Atatürk’le Samsun’a çıkmak!..

A+A-
Behiç KILIÇ

Değerli Tarihçi Yazar Muhittin Nalbantoğlu, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ile birlikte Samsun’a ayak basan heyette olan Hüsrev Gerede’nin anılarını yazdı.. Sayın Nalbantoğlu’nun izniyle bu değerli anılardan alıntı yapalım..
Nalbantoğlu’nun satırları..

***


Atatürk’ün 1928 yılında zaferden sonra İstanbul’u ilk defa ziyaret ettiği günkü konuşmasını zikredelim:
 “İki büyük cihanın mültekasında (kavşak noktasında) eşsiz kahraman İstanbul, bütün Türk Milleti’nin kalbinde yeri olan şehirdir.
On yıl önce işgal altındaki İstanbul’dan içim sızlayarak ayrıldım. Uğurlayanım yoktu. On yıl sonra ise sevinçten coşan, taşan İstanbul’a kavuşmuş bulunuyorum...”

***


30 Nisan 1919’da Mustafa Kemal Paşanın 9’uncu Ordu Müfettişliğine tâyin edildiğine dair irade çıktığını işittik. Harpte o taraflarda vazife görmüş olduğum için, beni karargâhına almasını tavsiye etmişler.
Acele görüşmek istediğini bana haber verdiler. Halâskâr Gazi Caddesi’ndeki eve gittim. Mustafa Kemal Paşa, Şark cephesindeki hizmetlerimi bildiğini, arzu edersem karargâhına almak istediğini söyledi.
Beni dikkatle, memnunlukla dinleyen büyük adam “İstanbul’da düşman süngüsü ve hükmü altında millî sahada hizmetin hem çok çetin, hem de muvaffak olmanın hemen imkânsız olacağını, bu sıralarda memlekette işgal dışında, Anadolu içinde emniyet ile hizmet edebileceğimizi, zaten müfettişlik vazifesini sırf bu emel ve gaye ile kabul etmiş bulunduğunu” söyleyince dünyalar benim oldu. 
16 Mayıs 1919 saat 16,30’da ufak bir gemi olan “Bandırma” vapuruyla yola çıktık.
Vapurumuz Kavaklar’a gelince durdu. Gemiye birkaç İtilâf zabitinin motörle yaklaştığını görünce Paşa’nın yanında bulunmağı tercih ettim ve vaziyeti bildirdim. Mustafa Kemal,  “İtilâf zabitleri cephane ve silâh aramağa gelmişler” deyince, gülümsedi. Cevaben:  “Budala harifler, biz cephane, silâh değil, kafa ve iman götürüyoruz”  dedi.
Akşamın sekiz buçuğunda Boğaz’dan çıktık. Biz açıldıkça deniz de kabardıkça kabardı. Gece yarısına kadar güvertede kaputlarımıza sarılmış bir halde oturabildik. Kamaralara inmeğe mecbur olduk. Ayın 18’inde öğleye doğru Sinop limanına girebildik. Liva Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey, Sinop’tan bir kâğıtla bize İzmir hâdiseleri hakkında elde ettiği malûmatı yetiştirdi.
Pek vazıh olmayan, fakat işgali bildiren bu kara haber bizi çok üzdü. Sinop’tan Samsun’a doğru yola çıktık.
Denizin çok dalgalı olması, fırtınanın şiddeti sebebiyle gemi süvarisi bütün seyahatte usulen rotasını sahilden uzak tutmak mecburiyetinde idi.
Mustafa Kemal Paşa da bundan sinirlenmekte idi. Yaveri, centilmen bir genç olan Muzaffer Bey’den öğrendiğime nazaran “Kaptana sahilden uzaklaşmamasını, icap ederse baştan karayı dahi göze almasını” emretmişi
Bir aralık vapurun pusulasının bozulduğunu da yolda duymuştuk.
Hakikaten vaziyet çok tehlikeli idi.. Atatürk’ün samimî dostlarından olan Hamidiye kahramanı Rauf Bey’in bizim İstanbul’u terketmemizden bir gün evvel Paşa’nın Şişli’deki evine giderek sevdiği ve takdir ettiği bu arkadaşına; “Geminizin Boğaz’dan çıktıktan sonra İngilizler tarafından tevkif edileceğini duydum. Seni tevkif etmek istiyorlarsa şimdiye kadar edebilirlerdi. Hazır bu rivayetler çıkmışken durma, yola çık” dediğini bizzat Rauf Bey’in kendisinden, sonraları öğrenmiştim.
 Hakikaten biz yola çıktıktan sonra gemimizi yakalayıp İstanbul’a getirmek vazifesiyle arkamızdan bir İngiliz torpidosu saldırılmış olduğunu da Samsun’a çıktıktan sonra duymuştuk ve Atatürk “Bu da Allah’ın bir lûtfu” demiştir. Bandırma vapurunun rotasını mümkün mertebe sahile yakın tutmasının bizi bulamamasına sebep olduğu tabiîdir. Her halde vatanı kurtaracak bu büyük adamın daha ilk adımda Cenabı Hak tarafından korunmuş olduğu muhakkaktır. Uğurlu, küçük ‘Bandırma’mız direğinde ordu kumandanlığı bayrağı çekilmiş olduğu halde 19 Mayıs 1919 günü sabah saat altıda lâtif, sakin, güneşli bir hava ile şan ve şerefle Samsun önünde demirledi.”

Yazarın Diğer Yazıları