Atatürk'e nankörlük tarihimize ihanettir

Agah Oktay GÜNER

                Türkiye bir garip dönemden geçiyor. Sayfalar dolusu makale, 'sıcak terör çatışmalarının yaşandığı yurt bölgesinde nasıl oluyor da binalar yıkıldı' diye sorabiliyor. Keskin nişancıların ölüm yağdırdığı bir ortamda vatandaşa "sokağa çıkma!" demek suç olabiliyor. Terörle mücadele eden devletimizin güçlerine suç isnat etmek teröristlerin dağ gibi hainliklerine gözleri kapamak demokrasi zannediliyor. Tabii bu arada çok acı olaylar da yaşıyoruz.

                Çanakkale zaferimizin 101. yıldönümünde, üzülerek söyleyeyim  bu zaferi onu başaran kahramanların haklarını vererek anlamıyoruz, anlatmıyoruz. Bugün gelinen nokta ise tam bir nankörlük. Nankörlük hiç şüphesiz kusurların en büyüğüdür. Karakteri zayıf, ahlaki değerleri gelişmemiş insanlar nankörlüğe elverişli yapıdadır. Son 10 yıldır sosyal yapımızda var olan bazı nankörlüklerin hızla geliştiğini görüyoruz. Bunların başında Atatürk, O'nun temsil ettiği devlet anlayışı, Laiklik, Tevhid-i Tedrisat Kanunu geliyor.

***

      Çanakkale Savaşları deniz ve kara olmak üzere iki bölümden meydana gelir. Deniz savaşının kahramanı zaferden sonra Paşalığa terfi eden Cevat Çobanlı ve Nusret Mayın Gemisi'dir. Çobanlı Paşa'nın hazırladığı savunma planı mükemmeldir ve kahramanca uygulanmıştır. En ileri teknolojiyle yapılmış düşman donanmasına mensup zırhlılar Türk tabyalarına, siperlerine 18 saat bomba yağdırmış ve karşılığını da almıştır. Türk topçusunun, yürekli atışları müttefik donanmasının Çanakkale'de su altı müzesine dönmesini sağlamıştır. Nusret'in döşediği mayınlar düşman gemilerini bitirmiş, savaşın kaderini değiştirmiştir. 

                İkinci bölüm kara savaşıdır. Kara savaşının lider karakterli komutanı 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, O'nu generalliğe götüren başarı çizgisinde sorumluluk almaktan çekinmeyen bir yiğit Türk subayıdır. Yıllarca bu memlekette Cevat Çobanlı'nın adı unutturuldu. Şimdi unutturulma sırasının Mustafa Kemal'e uygulandığını görüyoruz. Bunlar ne zavallı gayretlerdir. Mustafa Kemal, Çanakkale'de bir bayrak adam olmuştur.

                Şu çok açık bir gerçektir ki; büyük adamları her insanda bulunabilen kusurlar asla küçültmez. Ord. Prof. Süheyl Ünver çok yerinde bir yorumla şöyle diyor: "Bizce büyük adamların kusurları değil, kemalleri ortaya konur. Bundan gafil gibi davrananlara bu ruh hâletlerinin bozukluğundan dolayı acınır." Hoca büyük adamlarda kusur aramaya yatkın olanlarla karşı karşıya gelip onları dinledikçe ABD'de tarih hocası olan Harold Lamp'ın şu sözünü hatırlar olmuştur: "Kanuni öyle büyük bir padişah ki hatalarını bir, iki, üç diye sayabiliyor fakat hizmet ve faziletlerini sayamıyorsunuz." (Hicran Göze, Yahya Kemal ve Atatürk Aralarında neler yaşandı?, Boğaziçi Yayınları)

 Tarih hocası H.Lamp'ın bu sözünü günümüze uygularsak Atatürk'e karşı nankörlüğün sefaletini çok daha iyi anlarız. Yunan, İzmir'de denize dökülürken Büyük Britanya Sömürge İmparatorluğu'nun temelleri çatırdamaya başlamıştı. Hindistan ayaktaydı. Fransız sömürgeleri Mustafa Kemal'in bayrak şahsiyetini kucaklamışlar, mazlum milletlerin kahramanı diyerek coşkuyla sokaklara dökülmüşlerdi. İslam Dünyası O'nun şahsında kurtuluşunun ümidini ve önderini bulmuştu. Batılılaşma, modernleşme yolumuzda Sultan II. Mahmud'un yaptığı reformlarda kullandığı kılıcın Atatürk'ün kılıcından çok daha sert ve keskin olduğunu görmek, anlamak zorundayız. Bugünün Türkiye'si Mustafa Kemal'in deha çapındaki eğitim, kültür ve ekonomi politikalarının ürünüdür. Büyük Taarruz öncesi Ulukışla'da süngü imal eden bir tek usta vardır. Ne yazık ki Ulukışla'daki bu tablo yurdun bütün köşelerinde geçerlidir. Ama bugün savunma silahlarını kendisi yapabilen bir Türkiye gerçeği var. Ekonomideki yanlış kararlara rağmen 150 milyon dolar ihracat yapan 75 milyon vatandaşını besleyebilen bir Türkiye var. Kendimizi ve yakın tarihimizi dürbünün tersiyle seyretmekten artık vazgeçmeliyiz. Millî kahramanlara layık oldukları saygıyı göstermeliyiz. Vatan büyük evlatlarının omuzlarında yükselir.

  Dolmabahçe Caddesinde Beşiktaş-Kabataş istikametinde asılı olan Atatürk tablolarının kırılmış, çatlamış çerçeveleri bir vefasızlığın eseri değil mi? Vefasızlık bize yakışmıyor.                   

                Ankara/Ulus'taki Atatürk Anıtını geceleri karanlığa boğanlar, kendi geleceklerini kararttıklarını ne zaman anlayacak?

                Orta Doğu'nun her türlü ihanete rağmen tek ışığı Türkiye'dir. Bunu Atatürk'e borçluyuz.

                Değerli diplomat, Bilal N. Şimşir "Doğunun Kahramanı Atatürk" adıyla çok ciddi bir eser yayınladı. Sayın Şimşir'i candan kutluyor, eseri okumanızı samimiyetle tavsiye ediyorum.          

 

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş