Askerlik kampları

A+A-
Altemur KILIÇ

İkinci Dünya Savaşı yıllarında lise ve üniversite öğrencileri için askerlik kampları vardı. Yaz tatilinde on beş gün ya okulun bahçesine ya da başka bir alana kamp kurulur, bize asker üniformaları dağıtılıp çoğu zaman depolardan çıkarılan ganimet Rus tüfeklerı verilir ve subayların denetiminde astsubayların emrinde sıkı eğitimden geçerdik, atış ve el bombası talimleri yapardık! Artık savaş kapımıza dayandığı için savaşa katılmak sırası bize de gelecekti, buna ve askeri terbiyeye alıştırılıyorduk.
Robert Kolej (Boğaziçi Üniversitesi) kampüsündeki kamplarda ilk komutanımız Kore Kahramanı, o zaman albay olan Tahsin Yazıcı idi. Askerlik derslerinde Kurtuluş Savaşı muharebelerini anlatırken Rumeli şivesiyle “Ferdai cuni” diyen, sonraları 27 Mayıs darbesinde Yassıada koğuşunda birleştiğimiz rahmetli Paşa...
Sonra unutulmaz Süvari Tank Yüzbaşısı Esat Can... “Vatan için anami da çeserim, babami da, çocuğumi da” diyen rahmetli komutanımız.
Bir gün kampüste bize silah çattırdı. Hizaya soktu. Ve istikamet deniz, marş marş komutunu verdi. Koşarkan tepeden indik ve rıhtıma dayandık... Esat Can gürledi: “Ben size dur komutu verdim mi?” Bunun üzerine üniformalarımızla denize atladık... Esat Can bize emre itaati öğretmek istemişti.
Hiç unutmam, Musevi bir arkadaş yüzmeyi bilmiyormuş, itilerek denize düşünce “saatim gitti” diye bağırıyor!
Robert Kolej’de geceleri ya yatakhanelerde ya da civar pansiyonlarda kalırdık. Bizim pansiyonumuz Hisar’da Ermeni Madam Lusi’nin pansiyonuydu... Ecevit de orada kalırdı. Sevgili Madam Lusi için biz sanki çocukları, torunlarıydık, sağlığımıza bakar, söküklerimizi diker, çamaşırlarımızı yıkar ve geceleri yoklama yapardı “Ahmet geldi, Altemur geldi” diye ve bazen de üzülürdü Bülent gelmedi diye. Merak ederdi. Savaş yıllarında tifüs salgını vardı. Her gece bit muayenesi yapardık.
Hafta sonlarında izine çıkınca veya dönerken Adalar vapurunda yer bulamayınca birbirimizle “Bende iki Macar (bit) çıktı” diye konuşurduk ve yerler boşalırdı.
Üniversite kampı Ayazağa’da çadırdı... Geceleri soğuk olurdu, “Ayazağa’da ayaz var ayaz var” diye şarkı söylerdik! Tuvaletler sahra tuvaletiydi ve Kremlin adını vermiştik. “Kremlin’e gidiyorum, Kremlin’den dönüyorum” derdik.
Kamplar yaz tatilimizi kesiyor diye kızardık, ama bu kamplarda askerliği ve itaati öğrendik. Keşke bu kamplar şimdi de yapılsa, gençlerimiz askeri terbiye, disiplin görseler.
Galatasaraylıların kampı Kilyos’ta kurulurdu. O kampların komutanı Rahmetli Yüzbaşı Fehmi, “Kimdir bu çadırın komutanı... Söndürün o mumu” diyen GS’lıların sevdiği ve hiç unutamadığı “Laz Fehmi”. Rivayet olur ki Yüzbaşı ders verirken “Tüfek-müfek” demiş. Bıçkın bir öğrenci de “Yüzbaşım tüfeği anladık ama müfek nedir?” diye atılmış. Yüzbaşı “Mesela” demiş “nasa masa”. Sonra gene kendisi “Olmadı be!” diye kızmış!


General Walton Walker, Tugayımızın Kunuri Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıktan dolayı, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı’ya madalya verirken.

+++++

KARAGÖZ KOLEKSİYONUMDAN

Hükümet, bütçeyi tutturabilmek için masrafları kısmaya karar vermiş. Bunun için her türlü israfın önüne geçmeye çalışmakta. Karagöz de bunu tenkit eder. Karikatürde; bir tarafta bütçe, diğer tarafta onu dengelemeye çalışan memur ve ortada da muvazeneyi sağlayan Karagöz... Altta çerçeveli yazıda da israfın sebebini modaya dayandıran bir yazı...
Bütçe muvazenesi
esnasında
Karagöz: Aman memur efendi bir az daha sıkı tutun, hele şu muvazene bulunsun, ondan sonra korkma, seni yerinden hiçbir şey kımıldatamaz!
Moda belası!
Hükümet masrafları kısmak için her türlü israfın önüne geçmeye çalışıyor. Böyle bir zamanda bizim için vazgeçilmesi lazım gelen şeylerden biri de modadır. Şu moda belası yok mu, nice israflara sebep oluyor. Birçok ailelerin masrafını bir misli kabartan modadır. Kazançlarımızın mühim bir kısmı modanın pençesine geçiyor. Pahalılığın sebeplerinden biri de modadır. Eğer modaya riayet etmezsek kendimizin, çoluk çocuğumuzun giyinip kuşanması en aşağı bir misli daha ucuz olurdu. Modaya riayet eden zenginlerdir demeyelim, ipek çorapların köylere kadar girdiğini gördük. Biz fakir bir milletiz, Avrupa’dan gelen modaya bu kadar uymasak ne çıkar sanki! Bizim için ucuzluk, sadelik, temizlik moda olmalıdır. Bu suretle daha az parayla geçinmeye ve daha çok tasarruf yapmaya muvaffak oluruz.

+++++

FIKRA
Temel askerlikte paraşütçülüğe ayrılmış... Sonra uçaktan atlamaya çıkmış.. Beraber atlayacağı arkadaşına “Sen paraşütün halkasını ben aç deyince açarsın” demiş. Ve atlamışlar.. Arkadaşı bağırmış, “Halkayı çekeyim mi” diye. Temel seslenmiş: “Ne çekeceksin daa, geldik işte.”

+++++

ÖZDEYİŞLER
Bu hafta sizlere her zamankinden farklı olarak, biraz fazlaca özdeyiş derledim. Bu özdeyişleri bugünkü şartlara oturtabilirsiniz!

* Keskin sirke kabına zarar.
* Öfkeyle kalkan zararla oturur.
* Cami duvarına (veya kışla duvarına) işersen çarpılırsın!
* Bazılarını her zaman, bazılarını bir süre aldatabilirsin, ama herkesi her zaman aldatamazsın.  
* Bozacının şahidi şıracı.
* Güneş balçıkla sıvanmaz.
* Halep oradaysa arşın burada.
* Yanlış hesap Bağdat’tan döner.
* Keser döner sapını keser.
* Mahkeme binası kadının malı değildir.
* Sel gider kum kalır.
* Her millet layık olduğu hükümeti bulur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları