Askersizleştirme

A+A-
Rauf DENKTAŞ

“Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı” unvanı altında seyreden Rumların seçtiği ve sadece Rumların lideri olan Hristofyas, New York’ta  “Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı” olarak temaslarda bulundu ve BM camiasına “Kıbrıs meselesini” anlattı. Ana konu: 1974’te başlayan işgal ve işgal kalktığı takdirde Kıbrıs meselesi diye bir meselenin kalmayacağı. Ve yalan üstüne yalan: Sayın Talat ile anlaşıyoruz, Türk hükümeti de Talat’ı destekliyor, ancak asker uzlaşmaya mani oluyor. Askeri çektiriniz, bu iş biter, ben ve Talat askerden arındırılmış birleşik bir ülkeden yanayız, fakat şu asker olmasa!
Askersizleştirmeden maksat Garanti ve İttifak anlaşmaları altında Kıbrıs’ta bulunan alaydan da kurtulmak ve Garanti Anlaşması’nı da sıfırlamaktır. Bunu Hristofyas’la birlikte Atina da savunmaktadır.  Böyle bir sonucun kabul edilemeyeceğini Sayın Talat ve Türkiye zaman zaman açıklamış bulunmaktadırlar. Ancak Kıbrıs “birleşip, bütünleşerek” Türkiye AB üyesi olmadan Rumların gayrimeşru AB üyeliğini meşrulaştırırsak  “Garantiler devam edecektir” sözü havada kalacaktır. Bunu unutmayalım.
Bu yazıda “askersizleştirme ve Garantilerden kurtulma” siyasetinin ne anlama geldiğine bakacağız. Bunun tek anlamı vardır o da  “Garantilere rağmen yaptıklarımı tamamlayabilmem için önümdeki engeli kaldırınız”  anlamıdır.
1960 Cumhuriyeti kurulurken Garantilere ve Kıbrıs’ta asker bulundurulmasına ne kadar ihtiyaç vardıysa, yapılacak yeni bir anlaşmada bu ihtiyaç iki, hatta üç kat daha gereklidir. Nedeni, Garantilere ve askere rağmen yapılmış olanlardır. Sahtekârlıkla elde ettikleri yarı buçuk bir AB üyeliğini “Enosis tahakkuk etmiştir” şeklinde yorumlayan bir zihniyet karşısında Türkiye’nin ve bizim 1960’daki hakkımıza dayanarak “Türkiye üye olmadan Kıbrıs’ın üyeliği asla meşru hale getirilemez; Lozan dengesi asla bozulamaz” noktasında sonuna kadar ısrarlı olmazsak bunun tarihi sorumluluğundan asla kurtulamayız. Esas olan Kıbrıs’ın Türkiye’siz bir AB’ye üye olamayacağıdır. “Kıbrıs meselesi halledilirse Türkiye’nin AB yolundaki en büyük engeli ortadan kalkmış olur” inancı hayaldir. Kıbrıs meselesini gerçek suçluların önüne engel olarak koymamış olan AB yetkilileri bu meseleyi, yasal hakkını kullanarak soykırımını ve Enosis’i engellemiş olan Türkiye’nin önüne koymalarının tek nedeni Türkiye’yi tam üye yapmamak siyasetinden kaynaklanmaktadır. Bu gerçeği -kasıtlı olarak gözlerini kapayanlar dışında- herkes görmüştür.
O halde tekrar soralım: 1960’da Garantileri ve asker bulundurmayı gerektiren şartlar değişmiş midir? Aklı başında olan herkesin bu soruya vereceği cevap “Hayır, aksine şartlar ağırlaşmıştır; yeniden aynı suçlu ortakla yeni bir ortaklık kurulacaksa, eski Garanti şartları daha da güçlenmeli, asker sayısı daha da artırılmalıdır” olacaktır. Nasıl ki iki ayrı devlete ve iki ayrı halk ile iki ayrı demokrasiye dayalı, Türkiye’nin fiili ve etkin garantisini içeren bir anlaşma milli davamızın esasını teşkil etmeye devam etmektedir. Hristofyas bunu kabul etmiyorsa şimdiki durumun devamını (kendinden öncekilerin de yeğledikleri gibi) yeğlemesindendir. Bu nedenledir ki başlatılan süreç, Hristofyas’ın Garantiler ve askersizleştirme konularındaki ısrarı nedeniyle çıkmaza girerse, açıkçası, TBMM Başkanı Sayın Toptan’ın da vurguladığı gibi “İki ayrı halk, iki ayrı devlet, iki ayrı demokrasi ve fiili ve etkin garantilerin devamı” kabul edilmeyecekse, her şey noktalanmalı ve KKTC’nin tanınması için gereken adımlar cesaretle atılmalıdır. Bu hayasız  “görüşmelere devam” oyununa son verilmelidir. 45 yıldır Rum’un Kıbrıs’a sahip çıkma siyaseti nedeniyle halledilmemiş olan Kıbrıs meselesini bu siyaseti milli karakterleri haline getirmiş olan Rum liderliğiyle bu safhada halletmenin mümkün olamayacağını bütün dünya görmeli ve anlamalıdır.
Dünya liderleri yardıma koşuyorlarmış. Gibson’un Genocide kitabını okumadılarsa yardımcı olamayacakları aşikârdır. Kıbrıs meselesine teşhis koymadan reçete yazanlar arasında kaybolup gideceklerdir.

Yazarın Diğer Yazıları