Atatürk ve bıyık

Altemur KILIÇ

Bu “Pazar-lık”ta “kitap yakmanın” tarihini yazacaktım. Fakat “Foreign Policy” adlı sözde ciddi dergideki Atatürk ve bıyıkları konusundaki gayri ciddi yazıyı görünce, yazıya hemen tepki gösteren çoğu genç sevgili vatandaşlarım gibi benim de cevap-yorum hakkım doğdu.
Charles Hommans adlı yazar, Atatürk’ün gençliğindeki pala bıyıklı fotoğrafının altında, genç Erkânı Harp (Kurmay) Kolağası (Ön yüzbaşı) Mustafa Kemal’i, Alman Kayzeri -İmparatoru- Wilhelm’e benzetmiş. İngilizce deyimiyle her durum karşısında “üst dudağının sert” olduğunu söylüyor. Doğru. Ne var ki Mustafa Kemal Atatürk bu dik duruşunu her zaman, her ahval ve şartta muhafaza etti. Sonraları bıyıklarını çağdaşlaşmanın işareti olarak kesti. Yazar da bunu teslim ediyor ama Atatürk’e “otokrat-despot” diyor ve onu çağımızın Hitler, Franko, Pinochet, Stalin ve Saddam gibi diktatörleriyle kıyaslıyor. Sanki “bıyık” despotluk-diktatörlük simgesiymiş gibi... Ve yazar sonunda Recep Tayyip Erdoğan’ın bıyığından söz ederek “iktidar Atatürk’ten sonra Erdoğan’ın eline geçti” diyor. Erdoğan’ı Atatürk ile kıyaslamak abes ama “Tek Adam” olmak istediği doğru... Fakat onda Atatürk’ün vasıflarının olduğunu farz etmek çok yanlış!..
Teşbihler hatalı ve yakışıksız. Nitekim internette yayınlanan bu yazı Türklerin tepkilerine vesile oldu. Türk ve yabancı, Mustafa Kemal’i tanıyan ve sevenler hemen dergiye sert yorumlar göndermişler. Yerim olsaydı bunlardan buraya alırdım. İnternette FP sitesinde okuyabilirsiniz Gençlere olan umudum ve güvenim tazelendi.
Ne var ki bu yorumlar arasında Atatürk’e, Türklüğe karşı kinlerini kusan diaspora Ermenisi ve Kürtçü Kürtler var...
Son tahlilde durumun mikrokozmu(özeti)...
Yazar doğru yazmış.. Bütün hayatı boyunca her ahval ve şeraitte dik durmuş, dudağını dik ve sert tutmuş olan Atatürk, Cumhurbaşkanı olduktan sonra fotoğraflarında hep “matruş”, tıraşlı.
Eskiler, “tarak, bıyık üzerinde durmazsa yiğitlik bozuldu” derlerdi. Ama Atatürk bıyığını kesmekle çağdaşlığını ifade etti. Atatürk’ün yakın arkadaşları da bıyıklarını, sakallarını kestiler. Önce badem bıyıklı oldular, sonra da tamamen “matruş”.
Ama diyeceksiniz ki “Sen muhakkak Atatürk öncesindeki gibi neden sakallı, bıyıklısın?” Bir bakıma ben sakal ve bıyıkla onlara ihanet etmiş oluyorum. Babam sakalımdan hiç hoşlanmamıştı. Hatta İsmet Paşa’nın sakalımdan dolayı kızan bir fotoğrafı da var. Benim bunlara rağmen sakal bırakmam, devlet hizmetinde de muhafaza etmem. Belki ilk sakallı devlet memuru olarak meydan okumak. Paris’te yaşarken modaya uymak. Şimdi de ihtiyarlığımda her gün tıraş olmaktan kurtulmak... Atatürk ve babam beni inşallah
bağışlarlar...
İki anekdot
Ben ilk sakallı Basın Yayın Genel Müdürü’yüm. O sırada bakanım rahmetli Turan Bilgin’in makam odasına girip çıkıyorum. Orada saatlerdir bekleyen sakallı bir Erzurumlu imam var. Bana “Hangi caminin imamısın?” diye sordu. Papazım dedim. Adam hayret ve kızgınlığından ne diyeceğini şaşırdı.
Bir defasında Başbakan Nihat Erim’le Amerika’ya gidiyoruz. Uçakta Almanya’ya giden Türk işçiler var. “Ne mübarek adam, hocasını da beraber götürüyor!..” demişler.

 

Seçim arabasını
ben icat ettim
Ankara’da seçim fuarı açılmış; sloganlar, rozetler, posterler, bayraklar sergileniyor. Bu arada adayların kiralayabilecekleri seçim otobüsleri
var. Ben seçim arabasını, bir cipin üzerine portatif hoparlör koyarak 1960 öncesinde icat etmiştim. Fakat asıl seçim otobüsleri, Ecevit’e hayatını tehlikeye atacak kadar bağlı, rahmetli ve sevgili kardeşim Mehmet İsvan’ın buluşudur. Galiba Mercedes veya Man fabrikasına biçimini dizayn edip imal ettirmişti ve Ecevit de seçim kampanyasında bunun üzerine çıkarak halka hitap etmişti. Otobüsün hoparlör sistemini Mehmet’in ricası
üzerine Amerika’dan ben göndermiştim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş