Ata yurdumuzdaki kardeşler kavgasının ardındaki sebepler ve gerçekler

Altemur KILIÇ

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Arap-Acem vb. âlemlerine “açılırken”, acaba Türk dünyasında -Kırgızistan’da- olanların farkında mı? Farkındaysa, umurunda mı? Umurunda olamaz... Çünkü açıkça “etnik” milliyetçi olmamakla yani Türk Milliyetçisi olmamakla övünüyor!
Aslında çoğu Türkiye Türkleri, hatta her konuda ahkâm kesen yazarlar, gazeteciler de, şu sırada Kırgızistan’da Kırgızlarla Özbekler arasındaki, binlerce insanımızın  (evet bizim, insanlarımızın) hayatına mal olanı kanlı çatışmaları,  sanki mesela Honduras’da oluyormuş gibi, uzaktan algılıyorlar... Hem Anayurdumuz Orta Asya’daki Kırgızların ve Özbeklerin, diğer Türk boylarının -ve Anadolu’muzdaki Türklerin, aynı dili konuşan “Türkler” olduğunu ya bilmiyorlar, ya da belirtmiyorlar... Daha vahimi, Erdoğan,  “Arabizm” yaparken, “Türkizmi - Türkçülüğü - Turancılığı”, itham ediyor! Oysa Anadolu Türklerinin kaderi büyük ölçüde ve en sonunda Orta Asya’daki Türklerin kaderine bağlı... Ruslar- yabancı devletler, hep bütün Türklerin birleşmesinden korkmuşlardır ve Orta Asya’da oynanan, “Büyük Oyun”un, asıl amacı bu “Birliğe” engel olmaktı. Şimdi de,  bütün Türklerin, ortak geleceği, -“Ergenekon’dan çıkış” - Arap, çorap âleminde değil “Türk âleminde.” Yabancılar, bunun kendileri için gerçek bir tehdit olduğunu anladıkları halde, biz bunu “hayal” sanıyoruz ve kendi ayak seslerimizden korkuyoruz!
Birkaç defa yazdım: 1919 tarihli, gizli bir İngiliz istihbarat raporunda; Orta Asya’daki, bütün Türk toplulukları, sayılarıyla, belirtildikten sonra şöyle deniyor:
“Türkler şimdi yenik ama bir gün birleşirlerse halimiz duman olur”
Soğuk Savaş döneminde,  NATO Başkomutanı Amerikan Generali Haig de, “Bizi Sovyetlerden, Orta Asya’daki, milyonlarca Türk kurtarabilir ama sonra bizi Türklerden kim kurtarır?” demişti... İşte, durumun-meselenin özü budur!


Aymazlık

Şu sırada, gazete haberlerinde, Kırgızistan’daki olayların veriliş tarzına bakın; Özetle, “Kırgızlarla Özbekler çarpışıyor - Türkler arada kalıyor...”  Hele şükür; arada kalan “Türklerin -Ahıska Türklerinin Türk” olduklarını anlamışlar!.. Bu Ahıska Türkleri, yıllardır dışlandılar, oradan oraya sürüldüler! Bu haberleri yapanlar, hepsinin Türk olduğunu herhalde bilmiyorlar! 
Birkaç yıl önce,  bir Azeri Türkü bana dert yanmıştı: Bir Türk gazeteci, ona “Ne kadar güzel Türkçe konuşuyorsunuz, nasıl öğrendiniz?” demiş

Yılların ihmali
Gerçek şu ki, toplum ve devlet olarak “Türk Dünyasını” yıllarca ihmal ettik. Atatürk biliyordu; dil ve tarih araştırmalarını Türk Birliği için bu birliğin alt yapısı için yaptırmıştı... Ve Sovyet İmparatorluğu muhakkak yıkılınca, bu “Birliğin” gerçekleşeceğine inanmıştı!  Ömrü vefa etmedi!
Ama ondan sonra “Türk Dünyası”, Sovyet takıntısından -Kızıl Ordu korkusundan, Rusları kızdırmamak için ihmal edildi... Hem de, ne hazin şekillerde! Türkiye’ye iltica eden, dış Türkler dışlandı... Savaş sonunda hudutlarımıza gelen ve sığınmak isteyen Azeriler, kabul edilmedi;  yüzlercesi, Kızıl Ordu tarafından hemen orada,  kurşuna dizildiler!
1942’de, milliyetçi bazı aydınlar ve subaylar “Turancı- Türkçü” olmak, yani Türk Birliği için örgütlenmek suçundan tutuklandılar, işkence gördüler, yargılandılar! Ben de aralarındaydım ama yaşım küçük olduğu için, “Okuluna git, dersine çalış” dediler! 
Son yıllarda da, dış Türkleri çok ihmal ettik. Kerkük’teki Erbil’deki Türkmen kardeşlerimize, ilgi göstermedik... Oysa onlar “Büyük Kürdistan”a karşı, ileri karakolumuz ve son savunma hattımız oldular!
Nihayet, son zamanlarda, Doğu Türkistan’da Uygur Türklerinin kaderiyle, pek ilgilenmedik... İlgilenmiyoruz; herhalde, Çin’le iyi ilişkiler - ticaret vb. daha önemli!..

Neler oluyor
Ve şimdi Kırgızistan’da, biribirlerini kırıyorlar... TC Devletınin Başbakanı Arap alemi “açılımına” hiç olmaza bir vakfe ara verilse, biraz ilgi gösterilse -mesela arabuluculuk yapılsa- zamamı ve yeri değil midir?.. Ama şu sırada Hükumetin, Sayın Davutoğlu’nun bu konudaki çabası, sadece “Türk vatandaşlarını” kurtamak için, uçak göndermek!.. 
Bu kardeş kavgasının iç yüzünü bölgeyi çok iyi bilen Enver Altaylı kardeşime sordum... Malelesef, diğer uzmanlara Turan Yazgan Hoca’ya ve Ahat Andıcan’a  kardeşime ulaşamadım... Fakat  her konuda panel yapan TV kanalları ve  gazeteciler, bu konuyu bu uzmanlara neden danışmazlar! Enver Altaylı, durumu  özetledi: “Bu Çarlık ve sonra da, Sovyet döneminde KGB’nın Türk boylarını bölüp, egemenlikleri altında tutmak yöntemlerinin devamıdır... Ben Soros’un parmağını da ve  altında enerji ve petrol vb çıkarla ilgili oldugunu da seziyorum!

Kırgizistan’dan bir ses
Şu sırada Kırgızistan’da  bir Türk Profesörü araştırmacısı olarak görev yapmakta olan Dr. Süreyya Yiğit’e  de sordum...Süreyya, gazeteci dostum Nuyan Yiğit’in oğludur ve Atatürk’ün silah arkadaşı rahmetli Süreyya Yiğit’in  torunudur. Cevabını özetliyorum:
Türk Devletleri zor günler yaşamaktadırlar. Sebebine gelince; bunları ikiye ayrımak mümkündür: harici gelismeler ve dahili meseleler... Kardes Kırgızistan’da akan kanın  en önemli açıklayıcı etkeni, rahmeli  Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanındadır... Rahmetli Aytmatov ki, bugünlerde Bişkek sokaklarında boy boy resimleri vatandaşlarını selamlamaktadır. Türk Dunyasına cok acı bir gerçeği tanıtır ve öğretir: Mankurtlaşma... Bu nedir? Sovyetler Birliğinin Kırgız halkına kendi öz tarihini unutturmak ve ona yapay, suni bir yapıyı kendininmiş gibi inandırmak, daha doğrusu beynini bu sekilde yıkadığını anlatır ...
Dr. Yiğit bir tarih turu yapıyor:
“Diyelim ki 2010’da değil de yüz elli yıl öncesine gitsek. Takvimde yıllardan 1860’ı gösterse, bu tarihte Ismail Gaspirali daha henuz 9 yaşındadır. Ve bu topraklarda yaşayanlara çok masum bir soru sorsak, mesela  “kimsin?” desek alacağımız cevap ne Kırgız ne de Özbek olacaktır.
Niye? Çünkü, Kırgız ve Özbek yapay kavramları daha icat edilmemişti de ondan. Bu tarihlerde alacağımız cevap olsa olsa  “Ben Müslümanım, Turkistanlıyım -Türküm” olacaktir. Yüzelli yıl önce hiç bir kimse Oş’ta yani Babur’un şehrinde kendisine  “Ben Kırgızım” demezdi. Hatta yüzelli degil, yüz yıl önce 1910’da bile kimse kendisini Kazak veya Kırgız olarak tanımlamıyordu...
Pekala, bu nereden geldi, nasıl gelisti bu ayrım? İlk önce Çarlık Rusya’sı Türkistan’ı yani Orta Asya’yı istila etti ve imparatorluğuna kattı. Orta Asyalı Turkler de, boyun eğmek mecburiyetinde kaldılar,- başka seçenekleri yoktu!.. 1917’deki Ekim Devrimi ile Çarlık Rusya’sı yıkılınca Türk  kimlikleri ile - Bolseviklere inandılar... Ancak, Sovyetler acimasız diktatörlüğe dönünce Orta Asya Türkleri  gafletlerinin  bedelini canları ile ödediler...
Bazıları, o sırada Orta Asya’da Sultan Galiyef’i görebiliriz... Anadolu topraklarında da Nazım Hikmet, -romantik komünist olarak- gercekleşmesi nerede ise imkansız olan bir rüyaya tüm varlıklari ile inandılar ve ibadet ettiler. Ne yazık ki taptıkları ideolojiyi temsil eden Rus milliyetçiliğinin savunucuları Lenin ve Stalin’den başkaları değildi...
Eski Roma’nin her daim geçerli “bol ve yönet” prensibini iyi bellemis olan Stalin, Türkistan’ı bıçak ile değil, kalem ile harita üzerinde böldü... Stalin’in talimati ile kağıt üzerinde Özbek, Tacik, Kazak, Kırgız ve Türkmen yaratılmıştır. Tarihten bu yana beraber yaşayan Türk halk beşe  bölündü...  Bunlara karşı koymaya kalkanlar acımasızca öldürüldü. Bunlardan biri,  Stalin tarafından öldürülenlerden birisi de Cengiz’in babası Törekul Aytmatov’du!.
Şimdi tarih ve dış etkenlere de dahili konuları eklemekte fayda var. 7 Nisan’da Cumhurbaşkanı Bakiyev bir halk hareketi tarafından devrildi. O sıralarda Bişkek’teki sokaklarda toplanan Kırgız halkı o gece 95 şehit verdi. Ve Rus kökenli Roza Otunbayeva’nin liderliğinde geçici bir hukumet  ilan etti. Kendilerine yakın çevrelere danışarak çok dar bir çerçeve içinde apar topar yeni bir anayasa hazırladılar. Halbuki kimse Roza Otunbayeva lehine bir tek söz bile etmemişti bir gece evvel. Anayasanın hazırlanışında üniversitelere başvurulmadı, tüm ülkeyi kapsayan gerçek anlamda demokratik bir fikir alış verişinde bulunulmadan 27 Haziran’da anayasa referenduma sunuldu. Tabii ki bu alelacele gelişmeler devrik Bakiyev ailesi için de bir firsat teskil ettigini söylemek doğru olur. Bugün Roza Otunbayeva, bir açıklamasında Oş sehrindeki Kırgız-Özbek çatışmasında Bakiyev ailesinin parmağı olduğunu kamuoyuna açıkladı. Devirdiği yönetim gibi kendisi de hiç bir delil sunmadı. Bu hipotezin gerçeklik ihtimali elbette mevcuttur zira ülkeyi veba gibi saran yolsuzluk ve fakirlik halen devam etmektedir ve gecici hükumet meşruiyetini hala kanıtlayamamıştır.

“Uzaktaki Kardeşime”
Hasılı, bugun Babür’ün tarihi şehrinde Türkistanlı kardeş, kardesi katletmektedir. Tabii ki tüm dünya da buna seyirci kalmaktadır. Böyle olmasına rağmen, ne kadar yazıktır ki Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in hukumeti Gazze’deki Araplara omuz verirken Türk Cumhuriyetlerindeki kardeşlerine adeta sırtını dönmüştür. Böyle anlarda insanın aklı ister istemez buyuk Kazak şairi Mağcan Cumabay’ın “Uzaktaki Kardeşime” adlı unutulmaz şiirine uzanıyor:
“Uzakta ağır azap çeken kardeşim! ... Solmuş lâleler gibi kuruyan kardeşim.. Etrafını sarmış düşman ortasında... Göl gibi gözyaşı döken kardeşim!.. Kardeşim! Sen o yanda, ben bu yanda... Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza...  Lâyık mı kul olup durmak? Gel gidelim
Altay’a atadan miras altın tahta”
Evet -maalesef, “hasbel kader” ve “hasbel keder” bugün Ankara’da bu seslenişi kalbinde hissedecek bir hükûmet yok...

HATIRLATMA: Erdoğan’a Arapları tanıması için Falih Rıfkı’nın  “Zeytindağı” kitabını okumasını tavsiye ederim!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş