At ve fil

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Merkezi Ortadoğu ve dolayısıyla Türkiye olan büyük dünya savaşının arefesinde ülkemizde nelerin konuşulduğunu görüyorsunuz. Ekonomik ve sosyal anlamda mengene gibi sıkıştırıldığımız dönemde Türkiye’nin yönetimini ele geçirenlerle, bu memleketin sigortası olanların temsilcileri, çözülmeyi hızlandıracak kamp ateşine odun taşıyorlar. İçeride ve dışarıda Sevr’in dayatıldığı, Sevr’in uygulamaya koyulduğu sırada, memleketimizin asgari müştereklerde bir araya gelip, milli mukavemeti tesis ettiği esnada bu bütünlüğü bozmak için iş birlikçilerin değirmenine su dökmek işi ilk olmadığı için ciddi şüphe içerisindeyim. Bunun adı gaflet olamaz, dalalet de değildir.
İyi bir satranç oyuncusu olmadığım halde kurallarını bilirim. Satrançtaki hamlelerin en önemli aktörü sanıldığı gibi şah ve vezir değildir. Şah ve vezirin yolunu açan at ve filin sonucu nasıl etkilediğine dair gerekli bilgilere girmeye niyetim yok. At ve fillerin rollerini üstelenen siyasilerin izlerini sürmeye karar verdim. Çok gerilere değil, beş altı yıl öncesine döndüm.
Ekonomik sosyal alanda bir çizgi tutturulmuş, terör asgari seviyeye indirilmiş, içeride ve dışarıda istikrar sağlanmışken ve seçimlere iki yıl kalmışken, seçim ilan edenler, AKP ne zaman sıkışsa satrançtaki filin görevini üstlenerek, onların yolunu açıyorlar.
Cumhurbaşkanlığı satrancında, köşke giden yolu açan fil hamlesini aynı şahsın yapması tesadüf müydü?
Anayasayı tek başına değiştirme kudretini AKP elinde bulundurduğu sırada, MHP, TBMM’de bile değildi.
İnanç sömürüsü ile iktidarı ele geçirdiklerinde adına türban denen başörtüsü problemini çözmek için bir adım dahi atmayan AKP, beş yıl sonra bunu gündeme getirirken, oluşacak tepkileri göğüslemek için kimi meydana sürmüştür?
“Maddeyi bir cümle ekleyerek işi çözeriz” kolaylamasına kaçar gibi görünenler AKP’nin hamlesi için yine fil görevini üstlenmişlerdir.
22 Temmuz öncesi asli bünyesini dışladığı için baraj problemi yaşayanlara verilen en az yüzde 6’lık destek, 25 Temmuz’dan itibaren geri çekildiği gibi, o gün oy verenlerin büyük çoğunluğunun hayal kırıklığı öfkeye dönüşmüştür.
Siyasette amaç iktidar olmak ve ülkeyi yönetmektir. Devlet Bahçeli’yi tanıdığımız bugüne kadar, iktidar olup yönetmek gibi bir düşüncesi olmadığını biliyoruz. Avuçlarının arasındaki fırsatları değerlendiremeyen Bahçeli, 1999’da başbakanlıktan korkup yardımcılığını tercih etmişti, yani yönetmeyi değil, yönetilmeyi seçmişti. MHP gibi Türkiye’nin en kudretli partisini pasifize ederken, küçültmesi, asil oyuncu olmak yerine, at, fil ve kale rolleriyle satranç masasında yol açan karşı savunma görevine talip olması, mevcut durumun ona yüklediği görev değildir. 
Attan vezirin, filden şahın görevini yapması nasıl satranç kurallarına aykırı ise, siyasette Bahçeli’den onun partisinden duruşu göstermesi de beklenmiyor zaten. Büyük dünya savaşının eşiğindeki Türkiye’nin başka meselesi yokmuş gibi ortaya türbanı atıp toplumun çeşitli katmanlarında, kamplaşmaya yol açmanın adı politik manevra olamaz.  “AKP’nin elinden oyuncağını aldık”  gibi bir yaklaşımın adı siyaset değildir.
Son manevra ile AKP’ye giden yüzde 46 oydan üç beşine göz kırpıldığı zannediliyorsa, bu yanılgının en büyüğüdür.
22 Temmuz öncesi  “DB’lerin İttifakı”  başlıklı yazımda, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin şahıs olarak kârlı çıkmakla beraber, CHP ve MHP’nin bu seçimde yer alıp, beklenen oyu alamayacağını, bu sütunlardan ifade etmiştim.
Bahçeli AKP’nin türban gemisine binerek, Dimyat’a pirince gitmeyi tasarlıyorsa, evdeki bulguru kaybedeceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur.
Bu arada Cuma günleri cami avlusunda, üniversite kapılarında gösteri yapanlara ne oldu? AKP geleli beş yılı geçti. Sanki sorunları çözülmüş gibi meydanlara çıkmadıklarına göre yasa için bu ne acele?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları