Atatürk ve cumhuriyetin bayramları

Agah Oktay GÜNER

Milletimizin sevgili Nasrettin Hocasının hikmet ve ibret dolu hikâyelerini bilirsiniz. Bunlardan birisi de leyleği kuş yapmasıdır. Sevgili hoca, leyleği uzun uzun seyrettikten sonra; makası alır ve yakaladığı leyleğin önce gagasını sonra ayaklarını ve sonunda kuyruğunu keser ve bak şimdi kuşa döndün der.
Hükümetin Cumhuriyetin bayramlarıyla ilgili olarak aldığı kararları aynen hocanın leyleği kuş yapmasına benzetiyorum. Cumhuriyetin bayramları, bu milli dirilişi belli köşe taşlarıyla anlatmak için seçilmişlerdir. Atatürk’ün gençliğe seslenişi ve 19 Mayıs Bayramı bir arada düşünülmelidir. Samsun’dan getirilen bayrak ve toprak gençliğin şuur altında milli mücadeleyi diri tutmak içindir.
23 Nisan Çocuk Bayramı TBMM’nin açılış günüdür ve Cumhuriyet Bayramı top yekûn milletin sivil ve asker kaynaşarak hürriyetçi rejimi tattıkları gündür. Atatürk bunları seçerken belli bir dikkatin, ölçünün ve heyecanın içinde olmuştur.
Mustafa Kemal’den Atatürk’e gelinen çizgide bu çelik iradeli adam ne çetin müşkülleri aşmış ve nice granit kayasını peynir gibi yoğurmayı başarmıştır. Bütün ömür çizgisinde temel hedefi iyi yetişmiş bir şahsiyet olmaktır. Çocukluğunda arkadaşları harçlıklarıyla leblebi, şeker alırken o kitap almış, okumuştur. Bu okuma aşkı O’nu hiç terk etmedi. Çanakkale Savaşı sırasında Aydos tepesinden, Madam Corin’e şöyle yazıyordu;  “Aziz Corin çarpışmalar bütün şiddetiyle devam ediyor. Gece ve gündüz durmak bilmeyen bir bomba ve ateş selinin içindeyim. Başımın üstünden insan kolları, ayakları ve gövdeleri uçuyor. Burada hâkim olan tek düşünce; ölmek veya öldürmek. Sizden ricam bu mektubu size getiren arkadaşıma bana insanlığımı hatırlatacak bir roman listesi veriniz. Arkadaşım onları satın alacak ve bana getirecek. Burada ateş yağmuru altında, siperde onları okuyarak kaybettiğim insani güzellikleri hatırlayacağım.” Nitekim arkadaşı kitapları buldu ve getirdi. 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, kan ve ölüm denizinde geceleri gaz lambasının ışığında okuyordu. Anıtkabir’i ziyaret ederseniz oradaki muhteşem kütüphanesini görürsünüz. Kültür Bakanı iken o camlı dolapları açtım ve eserlerin satır altları çizilerek okunduğunu bizzat gördüm. Kütüphaneler dolusu esere dayanan kültür zenginliği  “Büyük Nutuk” taki şaheser Türkçeye vücut vermiştir.
En çok hasretini duyduğu nesne, yetişmiş insandı. Sakarya Meydan Muharebesi’nin şiddetli günlerinde Ankara’da Maarif Şurası toplamasının sebebi budur. Çok sevdiği öğretmenlere:  “Savaşı en erken zamanda zaferle bitireceğiz, amacımız budur. Vatanın yeniden umranı bizim insanımızın gayretiyle olacaktır. İşte, o insanı siz yetiştireceksiniz” diyordu.
Her zaman kabiliyetli olanları aramak, onları yetiştirmek ve faydalı hizmetlere yönlendirmek O’nun işiydi. Lider kadrosunu kuran adamdır. Kurtuluş Savaşına başlarken kurduğu kadro, bir iftihar tablosudur. 1880-1881 doğumlu asker ve sivil nesillere ne çok şey borçluyuz. Unutmayalım! Bu askerler 20 yıla yakın süre sırtları yatak görmeyen insanlardır. 16 yıl süren Trablus, Balkan, 1.Dünya ve Kurtuluş Savaşında bu yiğitler yamçı üstüne kıvrılarak toprakta yattı. Gerektiğinde kan verdiler, can verdiler. Onların inancı, devletin ebediyen hür yaşamasıydı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında; yurtdışına önce devlet sonra da Sümerbank, Etibank, MTA gibi kuruluşların desteğiyle çok sayıda öğrenci gönderilmiştir. Değişik zamanlarda yurtdışında öğrenim gören öğrencilerin pek çoğu ülkelerine dönmüşler, büyük sorumluluklar almışlardır. Türkiye’nin kalkınmasında çok önemli roller üstlenmişlerdir.(Üretim Yoksa Çöküş Kaçınılmaz, USİAD yay.2008) Kendileri öne çıkmadan bütün imkânsızlıklara rağmen Cumhuriyetin tuğlalarını sessizce örmüşler ve sessizce göçüp gitmişlerdir.
Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı’nın hatıralarında Cumhuriyetin bu konudaki üslubu anlatılıyor. Yurtdışına gönderilen Mahmut Sadi; (Prof. Dr. Sadi Irmak. 1970’li yıllarda Başbakanlık yaptı.)  “Yıl 1923, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar okul duvarında bir ilan görüyorum. Avrupa’ya talebe yollanacaktır. Allah Allah diyorum, ülke yıkık dökük, yıl 1923. Avrupa’ya talebe! Lüks gibi gelen bir şey ama şansımı denemek istedim. 150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk ’Berlin Üniversitesi’ne’gitsin diye yazmış. Zaman geldi. Sirkeci Garı’ndayım, ama kafam öyle karışık ki gitsem mi, kalsam mı? Orada beni unutur mu bunlar? Bir an gitmemeye karar verdim, döndüm o sırada posta müvezzi ismimi çağırdı. ’Mahmut Sadi, Mahmut Sadi! Bir telgrafın var’. Telgrafı açtım, Atatürk’ten geliyordu ve aynen şunlar yazılıydı: ” Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Alevler olarak geri dönmelisiniz. “
İşte Cumhuriyetin Bayramları, kıvılcımları alev yapmak iradesinin ifadesidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş