Aslanlar ve çitalar

A+A-

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kenya’ya-Nairobi’ye yaptığı resmi ziyaret esnasında, hayvanat bahçesindeki çitaların kafesine girmiş ve yavru bir çitayı okşamış, fotoğrafını çekmiş! 
Bu bana rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil’in, bana ve eşime  anlattığı bir olayı hatırlattı. Galiba 1975 yılında, Dışişleri Bakanı iken Cumhurbaşkanı rahmetli Cevdet Sunay’la birlikte, Etiyopya’ya resmi ziyarette bulunurken, başkent Adisababa’da, Kral Sarayının bahçesindeki, küçük hayvanat bahçesini geziyorlar... Aslan kafesinin önünden geçerlerken, rahmetli Kasım Gülek “Bu kafese girer misin İhsan Bey” diye şakayla karışık, adeta meydan okuyor! Hiçbir şeyden korkmayan ve “meseleleri, mesele yapmamakla” meşhur Çağlayangil,  tereddüt etmeden aslan kafesine giriyor! Aslan bakıcısı aslanlara yem vermektedir. Çağlayangil’i görünce afallıyor ve hemen, yem kepçesini  Çağlayangil’in eline veriyor. Aslanlar yemlerini onun elinden yiyorlar.
Bu olayı, daha sonra Cumhurbaşkanına anlattıklarında, Sunay, refakatteki hariciyecilere; “Neden engel olmadınız. Aslanlar, mazallah İhsan beyi yeselerdi, ertesi gün gazetelerde, ‘Cumhurbaşkanı Bakanını aslanlara yedirdi’diye manşetler çıkardı” diyerek kızar! 
27 Mayıs 1960 “Darbesinden” sonra Balmumcu Cezaevindeyken ranza komşum olan İhsan Sabri bey, bize bunları anlatınca sormuştum; “Hiç korkmadınız mı beyefendi, ya aslanlar sizi yeselerdi?” Cevap verdi: “Tabii korktum ama, yabancılar önünde, hele Gülek karşısında, yiğitliğe toz konduramazım. Hem de ülke benden kırtulur, ben de kahraman olurdum.”
Nurlar içinde yatsın, o da Cevdet Sunay da... Artık onlar gibiler pek  yok!


Gene Bandırma Vapuru
Mustafa Kemal’e sataşmalar arttı! Onu bir yerinden vurmak isteyen sağlı-sollu liboş ve liboşeler, televizyon kanallarında ve gazete sohbetlerinde sıkça arzı endam eder oldular. Geçen akşam iki kanalda, iki sözde tarihçiyi izlerken, bu adamları boğasım geldi. Yarım bilgileriyle, ne yalanlar söylüyor, ne iftiralar atıyorlardı! Bir defasında, dayanamadım telefonla programa müdahale ettim: Adama “Sen herşeyi bırak, kıvırmadan Atatürk hakkında ne düşündüğünü, buradan söyle” dedim... Şaşırdı kem küm etti, “Artık Atatürk’ün yakasını bırakın” dedi! Ben de  “Atatürk ve bizler senin ve sizlerin yakalarını bırakmayacağız” dedim. Programın nazik sunucusu konuşmayı kesti! 

 

Tavşanlar...
Taraf gazetesinde Ayşe Hür’ün sohbet konuğu olan bir “tarihçi” Hakan Erdem; bazı tarihçilerin yazdıklarının “tavşanın suyunun suyu” olduğunu söylüyor. İddialarını içeren kitabının adı “Tarihlenk” yani “topal tarih”!
Onu, suçladığı gerçek tarihçilere, mesela Prof. İlber Ortaylı’ya havale ediyorum. Ama kendinin söyledikleri “tavşanın başka şeyleri”. Mesela şu sorusu; “Bandırma masalı... Mustafa Kemal’in 16 Mayıs’ta yola çıkıp Samsun’a 19’unda vardığı söyleniyor. Bandırma modern bir gemi... Üç gün böyle bir yolculuk için fazla uzun değil mi?” Erdem, bundan ne ahkâm çıkarıyor, belli değil... Aklınca bir efsaneyi bozmak ister...
Bandırma konusunda merakını ben gidereyim: Amcam Muzaffer Kılıç, Mustafa Kemal’le birlikte Bandırma vapuruyla Samsun’a giden yaverlerinden biri idi... Onun yanında büyüdüm. Daha Samsun konusunda imalı rivayetler başlamadan o yolculuğu bize anlatmıştı. Bir defa; Bandırma vapurunun modern bir gemi olmadığını, aksine ne kadar külüstür, hatta pusulası bozuk bir vapur olduğunu, rastladıkları fırtınaları ve İngiliz destroyerlerinden kaçmak için rota değiştirdiklerini, kahramanlık taslamak için değil, gerçekleri öğrenmemiz için anlatırdı. Erdem’in sorusu, topal olmaktan öte, kötü maksatlı tarihçilerin ne kadar fesat olabileceklerinin bir örneği! Ama işin acı tarafı, bugün okullarda liselerde, Cumhuriyet ve Devrimler tarihini, hamdolsun hâlâ kalan Atatürkçü öğretmenlerden öğrenen gençlerin beyinlerini, yüksek öğretimde, sözde aydın, sözde tarihçiler yıkıyorlar ve milletin de kafalarını karıştırıyorlar!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları