Atatürk'ü anıyoruz

A+A-
Rauf DENKTAŞ

14 yaşındayım. Babam eve bir HMV Radyo aldı. Nedeni, Atatürk’ün hastalığı ile ilgili günlük raporları takip etmek. Atatürk günlerdir hasta. Sanki biz de hastalanmışız gibi bir hava var. Babaannem ile anneannem birlikte kıldıkları namazdan sonra birlikte Atatürk’ün sağlığı için dua ediyorlar, tespih çekiyorlar. Biz gençler, evimizin bahçesinde, mersin ağacının altında Atatürk’ü konuşuyoruz. Atatürk ölmez diyoruz. Ve akşam üstü babam eve gelir gelmez radyoyu açıyor. Sağlık bültenine sıra gelince tüm sesler susuyor. Babam, üzüntülü veya sinirli olduğu anlarda yaptığı gibi mendilini çıkarıp alnını silmeye başlıyor. Gözleri bulutlanmış. Şapkasını alıp dışarıya çıkıyor. Ninelerim bültenden fazla bir şey anlamamışlar ama babamın halinden “Galiba haberler iyi değil” yorumunu yapıyorlar.
Okulda Türk çocukları gruplar halinde Atatürk’ü konuşuyor. Ölürse ne olacak? “Ölmez bre” diyor bir arkadaş. Ölmez diyoruz hepimiz. Evde babama soruyorum. Atatürk ölür mü? Ölürse Türkiye’ye ne olur? “Ölmez inşallah” diyor. Günler böyle geçiyor. Haberler iyi değil. Bir gün babamla birlikte Dr. Pertev beye gidiyoruz. Dr. Pertev bey aile doktorumuz. Babacan bir kişi. Atatürk’ün hastalığı ve son yayımlanan raporlar hakkında yorum yapıyor. Bir şey anladığım yok, fakat doktorun mimiklerine bakıyorum. Gözler yaşlı, ses tonu üzüntülü. Babam mendili ile başını siliyor. Galiba gözüne de bir şey kaçmış. Gözlerini de siliyor. Hiçbir şey  konuşmadan eve dönüyoruz. Radyoda sağlık bülteni. Sessizlik içinde dinliyoruz. Bu gün, geçmiş günlerdeki bültenlerden farklı galiba. Babam ağlıyor. Ağladığını görmeyelim diye acele yukarı yatak odasına çıkıyor.
 Ve ertesi gün Kıbrıs Türkleri tümüyle ağlıyor. Sanki her evde bir değil birkaç cenaze varmış gibi bir yas bulutu kaplıyor Kıbrıs’ı. Atatürk öldü! İnanmak istemesek de gerçek bu!
 Okulda da yas var. Kanadı kırık kuşa dönmüşüz sanki. Şimdi ne olacak?
Korku var içimizde. Eve gelir gelmez babama soruyorum. Şimdi ne olacak?
 “Korkma, bir şey olmaz. Onun yerine geçecek İstiklâl Savaşı kahramanları var” diyor. İnönü  herkesin ümidi.
 “Hayatın tadı kalmadı” diyor babam. Herkes aynı görüşte. Atatürk’ün yakın silâh arkadaşı “Onsuz bir dünyada yaşamam” diyerek intihar etmiş. Radyodan Ankara’yı, İstanbul’u dinliyoruz. Dinliyor ve ağlıyoruz. Şairler bizi daha da ağlatan şiirler yazmış. Her gün birkaç tanesini yayımlıyorlar.
En sonunda Kitapçı Lütfü bey haber gönderiyor. Atatürk’le ilgili şiir kitabı gelmiştir. Bisikletimin üzerinde uçarcasına gidip bu kitabı alıyorum. Evde ninelerime, babam gelince babama Atatürk şiirlerini okuyorum. Yine gözyaşı var. Ve tesellimiz: O ölmedi. Türk ulusunun kalbinde yaşayacak ve Türk gençliği onun eserlerine sahip çıkacak!
 Evet. O ölmedi! Ölmüş olsaydı O’nu öldürmek ve tarihten silmek için bunca yıl uğraşanlar olur muydu?
Onlar yetmedi. Avrupa Birliği “Atatürk ilkeleri AB normlarına uymaz” diyor. Ondan korkuyorlar. Onun eserlerinin sağlamlığını kıskanıyorlar. O “üniter devlet” dedi. Parçalamak istiyorlar. O “ulus devlet” dedi, globalleşmek adı altında yok etmek istiyorlar. O “Ne mutlu Türk’üm diyene” dedi.
Türkiye’yi ümmetlere bölmek istiyorlar, “azınlık olmayanları da azınlık yapınız”       buyuruyorlar.
 Evet! Sen ölmedin Atam! Sen varsın ve var olacaksın. Ne demişler? “Türkiye! Sana Atatürk’ü bahşettiği için Allah’a, ondan sonra ne görmüşsen, ne elde etmişsen onlar için de Atatürk’e şükret” demişler. Bundan ötesi olamaz. Atatürk bizimle yaşamakta, her doğan Türk genci ile yeniden doğup büyümektedir. 

Yazarın Diğer Yazıları