Atatürk’ü de dışlamak isteyen aynı zihniyetti!

Muhiddin NALBANTOĞLU

Cumhurbaşkanı seçimine sayılı günler kala adaylardan Tayyip Erdoğan rakiplerinden Ekmeleddin İhsanoğlu için insaniyete ve siyasi nezakete hiç yakışmayan bir laf ederek gündeme oturdu.  “Tanınmıyor” denilen İhsanoğlu’nun her geçen gün halk tarafından benimsenip sempatiyle karşılanması karşısında kimyası bozulup paniğe kapıldığı anlaşılan Tayyip Erdoğan, hakkında söyleyecek bir şey bulamayınca onun Kahire’de dünyaya gelmiş olmasını diline doladı. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bu toprakların evladı olmadığını iddia eden Tayyip Erdoğan, “Nasıl bu toprakların evladı ya... Kahire doğumlu, 30 yaşında Türkiye’ye gelmiş hangi bu toprakların evladı... Kime anlatıyorsun bu toprakların evladı biziz biz...” diye höykürüverdi. 
Aslında Tayyip Erdoğan’ın bu söylemini ve davranış tarzını yadırgamamak gerekir. Çünkü, bugün Tayyip Erdoğan’ın takipçisi olduğu siyasi zihniyetin öncüleri 90 küsur yıl önce, aynı kafa ile Atatürk’ü siyaseten ekarte edip dışlamaya kalkmıştı.
Şöyle ki; 2 Aralık 1922 yılında Seçim Kanunu’nun değiştirilmesi hakkında hazırlanan kanun tasarısında; milletvekili olabilmek için ülke sınırları içinde bir yerde en az 5 yıl ikamet etmiş olmak ve doğduğu yerin ülke sınırları içinde olması şartı getiriliyordu. Doğduğu yer olan Selanik, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kaldığı gibi, cepheden cepheye koştuğu için bir yerde 5 yıl ikamet etme imkanı da bulamayan Mustafa Kemal Atatürk’ü muhalifleri, bu kanun tasarısıyla ekarte etmeyi planlamışlardı. Bu çirkin tezgah karşısında TBMM kürsüsüne çıkan Mustafa Kemal, yaptığı tarihi konuşmayla oyunu bozup muhaliflerine unutamayacakları bir ders verdi. Kendisine reva görülen bu vefasızlık ve nankörlük karşısında öfkesini dizginlemeye çalışarak yaptığı konuşmasında Mustafa Kemal özetle şunları söyledi:
 “Efendim!
Bu kanun teklifi bir gizli amacı içine alıyor ve bu özel amaç doğruca şahsa mahsus olduğundan izin verirseniz kendi fikrimi arz etmek istiyorum. Bu kanun teklifi, doğrudan doğruya benim şahsımı vatandaşlık haklarından iskat etmek maksadına yöneliktir.
Maalesef, doğum yerim bugünkü milli sınırlarımız dışında kalmıştır. Fakat bu böyle ise bunda benim asla bir kasıt ve kabahatim yoktur. Bunun sebebi, bütün memleketimizi milletimizi yok etmek isteyen düşmanların kısmen engellenememiş olmasıdır. Eğer düşmanlar tamamen başarılı olmuş olsalardı, Allah korusun, bu teklife imza atanların bile memleketleri sınır dışında kalabilirdi.
Bundan başka, bu teklifin talep ettiği diğer bir şarta sahip bulunmuyorsam, yani 5 yıl devamlı bir seçim bölgesinde ikamet edememişsem, o da bu vatana ifa ettiğim hizmetler yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği şartı yerine getirmeye çalışsaydım, İstanbul’u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar’daki savunmayı yapmamam gerekirdi. Eğer ben bir yerde 5 yıl oturmaya bağlı olsaydım Bitlis ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır yönünde yayılan düşmanın karşısına çıkmamam, sadece Bitlis ve Muş’u kurtarmaktan ibaret olan vazifemi yapmam gerekirdi.
Bu efendilerin istediği şartları kazanmak isteseydim Suriye’yi tahliye eden orduların enkazından Halep’te bir ordu kurarak düşmana karşı savunma yapmamam ve bugün milli sınırlarımız dediğimiz sınırı fiilen tespit etmemem gerekirdi... Sonraki çalışmalarım hepinizin malumudur. Hiç bir yerde 5 yıl oturamayacak kadar mesai sarf etmiş bulunuyorum. Ben zannediyorum ki, bu hizmetlerimden dolayı milletimin muhabbetine ve teveccühüne mazhar oldum. Belki bütün İslam dünyasının sevgi ve saygısına sahibim. Bundan dolayı, bu sevgiye karşılık vatandaşlık haklarımdan atılmaya maruz kalacağımı asla hatıra getirmezdim. Tahmin ediyordum ki, düşmanlar bana suikast etmek suretiyle ve memleketimdeki hizmetimden beni uzaklaştırmaya çalışacaklardı. Fakat hiç bir zaman hatıra ve hayale getiremezdim ki, yüce Meclis’te, velev ki 3 kişi olsun aynı zihniyette bulunabilsin. Bundan dolayı ben anlamak istiyorum... Buraya imzasını atmış olan efendilere söylüyorum. Bilmek istiyorum ki, bu efendiler seçim bölgelerinin ciddi olarak fikir ve hislerinin sözcüsü müdürler? Yine efendilere söylüyorum, mebus olmak itibarıyla bir sıfata sahip bulunuyorlar. Bunun için demek istiyorum ki, millet bu efendilerle hemfikir midir?
Efendiler! Beni vatandaşlık haklarından atmak yetkisi bu efendilere nereden verilmiştir? Bu kürsüden resmen yüce topluluğunuza ve bu efendilerin seçim bölgeleri halkına ve bütün millete soruyor ve cevap istiyorum!
Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur.” 

***

Mustafa Kemal’in, kendisini ekarte etmek isteyen gafillere cevabı böyle... 
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun şahsına yönelik siyasi seviyesizlik karşısında siyasi nezaketin içinde kalarak Tayyip Erdoğan’a verdiği cevap da şimdiden tarihin sayfalarındaki yerini aldı:
 “Benim babam Yozgatlı İhsan Efendi gurbette vefat etti. Ben de gurbette doğdum. Gurbette doğmak bir nakise (eksiklik, kusur) değildir. Bilakis onun çok önemli manası vardır. Gurbette doğanların çoğu vatanın kıymetini, değerini, bayrağın manasını bilir, daha hassas olurlar. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. Bir insanın gurbette doğması tabii bir şey. Mühim olan insanın vatanına, bayrağına sadık olmasıdır. Allah’a şükür ben bütün bu değerlere hizmet ettim. Böyle bir ailenin evladı olmaktan iftihar ediyorum. Soyu sopu belli olan bir aileden gelmiş olmanın verdiği rahatlık içerisinde bana ve aileme karşı yapılan bu iftiraların hiçbirine kıymet vermiyorum.” 
----------
Meraklıları için not: Atatürk’ün TBMM kürsüsünde 2 Aralık 1922’de  “Seçim Kanununun Değiştirilmesi Hakkındaki Teklif Münasebetiyle” yaptığı tarihi konuşmanın sadeleştirilmemiş orijinal ve tam metnini  “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”  adlı eserde bulabilirsiniz    M.N.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş