Asıl büyük oyunu PKK mı oynuyor?

İsrafil K.KUMBASAR

Taksim’de Gezi Parkı’ndaki çevre katliamı üzerine başlayan direniş, güvenlik güçlerinin kullandığı ‘orantısız güç’ sayesinde, bir anda nitelik değiştirerek teslimiyet iktidarına karşı bir ‘toplumsal harekete’ dönüştü.
Hareket, kısa bir süre içerisinde dalga dalga memleketin dört bir köşesine yayıldı.
‘İleri demokrasi’ adı altında kurulan ‘vurgun’, ‘soygun’, ‘talan’, ‘yağma’ düzenini hazmedemeyen, ‘baskıya’, ‘zorbalığa’, ‘zulme’ maruz kalan, ‘ayrıştırılmaya’, ‘ötekileştirilmeye’ tabi tutulan vatandaşlar, bir takım hainler gibi ‘dağlara’ çıkmak yerine, Anayasa tarafından kendilerine verilen ‘demokratik tepki’ haklarını kullanmak üzere sokaklara indiler.
Ankara’dan İzmir’e, Edirne’den Kars’a kadar hemen bütün vilayetler, “Hükümet istifa” haykırışları ile inlemeye başladı.
Ama bir tek bölge hariç:
Güneydoğu.

***

Dikkat ederseniz, ‘örgüt hakimiyetine’ terk edilmiş olan bölgede bırakın ‘kitlesel’ bir eylemi, bugüne kadar ‘bir tek hareket’ dahi yaşanmadı.
Bu garip durum, eminiz ki hâlâ ‘Dış güçler Sultanımızı yemeye çalışıyor’ palavralarına inanarak iktidar partisinin kuyruğuna takılıp ‘olup bitenleri anlamamakta’ ısrar eden bir takım saftiriklerin gözlerini yaşarttı.
Hatta ‘devletten’ yemlenip ‘bölücülerin’ kümesine yumurtlayan bir takım şebeke elemanları, çelişkiyi “Bu dönemde en soğukkanlı davranan BDP oldu. BDP Türkiye partisi oldu” şeklinde izah etmeye kalkıştılar.
Allah’ın bir kulu çıkıp sormadı:
Bölücü örgütün uzantıları, Taksim’de posterler açıp vatandaşları tahrik ederken, acaba kendi bölgelerinde neden ‘sessiz kalmayı’ tercih ettiler?
Ülkeyi çok mu düşünüyorlar; yoksa işin arkasında ‘bir başka iş’ mi var?

***

Terör örgütünün Meclis’teki uzantılarının başı, bir taraftan yaptığı açıklamalar ile güya ‘sağduyulu’ bir imaj ortaya koyarken, diğer taraftan ‘ağır abisinin’ ağzından muhataplarına ‘aba altından sopa’ gösterircesine, şu mesajı iletiyordu:
-“Ergenekoncu, ulusalcı, milliyetçi çevrelere meydanı bırakmayız, ama hükümet de sorumluluklarını yerine getirmeli.”
Peki, bu sorumluluklar neydi?
Soru, teslimiyet iktidarının ‘Anayasa’ temelinde ‘müzakere’ yürütmekte olduğu İmralı’daki ağır abinin talimatı ile Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde alınan şu sözde kararlar ile karşılığını buldu:
1. Öcalan serbest bırakılsın.
2. Kürtçe, resmi dil kabul edilsin.
3. Kuzey Kürdistan’a statü tanınsın.
Hani, bölücü terör örgütünün ‘ülkeyi bölme’ gibi bir talebi yoktu?
Hani ‘federasyondan’ vazgeçmişti?

***

Minik kuşun ulaştırdığı çok vahim iddialara göre, Tayyip Erdoğan, ABD gözetiminde terör örgütü ile yürüttüğü müzakerelerde, Abdullah Öcalan’a bir takım sözler verdi.
Bu sözler, DTK tarafından alınan kararlar ile neredeyse ‘bire bir örtüşür’ nitelikte.
‘Açılım’ projesinin asıl mimarı olan Sam Amca, son ziyareti sırasında müteahhitten, ‘taahhütlerini bir an önce yerine getirmesini’ talep etti.
Erdoğan ise, şimdilik herhangi ciddi bir adım atmasının ‘intihar’ anlamına geleceğini öne sürerek, ‘seçim sonrasına’ kadar süre istedi.
Bir zamanlar ‘Zenci muamelesi görüyoruz’ söylemleri ile uluslararası kamuoyunu arkasına alan Tayyip Erdoğan’ın, Taksim olaylarının ardından bir anda Beşşar Esad’ın yanına oturmasını fırsat bilen terör örgütü, şimdi yattığı pusuda ‘nihai kalkışmayı’ başlatmak için uygun bir zamanı kolluyor.

***

Türkiye, çok sinsi ve planlı bir ‘ters köşe oyunu’ ile karşı karşıyadır.
Artık bu saatten sonra, Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kaldığı her günün ‘terör örgütünün planlarını kolaylaştırmaktan’ başka bir işe yaramayacağı açıktır.
O Türkiye’yi yedirmeden önce siz onu yiyin.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş