını halka anlatmak gerekiyordu. 22 Temmuz seçim kampanyaları, genellikle siyasi parti genel başkanları arasında kısır tartışmalar ile geçti. Küresel sermayenin AKP üzerinden Türkiye’yi paylaşma projesi, seçim öncesinde bile Petkim’in satışı ile sürerken, iktidar adayı partiler arasında bu küresel saldırıya nasıl bir cevap verileceğini söylemeye cesaret edebilen çıkmadı! CHP, 1 Mart tezkeresine karşı çıktığı andan itibaren iyi bir çizgide yürüdü ama seçime bir-iki ay kala küresel sermayeye ve Avrupa Birliği’ne mavi boncuk dağıtmaya başladı! CHP’deki yükseliş bu yüzden durdu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin özellikle Sivas mitinginde yaptığı konuşma iyiydi ama bundan Türkiye’nin haberi bile olmadı. AKP’den kömür ve erzak yardımı alan veya oğluna bir iş sağlayan vatandaş, Türkiye’nin nasıl satıldığını, küresel ekonomi içinde bunun ne anlama geldiğini ve sonuçta zararın kendisine dokunacağını bilmeyebilirdi. İşte bu noktada, ülkenin milliyetçileri harekete geçmeliydi! Peki bu yapıldı mı? Hayır yapılmadı? Buna rağmen, özellikle terörün artması sebebiyle, milliyetçilerin siyasi organizasyonu olan MHP ve ülkenin birliği konusunda bu defa sağlam duran CHP, halkın ilgisine mazhar oldu. MHP, AKP döneminde toplumsal muhalefete önderlik etseydi, birinci parti olabilirdi. CHP’nin bu şansı yoktu ama MHP muhafazakâr kitleleri iddialı bir program ve kadroyla yanına çekebilirdi. 4 yıl 8 ayda ülkeyi adeta çökerten AKP karşısında CHP, MHP ve DP, seçmene alternatif bir ekonomi, hatta dış politika programı sunamadı. Umut vermediler. IMF, AB ve ABD ile ilişkiler konusunda, özde farklı bir söylemleri yoktu. AKP’den farkları, milli bütünlük konusunda duyarlı olmaları idi. Seçimlerde ise ekonomide umut oluşturmak belirleyicidir. Dolayısıyla aldıkları sonuçları buna bağlamak gerekir.[B]CUMHURİYET HALK PARTİSİ’ndekİ yükseliş durdu[/B]CHP, 1 Mart tezkeresine karşı çıktığı andan itibaren iyi bir çizgide yürüdü ama seçime bir-iki ay kala küresel sermayeye ve Avrupa Birliği’ne mavi boncuk dağıtmaya başladı! CHP’deki yükseliş bu yüzden durdu. Baykal, mitinglerde söylemini tam olarak yansıtamadı.[B]Bildiğimiz nakaratlar tekrar edildi[/B]Seçimden sonra MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl davranacakları konusunun yetkili kurullarda görüşüleceğini ve karar verileceğini söylüyordu. Bu açıklamanın gazetelerde yayınlandığı gün Akşam ve Milliyet’te Bahçeli’nin Cumhurbaşkanlığı oylamasına katılacağı açıklaması yer aldı. Anlaşılıyordu ki, Bahçeli, bir defa daha tek başına karar vermiş ve yetkili kurullarına veya milletvekillerine danışmamıştı. AKP ve AKP’yi destekleyen medya, Bahçeli’nin kararını demokratik buldu ama parti içi hiçbir danışma yapmadan karar alınmış olduğunu göz ardı etti! Ve AKP milletvekili Zafer Üskül, Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilkeleri gibi ifadelerin Anayasa’dan ve milletvekili yemininden çıkarılmasını istedi. Türkiye, artık temellerinin tartışıldığı ve Hürriyet gazetesinde anket konusu yapıldığı bir yere gelmişti![B]Eminönü Müftüsü’nden açıklama[/B]Dizi yazının ikinci bölümünde yer alan, Murat Bodur adlı vatandaşın mektubu üzerine Eminönü Müftüsü Muharrem Bilgiç telefonla arayıp konu ile ilgili bilgi verdi. Murat Bodur adlı vatandaşın, seçimden önce Rüstempaşa Camii’nde iki Cuma namazında cami görevlisi olmayan bir vaiz tarafından siyasi nitelikte vaaz verildiğine dair şikayetini, Diyanet İşlere Başkanlığı’na telefonla bildirdiği gibi kendisine de bizzat başvurduğunu söyleyen Muharrem Bilgiç, “Ancak söz konusu vaazı veren kişi, 30 yıldır Eminönü müftülüğüne bağlı olarak görev yapan Mehmet Taşkıran’dır. Rüstempaşa Camii’nde ayda bir vaaz verir. Görevli olmayan birisinin camide vaaz vermesi mümkün değildir. Vaazın konusu Kur’an idi. Vaaz sırasında Kur’an öğrenmenin önemini anlatırken, ’Bu Kur’an herkese lâzım. Köylüye de şehirliye de çobana da Cumhurbaşkanına da lâzım’tarzında konuşmuş olduğuna dair bilgilerimiz var. Ancak vatandaşın iddia ettiği gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bir konuşma yapılmadığına dair ifadeler de var. Vaizin ağzından Cumhurbaşkanı kelimesi çıkmış olabilir. Konuyla ilgili soruşturma açtırdım. Hem vaizin savunmasını istedim hem de cami cemaatinin bilgisine başvurdum” dedi. Durumu okurlarımızın bilgisine sunuyorum. (A.B)[B]Seçimi ekonomik durum belirledi[/B]AKP, “Biz olmazsak sonucuna katlanırsınız. Kriz istemiyorsanız bizi seçeceksiniz. AKP dışında bir tercih yapma lüksünüz yoktur” diyorduSeçimden sonra Konda’nın araştırması da göstermiştir ki, seçmenin yüzde 78.3’ü ekonomik durum ve beklentileri dikkate aldı. Yeniçağ gazetesinin, seçim sonrası değerlendirmesinde “5.2 milyon kişi 100 milyar dolar borçla sandık başına giderek AKP’ye teslim oldu” haberi üzerine Tarhan Erdem, “Evet, aynen öyle oldu” diye bu değerlendirmeyi doğrularken “Halkın duruşu bu. Halk, ekmek parasına önem veriyor. Seçimi etkileyen en önemli mesele de budur” dedi. Hürriyet yazarlarından Tufan Türenç de köşesinde “AKP’nin uyguladığı ekonomik modelde insanlar bol bol borçlandı. Seçmen, iktidarı değiştirip yeni bir macerayı göze alamadı” diye yazdı. İktisatçı Fehmi Köfteoğlu, AKP’nin Türk milletini seçimden kısa bir süre önce açık bir şekilde “kriz” le tehdit ettiğini savundu. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın “Biz olmazsak sonucuna katlanırsınız. Kriz istemiyorsanız bizi seçeceksiniz. AKP dışında bir tercih yapma lüksünüz yoktur” diyerek milleti hem dolaylı hem de doğrudan tehdit ettiğini söyleyen Köfteoğlu, “İktidar partisinin bir Bakanı, ortaya çıkarak, 200 km hızla giden arabanın duvara çarpmasından bahsetti. Bu dönemde bir krizi kimsenin göze alamayacağını söyledi. İktidar partisi, 22 Temmuz öncesinde bu oyunu oynadı. Hiç kimse inkar etmesin” diye konuştu. [B]Medya yönlendirildi[/B]AKP’nin iktidar olur olmaz başlattığı medya operasyonu da meyvelerini vermiş durumdaydı. Medya, Doğan medyası, Erdoğan medyası ve cemaat medyası olarak tanımlanıyordu. Doğan medyası, Doğan grubunun vergi borcundan 1 milyar doların silinmesi ile etkisiz duruma getirilmişti. Erdoğan medyası ise TMSF bünyesine alınan Sabah ve Star grupları idi. Bu gruplara bağlı televizyonlar, radyolar, gazeteler AKP’lileştirilmiş durumdaydı. Cemaat medyası da bu defa bütün gücüyle AKP’yi destekliyor, CHP, milliyetçilik ve ulusalcılık aleyhine her türlü rivayeti haber yapıyordu. AKP medyası ise seçimden önceki gün, organize bir şekilde Bahçeli’nin MİT ajanı olduğu iddiasına yer veriyor, bu iddiaya verilen cevaplara kimse itibar etmiyordu. Diğer taraftan seçimden önce Milliyet gazetesinin yaptırdığı bir araştırmaya göre AKP’li belediyeler vatandaşlara gıda, mobilya, giyecek, burs, kırtasiye, kömür gibi değişik yardımlar dağıttı. Bu yardımlarla AKP’li belediyelerin, 2006’dan bu yana 2 milyonun üzerinde aileye ulaştığı tespit edildi. 2 milyon aile, ortalama 10 milyon oy demektir. Sadece gıda yardımı yapılan aile sayısı 1 milyon 100 bini aştı. AKP’li belediyeler yurdun her köşesinde ev kadınlarını hitap edecek piknikler, sosyal faaliyetler düzenliyor, her eve bir insan gönderiyor, temas kuruyordu. AKP’li belediyeler ücretsiz gezi düzenlerken, partililer de tüm evleri ziyaret ederek oy vermeleri yönünde yoğun kulis yaptılar.[B]BİTTİ [/B]
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.