Atatürk ve İkinci Dünya Savaşı

A+A-
Muhiddin NALBANTOĞLU

70. Yılında İkinci Dünya Savaşı ve Türkiye


İkinci Dünya Savaşı’nın bulutları ufukta görülmeye başlandığı yıllarda ABD Başkanı Rossevelt en güvendiği generallerinden olan Genelkurmay Başkanı Mac Arthur’u özel bir görevle Atatürk’e göndermişti. İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleşen görüşme sırasında Mac Arthur, Atatürk’ten dünya durumu hakkındaki fikirlerini de öğrenmek istemiştir. Atatürk’ün ona verdiği cevap 1950’lerde ABD tarafından açıklanmıştır. Bu görüşleri arasında Atatürk savaşın mutlaka çıkacağını, savaşın galibinin de komünizm olacağını, çünkü bizim komşumuz olması hasebiyle Sovyetlerin, müttefiklerin en küçük hatalarından bile büyük faydalar sağlayacağını ve savaşın ne İngiltere, ne Fransa ve ne de Almanya’nın değil, özellikle Sovyetlerin işine yarayacağını söylemiştir. Mussolini ve Hitler’in savaşı çıkaracağını, çünkü onların asker kökenli olmadığını, savaşın ne olduğunu bilmediklerini özellikle vurgulamıştır. Nitekim Çankaya’daki akademik toplantılarda da Mussolini ve Hitler hakkında aynı sözleri yakınlarına söylemiştir. Atatürk ekolünden gelen Mareşal Fevzi Çakmak’ın bir defasında Genelkurmay Başkan Yardımcısı olan Garp Cephesi Genelkurmay Başkanı Asım Gündüz Paşa’yı ikaz ederek:  “Hitler’in sık sık tekrar ettiği ‘hayat sahası’ içine Türkiye’nin de kesinlikle dahil olduğunu ve bu konuda şimdiden tedbirler alınması gerektiğini” söylemiştir. Atatürk aynı zamanda Mac Arthur’a savaşın 1940 veya 1941’de çıkabileceğini de çok büyük bir uzak görüş ile söylemiştir. Nitekim savaş 1 Eylül 1939’da başlamıştır. Mussolini’nin akıbetini bile aynen ifade etmiştir. Sonra yine Atatürk’ün başta İnönü olmak üzere etrafındaki yakınlarına “Ne kadar yazık ki savaş beni hasta olarak yakalayacaktır. Olaylara doğrudan müdahale edemeyeceğim bir durumda yakalayacaktır...” demiştir. Savaş, Atatürk’ün vefatından çok kısa bir süre sonra başlamıştır.
Yedi yıla yakın bir süre Türkiye’nin çevresinde bir ateş çemberi oluşmuş ve Türkiye, bu savaşa bulaşmadan sürdürdüğü “bıçak sırtında siyaset” sayesinde kurtulmuştur. Bu savaştan büyük bir riske girmeden sıyrılıp çıkmamızda da Atatürk ekolünden gelen devlet adamlarımızın varlığı rol oynamıştır. Şöyle ki: Washington’da büyükelçi olarak bulunan Münir Ertegün Atatürk’ün ilk günlerinde Ankara’nın Umuru Siyasiye (yani bir çeşit dışişleri yönetmeni) olarak bulunmuş ve Yusuf Hikmet Bayur ile beraber Türk Dışişleri Bakanlığı’nın kurucularından olmuştur. Daha sonra Lozan’da da Atatürk’ün görevlendirdiği heyette vazife almıştır. Washington’a Roosevelt’in nezdine büyükelçi olarak yine Atatürk göndermiştir. Yine bu savaş sırasında Londra Büyükelçimiz olan Hüseyin Rauf Orbay da Atatürk ekolündendir. Biri Washington’da Roosevelt’in her zaman buluşup sohbet ettiği, satranç oynadığı dostu olmuştur. Öbürü Londra’da Başvekil Churchill’in yakın dostu ve sırdaşı durumunda idi. Bu iki büyük diplomatımızın gayretleri de Türkiye’nin savaş dışı kalmasında çok önemli roller oynamıştır. Ankara’da da yine Atatürk ekolünün iki büyük adamı Mareşal Fevzi Çakmak ile İsmet İnönü vardır. İnönü hem Adana buluşmasında ve hem de Kahire buluşmasında Churchill’in yönlendirmesi ile savaşa sokulmak istenmesine direnmiştir. Bir defasında Churchill’e şöyle demiştir: “-Biz savaşın ne demek olduğunu çok iyi bilenlerdeniz. Biz savaşa girmeden üç kere düşünürüz. Sonra yine üç kere düşünürüz. Sonra yine düşünürüz.”  Kahire Konferansı dönüşünde Mareşal’e konuyu açtığında, o zamanki kabine üyesi ve olayın şahidi olan Suat Hayri Ürgüplü’nün anılarında da kaydedildiği gibi, Mareşal elini masaya vurarak şöyle der:
“-Siz cumhurbaşkanısınız. Yani başkumandansınız. Ama benim askerim neden savaştığını bilmeden savaşmaz. Bu savaşa niçin gireceğiz? Siz işi bana bırakınız, lütfen. Ben onları oyalarım” demiştir. Nitekim öyle de olmuştur. Bütün yukarıda zikrettiğimiz zatların elbirliği ile çalışmaları sonucunda Türkiyemiz büyük bir felaketten, yaşlı dünyamızın çağlar boyu gördüğü en büyük felaketten yüzakı ile sıyrılıp çıkmıştır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları