Aşırılıklardan kaçınmak...

Ahmet SEVGİ

Bizim kültürümüzde ifrat ve tefrit hoş karşılanmaz. Eski ahlâk kitaplarımızı inceleyin, hep itidal ve teennî tavsiye edilmiş olduğunu göreceksiniz.  “Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl”,  “Ne ileri koşmalı, ne geride kalmalı”, “Ne beytülharap, ne beytülmâmûr”  gibi atasözlerimizde de aşırılıklardan kaçınılması gerektiği vurgulanmaktadır. Oysa son dönemlerde özellikle okumuş yazmış kesim arasında fanatizmin yaygınlaşmakta olduğu görülüyor.
Türkiye’nin halledilmesi gereken nice sorunları var. İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, terörizm, yargı bağımsızlığı, özgürlükler gibi birçok alanda sıkıntılar yaşadığımız doğru. Ama bunlar çözülemeyecek cinsten sorunlar değil.  “İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa” demişler. Konuşarak, görüşerek, tartışarak her şeye bir hal çaresi bulunabilir...  “Peki, sıkıntılarımızı niye aşamıyoruz?”  diyeceksiniz. Kanaatimizce, problemlerimizin çözümünde karşılaşılan en büyük engel aşırılıklar(fanatizm)dır.
İsterseniz önce özgürlük konusunu ele alalım. Toplum hayatında -daha doğrusu toplumun büyüyüp gelişmesinde- ekmek kadar su kadar özgürlük de bir ihtiyaçtır. Lakin nerede, nasıl kullanacağını bilmeyen fertler elinde bakıyorsunuz o güzelim kavram (özgürlük) gelişme yolunda en büyük ayak bağı olarak çıkıyor karşımıza. Abraham Lincoln’un şu sözünü çok anlamlı buluyorum:  “Koyunu kurdun elinden kurtaran çoban, koyuna göre kurtarıcı, kurda göre ise hürriyetine engel olan bir kimsedir.”  Maalesef bizde hürriyet hep kurt açısından değerlendirilmiştir. Dolayısıyla da olması gereken şeyler ya yapılamamış ya da ertelenmiştir.
Mesela, başörtü konusunu ele alalım. “Kılık kıyafetinden dolayı kimsenin üniversite eğitimi engellenmemelidir” şeklinde bir temayül oluşmaya başlıyor. Bir de bakıyorsunuz hemen “Çarşafla niye girilmesin” yahut “Ortaöğretimde de kızlar başörtülü derslere girsin” gibi talepler gelmeye başlıyor... Sonrası malum, sorunun çözümü bir başka bahara kalıyor.
Bu konuda bir başka çarpıcı örnek de geçen hafta yaşandı. Şüphesiz sizlerin de dikkatinizi çekmiştir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kabul töreninde bazı hanımlar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün elini sıkmadılar. Aynı şekilde, bazı beyler de Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrunnisa Hanım’ın elini sıkmadı. İnsanların kendi inançları doğrultusunda namahremlerinin elini sıkmamalarına saygı duyarız. Ancak, 70 milyonun gözünü Çankaya Köşkü’ne diktiği bir ortamda bu tip hareketlerin yangına körükle gitmek olduğunu, birlik ve beraberliğimize yarar sağlamayacağını düşünüyoruz.
Örnekleri çoğaltmaya gerek yok. İşsizlik konusunda da, yolsuzluk konusunda da, terörizm konusunda da “vur deyince öldüren” aşırılıklar her zaman Türkiye’nin önünü tıkamaktadır. Bana sorarsanız öncelikle insanımızın kültür seviyesini yükseltmeye çalışmalıyız. Demokrasi kültürü olmadan getirilecek hak ve özgürlükler daima suiistimal edilecektir. Cennete girerken de, cehennemden çıkarken de “lütfen siz buyurun” diyebilecek olgun fertler yetiştiremediğimiz sürece sorunlarımızı çözmenin kolay olmayacağını düşünüyorum...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş